İlber Ortaylı’nın ardından…

04:0018/03/2026, Çarşamba
G: 18/03/2026, Çarşamba
Taha Kılınç

Ofisimde çalışırken, bir gün telefonum çaldı. Açtım. Karşımdaki ses, oldukça net ve tok bir tonda “Ben İlber Ortaylı!” dedi ve -adeta bana söz hakkı bile tanımadan- seri bir biçimde konuşmaya başladı: Derin Tarih’in özel sayılarından birini başından sonuna kadar dikkatle okumuştu. İçeriğe dair bazı tenkit ve tekliflerde bulundu. Ardından “akademimizin içinde bulunduğu acıklı hale” değindi. Sonra konu hızlıca Ortadoğu ve İslâm coğrafyasına intikal etti. Hoca’nın keyifli olduğu günlerden birindeydik

Ofisimde çalışırken, bir gün telefonum çaldı. Açtım. Karşımdaki ses, oldukça net ve tok bir tonda “Ben İlber Ortaylı!” dedi ve -adeta bana söz hakkı bile tanımadan- seri bir biçimde konuşmaya başladı:

Derin Tarih’in özel sayılarından birini başından sonuna kadar dikkatle okumuştu. İçeriğe dair bazı tenkit ve tekliflerde bulundu. Ardından “akademimizin içinde bulunduğu acıklı hale” değindi. Sonra konu hızlıca Ortadoğu ve İslâm coğrafyasına intikal etti. Hoca’nın keyifli olduğu günlerden birindeydik belli ki, benim araya girmeme bile hacet kalmadan, yolumuz Filistin’den Doğu Türkistan’a kadar her yere uğradı. Laf arasında kendisi hakkındaki eleştirileri de cevaplıyor, zaman zaman sesi yükseliyor, üslubu sertleşiyordu. “Filistinliler toprak sattı demişim, bunu tenkit ediyorlar. Yalan mı? Satmadılar mı?” diyerek, bu konudaki duruşunun altını bir kere daha çizdi. Bir şey söylemedim, zaten konuşmanın akışı benim müdahale etmemi imkânsız kılacak biçimde hızlı ve yoğundu. Hoca konuları dilediği şekilde ve zamanda kendisi değiştirdiğinden, ben sadece dinlemekle yetiniyordum.

Zannediyorum yarım saate yakın konuştu. Telefonu kapatırken, “Bana muhakkak uğra. Hatta, dur bakayım, haftaya gel bana. Sohbet edelim. Şu Doğu Türkistan’ı anlat. Kitabından haberim var. Gördüklerini senden dinleyeyim” dedi. “Çinlilerin dünyayı istilası”na dair öfkeli cümleler eşliğinde… Bahsettiği zamanda bir seyahatte olacaktım, sonrasında da denk gelmedi, oturup konuşamadık. İlber Ortaylı’yla ilk ve tek temasım, bu konuşmadan ibaret kaldı. Derken, geçen cuma vefat haberi geldi.

Sohbet ortamlarında konu ne zaman kendisinden açılsa, şu noktaları muhakkak vurgulamışımdır:

Ömrünün son 20 senesinde, kayda değer neredeyse hiçbir metin yazmadı İlber Hoca. Piyasada dolaşan ve “çok satan” kitaplarının ekseriyeti çalakalem kâğıda geçirilmiş notlardan ve konuşmalarının deşifrelerinden ibaret. Popüler kültürün tadını aldıktan sonra, ekranlarda ve salonlarda, “dönemin ruhuna uygun” konuşmalar yaparak şöhretine şöhret kattı. Konuşmalarının içeriği muhataplarına ve davet sahiplerinin dünya görüşüne göre şekillendiği için, aynı konuda birbiriyle tenakuzlar içeren yorumlar bıraktı arkasında. Birçok mevzuda, tam olarak ne düşündüğünü veya meseleye gerçekten nasıl baktığını hiç bilemeyeceğimiz muğlaklıklar kaldı. Fakat -kolundan tutup o tarafa çekmeye çalışanlara inat- “münkir” olmadığının şahidiyiz.

Vefatını bana haber veren dostuma “Arkasında bir sürü ‘keşke’lerle gitti…” dedim. Keşke ekranlarda reyting malzemesine dönüşmek yerine daha ciddi eserler vermeye odaklanabilseydi mesela. Keşke şöyle yüksek kalitede ve dünya çapında talebeler yetiştirebilseydi. Keşke kritik zamanlarda mikrofonlar ve kulaklar kendisine döndüğünde risk almayı başarabilseydi. Keşke, Filistinlilerle alakalı o talihsiz cümleleri kuracağına, -o bilindik üslubuyla- “Filistinliler topraklarını filan satmadı, bunları emperyalistler uydurdu, siz de yemeyin kardeşim. O kadar cahil olmayın!” diyebilseydi. Bu cümleler, Türkiye’de milyonlarca kişinin fikrini değiştirir, kangren olmuş bazı yaraları kapatırdı. Ama bu tarihî hizmet ne yazık ki kendisine nasip olmadı.

Yıllar evvel, güzel bir tesadüfle, İlber Ortaylı’nın gençlik yıllarında yaptığı bir Kudüs ziyareti sırasında tuttuğu defterleri incelemiş, sayfa sayfa fotoğraflayarak bir kopyasını kendi arşivime kaydetmiştim. El yazısıyla notlar almış, kenarına kendi çektiği fotoğrafları yapıştırmıştı. O defterler, bir seyahatten nasıl azami şekilde istifade edileceğine dair, zihnimde ciddi bir aydınlanmaya sebep olmuştur. İlber Hoca’ya bu konuda şükran borçluyum. Ki zaten seyahat ve seyahatin önemi, sanıyorum, kendisinin okurlarına en fazla kazandırdığı ufuktur.

Döneminin ve kuşağının hemen hiçbir tarihçisine nasip olmayacak bir popülerliğe erişti İlber Ortaylı. Adının karıştığı hiçbir polemik, onun halk kitleleri tarafından yaygın biçimde sevilmesine engel olmadı. Her konuda sürekli ekranlarda boy gösterdiği için, elimizde kalan mirası çok çeşitli, rengârenk ve oldukça karmaşık. Fakat yine de tarih kendisini, “geniş halk kitlelerini mazileriyle barıştıran keyifli bir öykü anlatıcısı” olarak, “büyük tarihçiler” sınıfı içinde anacaktır.

#İlber Ortaylı
#Taha Kılınç
#Aktüel