“İstanbul ağzı” ile eser okumak moda oldu

04:003/07/2016, Pazar
G: 13/09/2019, Cuma
Yalçın Çetinkaya

İstanbul ağzı
diye bilinen ağız, her türlü yerel, bölgesel şiveden arınmış ve o şivelerin hiçbir şekilde etkisinde kalmayan, kibar, nezih bir Türkçe'nin konuşulduğu bir ağız diye tarif edilir. Nezaket, terbiye, edeb, zarafet ve görgüyü yansıtır. Süleyman Zeki Bağlan beyefendi “Istanbul ağzı” hakkında; “kendine has fonetik ve leksikolojik özelliklere sahip ve bugün tam tesbit edilemeden kaybolmaya başlayan bu ağız nezaket, zarafet ve görgüyü özümsemiş hanımlar tarafından yaşatılmaktadır (…) Istanbul Türkçesi veya Istanbul ağzı denirken, bürokratların, ulemanın, muallim ve talebelerin yerleştikleri “Aksaray ve Fatih semtlerinde konuşulan ağız kastedilir.” diyor ve şöyle devam ediyor : “Istanbul ağzında “hiss-i kable'l-vuku”, “halet-i ruhiye”, “sadrazam” ve “şeyhülislam” gibi terkibler bulunuyordu.(…) Istanbullu “park ettim” der, “park yaptım” demez; “telefon ettim” der, “telefon yaptım” demez. Hitaplarda “efendim”, “hanımefendi”, “beyefendi” der, “hişt lan”, “oğlum” demez. Istanbul telaffuzu, ıstasyon gibi “ i” ile değil, “ı” iledir. Istanbul'da insana nezaketi ve diliyle değer verilirdi. Aşçı yamağı helvaya “halva” dememeliydi, limona “sulu zırtlak” demeyecekti. Dil, sanattan da, ilimden de üstündü. (…) Halide Edib, Istanbul halkının çok mühim bir özelliğini “Tatarcık” romanında dile getirir: “Istanbullu her şeye lakayd kalabilir, fakat güzel şivesini bozan kim olursa olsun, ona yabancı gibi bakar”. (İstanbul Türkçesi, Süleyman Zeki Bağlan, Dil ve Edebiyat Dergisi, Sayı:2).


Süleyman Bağlan beyefendinin bahsettiği Istanbul beyefendi ve hanımefendilerine yetişmek ve bu nezih insanların şiir gibi konuşmalarını işitmek nasîb oldu çok şükür. Hatta bundan onbeş yıl kadar önce Kubbealtı'nda bir iftardan sonra, arabamızla seksenbeş yaşında bir son Istanbul hanımefendisini Moda'daki evine bıraktığımız geceyi hatırlıyorum. Beş yaşındaki kızımızla biz küçük bir aile ve bu zarif, yaşlı hanımefendi yola koyulduk. Bu hanımefendi kızımıza bir şeker hediye etti. Kızım da “teşekkürler” diye cevap verdi. Şimdi hayatta olmayan bu eski Istanbul hanımefendisi, gayet kibar ve nazik bir şekilde “yavrucuğum, 'teşekkürler' yerine 'teşekkür ederim' demelisin” diye söze başladı ve bunun sebebini 'Istanbul ağzı' ile konuşarak o kadar güzel izah etti ki anlatamam. Istanbul hanımefendisi olmak galiba böyle bir şey. Son derece akıcı ve şiir gibi bir konuşmayla beş yaşındaki çocuğa ve tabii bize de “Istanbul ağzı”ndan örnek ve güzel bir ders verdi. Maalesef artık neredeyse Istanbul ağzı ile konuşan kalmadı. Adeta istilâya uğramış bu güzelim şehrin ağzı da bozuldu. Taşradan Istanbul'a göç eden yığınlar, Istanbul'un her şeyini kurcaladı ve adeta kendisine benzetti.



Istanbul ağzı, şüphesiz Istanbul'un mûsikîsini de etkilemiştir. Şarkı veya ilâhi okuyan ve kıymetli bir hocanın rahle-i tedrisinden geçmiş her eski hânendenin okuyuşunda “Istanbul ağzı”nın özelliklerini duyabilmek mümkün idi. Hele bir mûsikîşinas için; bestekâr, sâzende veya hânende için Istanbul ağzı ile konuşmak ve bu ağzı eserlerinde ve icrâsında yansıtabilmek önemli idi. Ama bunu başarabilmek için az önce de ifade ettiğim gibi çok iyi bir hocadan eğitim almış olmak ve iyi bir edebî derinliğe sahib olmak, nezaket sahibi, edebli, terbiyeli ve görgülü olmak gerekiyordu.



Istanbul ağzı ile okumak için önce Istanbullu olmak gerekir. Istanbullu olmak ile kasdettiğim, sadece Istanbul'da doğmuş olmak değil, Istanbul'da doğmuş olmanın yanında, Istanbul kültürüne vâkıf olmak, edebli, terbiyeli, mütevâzî ve nezaket sahibi olmaktır. Yani gerçek bir Istanbul beyefendisi veya hanımefendisi olmaktır Istanbullu olmak. Çünkü Istanbullu olmak, sonradan görmeliğe tahammül edemez.



