Hâricî siyâsetlere gelince görece farklı bir tablo çıkıyor karşımıza. Hatırlamalıyız ki, bir defa bahsi geçen dünyâ düzeni kurumsal bir temele oturmuyor, adına
denilen bir dizi zarûretten doğuyordu.
Uluslararası hukuk, ulusal hukuklara göre yaptırım gücü çok gerilerde olan zayıf bir sâha idi.
Bu tarz metinlere imza atmış olan devletler, bilhassa da güçlü olanları, taahhüt ettikleri hususlara uymayabiliyor; yaptıkları da yanlarına kalıyordu. Hoş,
(Detant) olarak bilinen 20.Asrın son evrelerinde, karşılıklı olarak dengeleri dehşet dengesi olmaktan çıkarmak yolunda atılmış adımlar vardı. Ama bugün SALT’dan (Stratejik Silahları Sınırlandırma Antlaşmaları) geriye ne kaldı? Koca bir hiç.. Kurumsal taşıyıcıları zayıf olan, “ikili”, “üçlü”, “beşli”, “yedili” olarak sınıflandırılan güçlülerin zayıfları ezmesi vak’ay-ı âdiyedendi. BM’de güçlülerin veto hakkı taşıması bunun en yoz tezâhürüydü. Bu itibârla, küreselci iyimserlik başladığı yerde sönümlendi ve uluslararası siyâset hızla aslına,
reelpolitik -machtpolitik
eksenlerdeki devletlerarası siyâsete rücû etti kaydı.
ile
veyâ
arasında çok zaman geçmemiştir. Siyâsete dâir entelektüel alâkanın, meselâ akademyada
siyâset biliminden uluslararası ilişkiler disiplinine kayması
tesâdüfî değildir. Bunun, dâhilî siyâsetlerde yaşanan yıkıcı, hattâ ölümcül neticeler doğuran basitleşmelerin, daralmaların hâricî siyâsetler üzerinden dolayımlanması da diyebiliriz. Tabiî ki mutlak değil. Meselâ
hâricî siyâset yorumlarının dâhilî siyâsetler konusunda yapılmış olan değerlendirmelerin uzantısı
olarak bakanlar da azımsanmayacak kadar çok. Lâkin bir ikinci ihtimâl daha var. Buna, dâhilde yaşanan yakıcı ve giderek tahammülfersâ olan her meselenin
olarak bakıyorum. Evlerde yaşanan meseleler çözümsüz kaldığında ilk ve son defâ moralpolitik hesaplaşmaların konusu hâline geliyor. Kendi kendisini sönümlendiren kahırlı bir hâdise bu.
Moral destekli bir kahırlanma, daha sonra moral eşiği atlayarak kendisi kahredici
bir kıvam tutuyor. (Bugün siyâsetler tekfircilikle vaftiz edilerek piyasaya sürülüyor). Kahırlılıktan kahrediciliğe evrilmek insan için taşınması zor bir hâldir. İşte tam bu sırada devletlerarası siyâsetler imdâda yetişiyor. Medyatik mecrâlarda tuhaf vasatlar ve bu vasatları dolduran, sinirleri alınmış gibi konuşan
zuhûr ediyor. Hiçbir moral endişe duymadan stratejik tahliller yapıyorlar. Kimin ne zaman nasıl kazanacağı veyâ kaybedeceğini hesaplayan yazılar ve konuşmalar bunlar.
İnsânî bedelinin hiç mevzu edilmediği
, tamâmen başarıya veyâ kazanmaya odaklı bir bakış bu. Siyâsetin stratejiyle özdeşleşmesi bu. Ekonominin,
’ten ayrışması,
zuhûru; nihâyet
ekonominin finansallaşması
kadar dar görüşlü (parochial) ve karanlıkçı (obskürantist) bir sürecin başka bir yüzüdür
siyâsetin uluslararası siyâset tarafından tahtında indirilmesi.
Finansın ekonomiye yaptığını stratejizm siyâsete yapıyor. Hayra yorulacak işler değil bunlar.