Bir Osmanlı aydını Satı Bey ve öğretmenlik mesleği

04:0023/11/2017, Perşembe
G: 18/09/2019, Çarşamba
Zekeriya Kurşun

Bugün, tarihimizde “öğretmenlik mesleğinin” öncülerinden olan bir isimden ve modelinden söz etmek istiyorum. Zira eğitimde başarının anahtarı sürekliliktir. Oysaher yeni modelin eskisinden iyi olacağı zannı bizi eğitimde istikrardan uzaklaştırmaktadır. Ayrıca geçmişte üretilen güzel fikirleri de unutturmakta ve eğitim sistemimizde ilköğretimden yükseköğretime kadar olması gereken sürekliliği engellemektedir.ÖRNEK BİR AİLEZaman zaman sadece uzmanların dilinden duyduğumuz eğitimci Satı Bey’in gerçek

Bugün, tarihimizde “öğretmenlik mesleğinin” öncülerinden olan bir isimden ve modelinden söz etmek istiyorum. Zira eğitimde başarının anahtarı sürekliliktir. Oysa
her yeni modelin eskisinden iyi olacağı zannı bizi eğitimde istikrardan uzaklaştırmaktadır
. Ayrıca geçmişte üretilen güzel fikirleri de unutturmakta ve eğitim sistemimizde ilköğretimden yükseköğretime kadar olması gereken sürekliliği engellemektedir.