Son zamanlarda, aslen taşralı birtakım müzikçi tâifesi, Istanbul ağzı ile okuduklarından bahseder oldular. Bu haddini bilmez taifeye biri kalkıp “sen kim, Istanbul ağzı ile okumak kim !” dese yanlış bir söz söylemiş olmaz. “Mûsikîyi kimden öğrendin ?” diye sorsa alacağı cevap kifayetsiz ve ehliyetsiz birkaç isimden başkası olmayacaktır. Hatta “Istanbul ağzı” nedir diye sorsa cevap alamaz ! Taşranın bir köy, kasaba veya şehrinden kalkıp Istanbul'a göç edeceksin, hasbelkader bir üniversiteye kapağı atacaksın, sonra hiçbir mûsikî üstadının dizinin dibine oturup mûsikî öğrenmenin zahmetini çekmeyeceksin, mûsikî eğitimi diye üçbeş şarkı veya ilahiyi ehliyetsiz birilerinden öğreneceksin, nota öğrenmenin çok büyük bir iş olduğunu zannedip tek partili nota yazımını bir lise talebesi düzeyinde ancak bileceksin, bir enstrümanı da kolay tarafından on-onbeş şarkı, saz eseri veya ilahi çalacak kadar hallettiğini zannedeceksin ve bu yarımyamalak bilgiyle kendinde mûsikî kabiliyeti olduğunu vehmedip ortaya çıkacak ve kendini müzisyen zannedecek ve ukalalık edeceksin ! Bırakın Istanbul Türkçesini ve ağzını konuşmayı, günde yüz-yüzelli kelimeyle ancak konuşacak ve derdini sıradan bir insan kadar bile anlatamayacak derecede sığ olacaksın ve kalkıp kasıla kasıla Istanbul ağzı ile eser okuduğundan söz edeceksin ! Buna hadbilmezlik ve ukalalık denmez de ne denir lütfen söyler misiniz ?. Yine o biri, icrâcılıkları, hocalıkları, bestecilikleri kendinden menkul bu haddini bilmez müzikçi taifesine “sen önce doğru dürüst Türkçe konuşmayı, mûsikî sanatını iyice öğren de ondan sonra Istanbul ağzı ile okumaktan bahset” derse, haksızlık etmiş olur mu ? Haksızlık etmiş olmayacağı gibi, çok da iyi etmiş olur. İstanbul kültüründe bu tür had bilmez insanlara birinin çıkıp kibarca haddini bildirmesi normaldir. Lâkin bu devirde bu insanlara kibarca had bildirilse bile, anladıkları yok ! Bu haddini bilmez zevatın “Istanbul ağzı”na vukûfiyetleri zaten mümkün olmadığı gibi, “Istanbul ağzı”ndan anladıkları ve İstanbul ağzı dedikleri şey de, “o” ve “u” gibi harflerin olduğu kelimeleri “ö” ve “ü”ye dönüştürerek söylemekten ibret olsa gerektir.



Fakat kabahat, biraz da bu görgüsüz, kibirli ve haddini bilmez sonradan görme müzikçileri “Istanbul ağzı” ile okuyor diye tanıtarak pogramlarına çıkaran, sağda solda söz söyleme imkânı sunan başka bir cahil takımında maalesef ! Adam taşralı, ayrıca Istanbul ağzı ile okumak da tarihe karışmış. Istanbul ağzı ile konuşmayı ve eser icrâ etmeyi kimden ve nasıl öğrendikleri de ayrı bir konu. Kalkıp Istanbul ağzı ile okuduğundan bahsediyor. Güler misiniz yoksa işin vahametini görüp ağlar mısınız ?



Ortalık cahil kaynıyor. Üstelik bu cahiller akademik cahiller. Bu akademik cahillerin sonradan görme müzikçi taifesini övüp abartmaları sayesinde bu müzikçi taifesinin kendilerine güvenleri, şımarıklıkları ve ukalalıkları da tavan yapmış durumda !



Arkadaşlar, Istanbul ağzı zordur. Istanbullu olmayı gerektirir. İncelikli, zarif, nezaket sahibi, terbiyeli, edebli olmayı gerektirir. Çünkü İstanbul ağzı ile konuşmak hatta eser okumak yüksek bir kültürün neticesidir, sağlam bir mûsikî eğitimi almayı gerektirir. Öyle taşradan Istanbul'a göç ettikten sonra “Istanbullu gibi” konuşmayı öğrendiğinizi zannetmekten ibaret değildir. Taşradan göç edip de birkaç yılda kendini Istanbullu zannedip İstanbul ağzı ile konuşma gösterisi yapmak sadece cahillik ve görgüsüzlüktür. Yapmayın, önce görgülü, nazik, kibar, edebli, terbiyeli olmayı öğrenin. Sonra kendinizi topluma göstermek için her fırsatı denediğiniz mûsikî sahasının sonsuz bir derinliği olduğunu öğrenin, sonra bu alanı ciddiye alıp onu iyice öğrenin, sonra çıkıp konuşun ki zaten bunları yaptıktan sonra konuşmayı isteyeceğinizi pek sanmıyorum. Çünkü ilim ve edeb, insana önce susmayı ve haddini bilmeyi öğretir. Piyasada yaptığınız işlerin sıradan ve cehaletin zirve yaptığı günümüzde sadece cahillerin itibar ettiği işler olduğu gerçeğini lütfen kabul edin.



Devir, bu tür kifayetsiz muhterislerin “yükselme devri”. Sabır ver Allahım…



*******



İslâm âleminin ve bütün Müslümanların mübarek Ramazan bayramlarını tebrik ediyor,

Cenâb-ı Allah'tan birlik ve beraberliğimizi kuvvetlendirmesini niyâz ediyorum.

#İstanbul ağzı
#Süleyman Bağlan