
Trump ve ABD’nin Maduro operasyonu sonrasında, hedefte kimin ve hangi ülkenin olduğuna dair spekülasyonlar arttı. Bir sonraki adımın Batı Yarım Küre’de olup olmayacağı ile ilgili tartışmalar sürerken Küba ve Kolombiya’nın olası hedefler olarak işaret edilmesi, Monroe doktrininin kararlılıkla sürdürülebileceğine dair bir işaret olarak yorumlandı. Bu spekülasyonlara ek olarak Grönland ile ilgili talep ve tartışmaların gündeme gelmesi, artık iyiden iyiye enerji ve doğal kaynakların kök sebep olduğu bir kaos düzenine geçildiğini gösteriyordu.
Tam bu esnada ekonomik sorunlardan kaynaklı bir dizi gösteriye ev sahipliği yapan İran, Batı Yarım Küre’nin dışındaki ana hedef olarak zikredildi. İran-İsrail gerilimi ve Trump’ın İran’a yönelik tutumu dikkate alındığında, protestoların genişlemesi durumunda İran’ın geleceğine dair soru işaretlerinin artması da kaçınılmaz. Hemen her toplumsal hareketi bir devrim beklentisi ile yorumlama anlayışında olanların İran ile ilgili analizlerini daha iyi bir zemine oturtmaya ihtiyaç var. Hiç kuşku yok ki İran, hem devrim öncesi hem de devrim sonrasındaki dönemde siyasi, sosyolojik ve ekonomik gerekçelerle protestolara sahne olmuş ve uzun süreli toplumsal hareketlere muhatap olmuştur. Fakat bu tür hareketler, önemli ölçüde hedeflerini gerçekleştirememişler ve belirli bir zaman sonra da sönümlenmişlerdir. Özellikle yakın tarihin en uzun erimli toplumsal hareketi olan Yeşil Hareket, Meşhed olayları ve kısa bir süre önce tanık olduğumuz Mahsa Amini protestoları, bazı sosyo-politik etkiler yaratsa da rejimi tehdit edebilecek bir boyuta ulaşamamışlardır. Söz konusu hareketler her ne kadar talepler noktasında farklılaşsa da toplumsal hedeflerini gerçekleştirme anlamında birbirleriyle aynı sonucu yaşamışlardır.
İran’ın uzunca bir süredir muhatap olduğu ambargolar ekonomik sorunlar ve rejimin uluslararası sistemden izole edilmesine neden oldu. İçeride hem siyaseten hem de toplumsal olarak talepleri uzunca süre karşılanmayan kesimlerin ciddi itirazları söz konusu. Devrime yönelik huzursuzluğun kitleselleşmesine ek olarak geniş toplulukların ekonomik sorunlardan ötürü itiraz etmesi bugünkü protestoların etkisini artırmasına neden olan ana husus. Fakat buradaki temel mesele her toplumsal hareketin bir devrim üretmeyeceği gerçeği.
Bir önceki yazıda Lindsey A. O’Rourke’nin “Covert Regime Change” isimli kitabına atıf yaparak ABD’nin, Soğuk Savaş dönemi’ndeki rejim değişikliklerini hangi araçlar üzerinden mümkün hale getirdiğini detaylandırmıştım. O’Ruourk söz konusu kitabında, rejim değişikliği için istihbarat oyunları başta olmak üzere toplumsal huzursuzluk, silahlı gruplara destek verilmesi, siyasetçilerin satın alınması, suikast girişimleri ve ekonomik araçların kullanılmasına işaret ediyordu. Bir ülkede rejim değişikliğinin her zaman askeri müdahale ya da işgal yoluyla olmayacağının altını çizen O’Rourk, hangi örtük modellerin işletildiğini ayrıntılı biçimde gösteriyordu. Peki ABD ya da İsrail, İran gibi bir ülkede benzer araçlara başvurarak devrim yapabilirler mi?
Daha yakından bakıldığında, İran sınırları içerisinde Venezuela tarzı bir operasyon yapmak hiç de olası değil. Nitekim İran, her ne kadar istihbarat açısından zafiyete uğratılmış olsa da rejim ve ona bağlı güvenlik bürokrasisinin en kötü senaryoda bile bu tür bir açık vermesi düşünülemez. Diğer yandan İran herhangi bir dış müdahale ihtimalinde kendi topraklarını savunabilecek bir ülke. İran-İsrail savaşı, her ne kadar İran’ın yeterince güçlü olmadığını gösterse de bir askeri müdahale ile kolayca çökertilemeyeceğini de teyit etmiştir. İran açısından en olası senaryo ise siyasi suikastlar. Muhsin Fahrizade ve Kasım Süleymani sonrasında İran-İsrail savaşı sürecinde, generaller başta olmak üzere Hamas’ın üst düzey isimlerine yönelik bu tehditler artsa da rejimin varlığını tehdit edecek sonuçlar üretememiştir.
ABD ve İsrail açısından İran’daki en muhtemel senaryo İran’daki elit gruplar içerisinde bir ayrışma yaratabilmek. Reformcu kanadın Batı ile daha uyumlu bir politika beklentisi siyaset ve rejimin ana omurgasında karşılık bulur ise ABD açısından pozitif bir sonuç olacaktır. Aksi takdirde rejim kendi içindeki elitlerin değişimi ile kendisini yenileyecek ve hayatını sürdürecektir.
Bir diğer müdahale biçimi de diasporadaki unsurlar üzerinden etkili olmaya çalışmak. Pehlevi’nin oğlu üzerinden canlandırılmaya çalışılan senaryolara bakıldığında, İran’ın mevcut düzleminde bu tür aktörlerin etkili olmadığı da anlaşılmaktadır. Her ne kadar Batı basını devrim beklentisini Batılı başkentlerin İran Büyükelçiliklerine yönelik protestolar üzerinden çerçevelendirse de İran’ın mevcut gerçekliği bu göstergeler üzerinden okunamaz. Diasporada yoğunlaşan ve rejime karşı eleştirel pozisyonda olan insanların bile İran’a yönelik bir dış müdahaleye sıcak bakması kabul edilebilir bir durum olmasa gerek.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.