
İnsan, bu dünyaya “fırlatılmış” bir varlıktır. O yüzden her türlü saldırıya açık bir varlıktır insan.
İnsan, bu dünyaya unutuş ve hatırlayış kabiliyetleriyle, varoluş ve yok oluş kaderiyle ve varediş ve yok ediş özellikleriyle donatılarak “fırlatılmıştır”: Aklı ve sezgi gücü, algılama ve hissetme hususiyetleri, insanın her türlü saldırıya açık bir şekilde bu dünyaya fırlatılırken bu saldırıları göğüsleyebilmesi için bahşedilmiştir insana.
İnsanın aklı ve iradesi, hafızası varolduğu için varolur. İnsanın varediciliği de, yok ediciliği de, aklının, iradesinin ve hafızasının ürünü olarak tezahür eder.
Heidegger, Batı düşüncesinin temel sorununun varlığı unutmak olduğunu söylemişti; Wittgeinstein ise, hayat üzerinde düşünmeyi ıskalamak olduğuna dikkat çekmişti.
Heidegger''in varlık tasavvuru, tıpkı Hıristiyanlığın Tanrı tasavvuru kadar obskürantistir; yani muğlak, anlaşılmaz ve kafa karıştırıcıdır.
Antik Grek düşüncesi, Socrates''ten itibaren insanı hayatın merkezine yerleştirmiş ve insan, Tanrı ve kâinât''tan oluşan büyük varlık zincirini yıkmıştır. Böylelikle, insanı varlığın ve hayatın merkezine yerleştirmekle, Protagoras''ın ve ondan 2400 yıl sonra Heidegger''in deyişiyle, “her şeyin ölçüsü ve ölçütü” katına yükseltmekle, Grek düşüncesi, hayatı da, düşünceyi de, insanı da, kâinâtı da, Tanrı''yı da bitiren süreci başlatmıştır.
İnsanın tanrısallaştırılması, insanın hiçleştirilmesi sonucunu doğuracaktır. Modernlikle birlikte insanın ve özellikle de insan aklının tanrısallaştırılması süreci, Nietzsche''nin deyişiyle tam bir dekadans, yani bir çürüme, bir yozlaşma, dolayısıyla bir hercümerç, bir iç (implosive) ve dış (explosive) kaos, anlamsızlık ve patlama üretmiştir. Nietzsche, Socrates''e saldırırken de, Hıristiyanlığın obskürantist Tanrı tasavvuruna saldırıken de, nihilist biri olarak değil, bir hakîkat arayıcısı olarak hareket etmiştir ve bu saldırılarında sonuna kadar haklıdır: Aklın mutlaklaştırılması insana, insanın Tanrılaştırılması Tanrı''ya bir saldırıdır çünkü.
Sonuçta (seküler) insan, kozmik düzeni tersyüz etmiş, yıkmış; insanları, kâinâtı, tabiatı, toplumları kontrol ve kolonize etme işine soyunarak dünyayı çatışmaların, güçlü olanın hâkim olduğu çarpık ve sapkınca hâkimiyet biçimlerinin eşiğine fırlatmıştır.
Modernlik tam bir unutuştur. Hakîkati, varlığı, Tanrı''yı, diğer varlıkları unutuştur ve bunun kaçınılmaz sonucu insanın saldırganlaşmasıdır.
Dünyaya “fırlatılan” insan, hakîkatle ilişkisini kopardığı andan itibaren negatif özellikleriyle dünyada varolma biçimleri geliştiriyor: Unutuyor, yok ediyor ve yok oluyor.
Postmodernlikle birlikte insanın unutuş serüveni yeni bir boyut kazanmıştır: İnsan bu kez, unutmayı da unutmuştur. Bu durum, insanın izafileşmenin, nihilizmin; dolayısıyla her türlü saldırıya açık hâle gelmenin eşiğine fırlatılmasıyla sonuçlanmıştır. İzafileşme, nihilizm, beraberinde kayıtsızlığı, duyarsızlaşmayı, ayartıcı ve baştan çıkarıcı pornografik hâkimiyet ve varoluş biçimlerinin tam bir patlama yaşaması ve insanı teslim alması, köleleştirmesi, ruhsuzlaştırması sonucunu doğurmaktadır.
Artık seküler dünyada insan, yolunu şaşırmıştır. İnsanın, gezegenizmin, başka insanların, başka toplumların, başka kültürlerin varlığına, yaşamasına kasteden insan, yolunu şaşırmış bir insandır. Yolunu şaşıran insanın özgürlüğünden, özgürlüğünü sürdürebilmesinden sözetmek abesle iştigaldir.
Hayat bir yolculuktur: Çok katmanlı, çok boyutlu bir yolculuktur. Ama artık hayat durmuştur: Buraya ve şimdiye hapsedilmiştir: “Anything goes” / her şey mübah mottosu, hayatın donduğunun ve durduğunun apaşikâr bir göstergesidir.
İnsanın varoluş yolculuğu sürecektir. Ya da insan yok olup gidecektir. Yolculuğa rehbersiz çıkılmaz. İnsanın hayatı, varoluş yolculuğudur. Varoluş yolculuğu, insanın önce insan olduğunu, varlıklardan bir varlık olduğunu, her şey olmadığını, dünyanın kralı olmadığını; kendisinden başka varlıkların da varolduğunu hatırlamasıyla, hatırlayabilmesiyle başlayabilir.
İşte insana bu varoluş yolculuğunda rehberlik edecek, insana ne olduğunu hatırlatacak “aktör”, peygamberî söz ve soluktur.
Pazartesi günkü yazıda, çağı anlamadan İslâm''ı, Hz. Peygamberi (sav) anlamadan da çağı da, İslâm''ı da anlayamayız, tesbiti doğrultusunda peygamberî sözün ve soluğun nasıl diriltilebileceğini ve insanlığın önüne nasıl yepyeni ufuklar açabileceğini göstermeye çalışacağım.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.