
Savaşa ilişkin gelişmeler baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Açık kaynaklar çelişkili bilgilerle dolu. Tarafların net hedeflerinin olmaması sağlıklı analizi zorlaştırıyor. Kaynaklar, kapalı kapılar ardındaki konuşmalarla ilgili bir hayli ketum. Ancak bazı perde arkası bilgi kırıntıları var. Tüm bunları zihin haritamda birleştirerek bir “mevcut durum” ve “Ne olacak” analizi yapmaya çalışacağım. Bir. ABD/İsrail-İran savaşı form değiştirdi. İsrail, Lübnan (ve Suriye) gibi öncelikli hedeflerine yöneldi. Savaş, Trump- Devrim Muhafızları çizgisine oturdu. Hürmüz’e kilitlendi. Trump, başlangıç hedeflerinden çok uzakta. Şu an amacı Hürmüz’ü açmak. Bu kapsamda bağlantılı hedefler de kurguluyor: “İran petrolünü ele geçirirsek, ne güzel olur” diyor. İran’ın elindeki 460 kg zenginleştirilmiş uranyumu bulması ise pek olası değil. Çünkü Tahran’ın bu uranyumu ülkenin üç noktasına dağıttığı söyleniyor.
İki. Hürmüz’ün açılması ABD Başkanına “onurlu bir çıkış” sunacak. Zafer ilan ederek yoluna bakacak. Diplomasi çalışmazsa ABD askerini sahaya sürme dışında elinde pek seçenek kalmıyor. Bölgeye yığınak yapıyor. Trump’ın (İran’ın vanası) Harg Adası ve petrol yataklarını ele geçirme çabası gerilimi ikinci Vietnam’a dönüştürebilir. Witkoff gibi isimler “Devam edelim” baskısı yapıyor. Muhtemelen “Karada askeri hedeflere ulaşmak bir haftayı bulmaz” diyerek ikna etmeye çalışıyorlar. Ben dün Trump’ın bir kara saldırısı için düğmeye basacağını düşünüyordum ancak Pakistan’daki zirvenin sonuçlarını bekleme kararı almış olmalılar.
Üç. Hürmüz’ü kapatarak stratejik üstünlüğü ele geçirdi. Yıpratma kapasitesini koruyor. Dayanabildiği ölçüde savaşın uzamasını ister. Bu yüzden ABD’ye sunduğu müzakere şartlarını genişletiyor. Tazminat ve güvenlik garantilerine, “Hürmüz’de rejim değişimi” talebini ekledi. Perde arkasında arabulucu ülkelerden “Bizi masaya oturtun” beklenti ve talebi yok. “Altyapınızı ABD’ye kullandırmayın” arayışı var. Körfez’e ağır fatura çıkarıyor. Peki, bir kara saldırısından endişe ediyor mu? Savaş bugüne kadar İran’ın zayıf olduğu alanda, “havada” yapıldı. Bilakis, muhtemelen çatışmanın karaya inmesini istiyor. Böyle bir durumda Husilerin savaşa gireceği, İran’ın Kızıldeniz’i de kapatacağı öngörülüyor. Öte yandan, Dışişleri Bakanı Fidan’ın dediği gibi Hürmüz krizinin derinleşmesi, İran karşıtı cephenin genişlemesi anlamına da geliyor.
Dört. Hafta sonuna MİT Başkanı Kalın’ın “Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasında bir kan davası çıkarma çabasına” dönük uyarısı damgasını vurdu. İş orada tehlikeli bir noktaya gidiyor. Trump, “Körfez iyi savaşıyor” diyerek bazı ülkelerin “örtülü yanıtlarını” ağzından “kaçırdı.” Gelen işaretler bunun açık bir Pers-Arap çatışmasına dönmesine ramak kaldığını söylüyor.
Beş. Bu gelişmeler ışığında, Pakistan’da önemli bir zirve yapıldı. Daha önce Riyad’da düzenlenen geniş katılımlı toplantı marjında bir araya gelen dört ülke (Türkiye, Mısır, S. Arabistan, Pakistan) dışişleri bakanları bu kez İslamabad’da buluştu. Zirvede (Afrika, Yemen, Gazze’nin yansıra) İran konusunda üç ana başlığın ele alındığı anlaşılıyor. Birincisi, Savaş sonrası ortaya çıkacak mimari meselesi… Bu kapsamda savaşın Arap-İran gerilimine dönüşmesinin engellenmesi… Ve, bu dört ülke arasında kurulan koordinasyonun kurumsallaşmış bir savunma ittifakına dönüşüp dönüşmeyeceği… Deniyor ki… “Hemen bir sonuç beklemek doğru değil. Ama birlikte çalışma eğilimi ve pratiği artıyor.” İkincisi, ABD-İran müzakerelerinin mümkün olup olmadığı… Bu konu çetrefilli. İran, ABD’nin 15 maddesini reddediyor. ABD’ye güvenmiyor. Kara yığınağını saldırı hazırlığı olarak okuyor (Bu arada İran’ın İstanbul’u ikinci kez istemediğini düşünüyorum). Üçüncüsü, Hürmüz müzakereleri masanın nasıl kurulacağını da şekillendirecek. Hürmüz açılırsa Trump’a “onurlu çıkış” imkanı sunulacak. Masanın da önü açılacak. Çatışmanın derinleşmesinin önüne geçilecek. Bu yüzden, arabulucuların, “Önce Hürmüz’ü güven artırıcı unsur haline getirelim, diğer başlıklara sonra eğilelim” stratejisine yöneldikleri anlaşılıyor. Yani müzakerelerin önceliği de değişti.
Altı. Dışişleri Bakanı Fidan, Hürmüz krizinin çözümü için “bir paket hazırlıyoruz” dedi. Reuters, Pakistan’daki toplantıda, dört ülkenin, Hürmüz’ün deniz trafiğine açılması için önerileri ele aldığını, bu önerileri Washington’a ilettiğini, “Çin’in de bu girişimi tam anlamıyla desteklediğini”, dört ülkenin bir konsorsiyum kurabileceğini duyurdu. Bir kaynağım, “konsorsiyum” iddiasını abartılı buldu. “Çerçevemiz savaş konusunda; öncelik ateşkes. Hürmüz’den geçişlerin sağlanması bu konuda bir güven artırıcı adım olabilir. Ona dair fikirler ele alınıyor” dedi. Bu fikirlerin önce mevcut pratik sorunların çözümü, daha sonra kalıcı bir statü inşa etme arayışı üzerine odaklandığı anlaşılıyor. Karadeniz Tahıl Girişimi benzeri bir uygulama, dört ülkenin garantörlüğünde, mevcut sorunları kısa vadede çözebilir. Trump’ın “Belki ben ve Ayetullah Hürmüz’ü beraber kontrol ederiz” vurgusu ve ücretli geçiş önerileri (İran’ın yılda ortalama 20 milyar dolar gelir umudu var) kalıcı çözümde Tahran’ın beklentisini karşılayabilir. Sahadaki çıplak gerçek şudur: Tüm bu senaryolar İran “Evet” derse hayata geçebilir. Tahran’ın Trump’a “onurlu bir çıkış” verip vermeyeceğini zaman gösterecek.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.