Paralel hayatlar

00:0025/10/2006, Çarşamba
G: 27/08/2019, Salı
Taha Kıvanç

Yıllar bazılarını daha rahat harekete sevk ediyor. Gençliklerinde asla açık etmedikleri yönlerini, sözgelimi yazarların, ileri yaşlarda kaleme aldıkları anılarından öğreniyoruz. Jean Jacques Rousseau ile başlayan bir eğilim bu ve günümüze kadar hiç duraksamaksızın süregidiyor. Anı yazan birkaç salçalı ayrıntı eklemese, adamın hayatı neden çok satsın ki?Anı okumayı biraz da bu sebeple çok seviyorum...İnsanların içlerine hapsettikleri, fırsatını bulur bulmaz hemen dışarıya vurdukları en çarpıcı özellik

Yıllar bazılarını daha rahat harekete sevk ediyor. Gençliklerinde asla açık etmedikleri yönlerini, sözgelimi yazarların, ileri yaşlarda kaleme aldıkları anılarından öğreniyoruz. Jean Jacques Rousseau ile başlayan bir eğilim bu ve günümüze kadar hiç duraksamaksızın süregidiyor. Anı yazan birkaç salçalı ayrıntı eklemese, adamın hayatı neden çok satsın ki?

Anı okumayı biraz da bu sebeple çok seviyorum...

İnsanların içlerine hapsettikleri, fırsatını bulur bulmaz hemen dışarıya vurdukları en çarpıcı özellik başkalarının hayatlarına duydukları ilgidir. İstanbul ve Ankara''nın kalabalık mahalle aralarına yolum düştüğünde, eğer otomobili kendim sürmüyorsam, iki taraflı evlerde ne hayatlar yaşandığını hayalimde canlandırmaya çalışırım. Yeni doğan bebeğini ilk kez eline almış babalar da vardır pencerelerin arkasında, ölüm döşeğindeki sevdiğinin gözlerini parmaklarıyla kapatan âşıklar da...

Çok ileriye götürüp merakını röntgenciliğe kadar vardıranlar da çıkıyor, ama ben hastalık derecesindeki o tür meraktan söz etmiyorum.

Bizim çocukluk ve ilk gençliğimizde, aileler, komşularda yaşanan hayatlardan az buçuk haberdardılar. Bizden büyüklerin bir köşeye çekilip bildiklerini fısır fısır birbirleriyle paylaştıklarını görürdük. Onlar konuşurken kulağımıza çarpan isimlerin bir süre sonra daha yüksek sesle ifade edildiği olurdu; ilk ilgiler evlilik younda atılan adıma dönüştüğünde, ya da kavga-gürültüyle başlayan sorun boşanmaya vardığında... İşte o zaman

fısıltıların sebebini anlardık.

Şimdilerde birbiri içine geçmiş hayatlar yaşanmıyor; yaşanan daha ziyade paralel hayatlar... Aynı mahallede, hatta aynı apartmanda oturan insanlar ailece görüşmüyorlar artık... Birbirine yakın yaşanıyor, bazen benzer bir hayat çizgisi de izleniyor, nâdiren geçişlilik de görülebiliyor; ancak yaygın tarz, parallel hayatlar... Birbirine yakın mekânlarda, benzer hayatlar, temassız yaşanıyor...

Şu sıralarda değişik televizyonlarda 100 civarında yerli dizi oynamasını ve 100''lercesinin hazırlıklarının sürmesini ben bu yeni hayat tarzına bağlıyorum: Yerli diziler başka hayatlara duyulan meraka cevap veriyor... Televizyon-öncesi yıllarda birbiriyle kesişen hayatlar yaşanırken doğallığı içerisinde karşılanan merak güdüsü, bugünün ''paralel hayatlar'' dünyasında, hayal gücü eseri yerli dizilerde karşılığını buluyor.

Bazıları, başarılıları için, “İzleyici kendi hayatıyla örtüşen dizilere ilgi gösteriyor” tespitini seslendiriyor; tamamen aksi fikirdeyim ben: Elbette istisnaları vardır, ama izleyici genellikle kendi hayatına az benzeyen, çok farklı kişiliklerin canlandırıldığı dizilere daha merakla yaklaşıyor; o merak da dizileri çok izlenen kategorisine taşımaya yarıyor...

En çok izlenen dizi unvanlı ''Kurtlar Vadisi'' hangimizin hayatının izdüşümüdür? Ya da ''Asmalı Konak'' türü dizilerin ağırlıklı olarak İstanbul ve Ankara''da izlenmesini neyle açıklayabiliriz? Yabancı hayatlara duyulan meraka cevap teşkil etmeyen dizilerin başarılı olması çok güç.

Konuyu aklıma getiren, bayram ve tatil düşüncesi oldu. Aslı üç-dört gün olan dinî bayramların, öncesi veya sonrasındaki birkaç günü de içine alacak biçimde uzatılmasına, insanlarımızın tatil beldelerine koşmalarına alışmıştık. Büyüklerin ellerinin öpüldüğü, küçüklerin mendil içerisine gizlenen parayla ödüllendirildiği bayramlar geride kalmıştı nicedir... Ailelerin birbirinden kopması sürecine kutlanamayan bayramlar da katkıda bulundu.

Ramazan Bayramı''nın Bakanlar Kurulu kararıyla kısa tutulması, uzun yıllardır ilk defa, aileleri birbirine kavuşturmuş olmalı. Tatil yöreleri herhalde bu karardan gelir açısından olumsuz etkilenmiştir, ama sosyal ilişkilerin ihyası anlamını taşıdığı için, şu ''bayram gibi bayram''ın hayatımız üzerinde kalıcı etkileri olacağına eminim.

Uzaktan bir gözlem saysanız da yazacağım: Aynı kentte oturup da birbirlerini ziyaret etmeden paralel hayatlar sürdüren nice ailelerin fertleri, bayram kısa tutulduğu için ellerinden giden mazeret yüzünden, uzun yıllardan beri ilk kez birbirlerinin yüzlerini gördüler... Esnaf boşuna sevinmiyor.

Geçmişe dönmek ve eski güzel günlerin anlamlı ilişkiler düzeyini geri döndürmek imkânsız elbette; en yakınlarımızla bile paralel hayatlar yaşamaya, geçtiğimiz caddelerde ''mil çekilmiş gözler'' gibi duran pencerelerin ardında ne tür hayatlar yaşandığını merak etmeye, bu merakımızı izlediğimiz yerli dizilerden karşılamaya devam edeceğiz. Yine de, paralel hayatlarımızın bayram vesilesiyle olsun kesişmesi çok önemli.

Hayatı mayat olmaktan kurtaran da bu olmalı.