ÖRNEK BİR AİLE
Zaman zaman sadece uzmanların dilinden duyduğumuz eğitimci Satı Bey’in gerçek adı
Mustafa
Satıh el Huserî
’dir. İsmini tam yazınca kökeni de ortaya çıkıyor.
Halepli Muhammed Hilal’nin beşinci çocuğudur Satı Bey. Bir Osmanlı kadısı olan Muhammed Hilal ailesi ve yetiştirdiği çocuklarıyla gerçek bir okul. Kendisi Suriyelidir, ama çocukları Osmanlı coğrafyasının Yemen, Trablusgarp ve İstanbul gibi şehirlerinde doğmuştur. Tam bir münevver olan Muhammed Hilal’in yetiştirdiği çocukları da eserleriyle düşünce hayatımıza büyük katkılar sağlamışlardır. Büyük oğlu
Bedi Nuri Bey,
erken ölmesine rağmen Türk sosyolojisinin öncüsü olabilecek derecede iz bırakmış, kendisinden sonra İsvan ailesinden gelen torunları da Türkiye siyasetinde yer etmişlerdir.
Muhammed Hilal’in kızı
Neriman
(Hızır)
Hanım
ise, hem özel okullar tarihimize hem de musiki tarihimize önemli katkılar sağlamıştır. Ankara Radyosunun Çocuk Saati programının “Ayşe Ablası” olarak tarihe geçmiştir. Ailenin diğer bir kanadı da Modern Arap coğrafyasının düşünce dünyasına katkılar sunmuşlardır.
Tam bir
Osmanlı münevveri modeli olan Muhammed Hilal’in ailesinin hikâyesi Türkiye ile Arap dünyası arasında kültürel köprü ve bağ oluşturabilecek sembollerden iken maalesef zamanla unutulmuştur.
UNUTULAN
BÜYÜK EĞİTİCİ SATI BEY
Babasının görev yaptığı Yemen’de doğan Satı Bey, çocukluğunda pek çok Osmanlı vilayetini dolaşarak sosyoloji ve eğitimle ilgili fikirlerini geliştirecek gözlemlerde bulunmuştur. Mülkiye mektebinden 1900 yılında pekiyi derece ile mezun olan Satı Bey, bundan sonra yazı hayatına başlayacaktır. Matematiğe merakından dolayı arkadaşlarınca Arşimed diye anılan Satı Bey, ana dilleri Türkçe ve Arapçanın yanı sıra Farsça, Fransızca, Ermenice ve Rumca da öğrenir. İlk tenkitlerini eğitim aldığı kuruma, Mülkiye Mektebine ve oradaki müfredat programına yönelterek eğitim ile ilgili düşüncelerini ortaya koyar. İlk resmi görevine Yanya İdadisinde öğretmen olarak başlayan Satı Bey, Türkiye’den ayrılacağı güne kadar bazı aralıklarda mülkiyedeki görevleri dışında öğretmenliği ve yazarlığı sürdürür. Son işi de Osmanlı’nın öğretmen yetiştiren en önemli kurumu olan
Darulmuallimin’in müdürlüğü
olup burada
İsmail Gaspıralı’nın da övgüsüne mazhar olan pek çok reforma imza atar.
Satı Bey hakkında dünyanın çeşitli ülkelerinde tezler yapılmıştır. Türkiye’de Fatma Çil (Gedik) onun hakkında iyi bir tez yapmıştır. Satı Bey’in Osmanlıca eserlerinden bazı çeviriler de yapılmıştır. Burada Satı Bey’in hayat hikâyesinden ziyade önerdiği eğitim modelinden ve
öğretmenlik hakkındaki
bazı fikirlerinden söz edeceğiz.
TUBA AĞACI
NAZARİYESİNE KARŞI
KİRAZ AĞACI NAZARİYESİ
O, eğitimi, dönemin eğitimcileri Ziya Gökalp ve İ. Hakkı Baltacıoğlu’ndan farklı, “bireyin bir bütün, yani fiziki ve ahlaki olarak mükemmelleşmesi” şeklinde tarif eder. Eğitime sadece bir bilim değil,
bir fen ve hüner
olarak bakar. Onu öne çıkaran görüşleri ise dönemin eğitimcilerinden Maarif Nazırı Emrullah Efendi’nin
Tuba Ağacı
Nazariyesine karşı geliştirdiği
Kiraz Ağacı
Nazariyesidir.
Emrullah Efendi bir cennet ağacı olduğu kabul edilen kökü yukarıdaki Tuba ağacından esinlenerek geliştirdiği nazariyesinde, toplumsal kalkınmanın ve eğitimin yükseköğretimden başlatılmasını savunurken; Satı Bey aksini savunmaktadır. Satı Bey, eğitimin yukarıdan başlayarak düzeltilemeyeceğini zira
çürük bir temele dayanacak yüksek tahsilin hiçbir zaman gelişemeyeceğini
savunur. Bir yazısında kullandığı Kiraz ağacı metaforu ile eğitimdeki ıslahatın esası olarak kökü yerde olan gerçek ağaçları göstererek, bunun da ilköğretimi yaygınlaştırmak ve geliştirmekle mümkün olacağını ileri sürer. Birbirlerine muhalif olsalar da onun bu düşüncesi Emrullah Efendiyi de etkiler ve nazırlığı sırasında eğitimde reforma ilköğretimden başlar. Nitekim Cumhuriyetin eğitimde devraldığı miras da bu olur.
SATI BEY VE
ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ
Darulmuallimin yani İstanbul Öğretmen Okulu müdürlüğüne atanan Satı Bey, öğretmenlere dönük pedagojik yöntemlerin öğretildiği “Tatbikat Mektebi”ni açarak bir ilki de başlatır. Satı Bey
öğretmenliğin bir yan iş değil, bir meslek olarak yapılması
gerektiğini savunarak,
her öğretmenin hem öğretici ve hem de mürebbi (eğitici) sıfatlarına sahip
olmasının zaruretine değinir. Ancak ilköğretimde küçük yaştaki çocukların
fazla bilgiye değil
, terbiyeye muhtaç olduklarını belirterek,
öğretmenin mürebbilik vasfının öne çıkmasının gerektiğini
vurgular.
Gelişme ve kalkınmanın temelinde halkın eğitiminin geldiğine inanan Satı Bey, bu konuda da öğretmene misyon yüklemektedir. Bu yüzden ehil öğretmen yetiştirmenin gerekliliğini savunurken, onların halk ile iletişim kurabilecekleri, toplum bilgisinden, dinî bilgilere kadar donatılmaları gerektiğini söyler.
Ona göre, öğretmen yetiştiren okullar aynı zamanda toplumu şekillendirirler. Gelişmenin ve ilerlemenin en kısa yolu ise iyi öğretmen yetiştirmekten geçer.
Satı Bey, Mondros mütarekesinin getirdiği felaketleri görür. İstanbul’da artık duramayacağını anlar. Mustafa Kemal Anadolu’ya gönderilmeden önce, Nisan 1919’da baba yurdu olan Suriye’ye geçmeye karar verir ve bunu açıklar. Satı Bey’in bundan sonraki ömrü şirazesinden çıkmış bir coğrafyada geçecektir. Suriye, Irak ve Mısır’da eğitime ve düşünce hayatına katkı sunmak için çaba gösterecektir. Ancak İstanbul’da temellerini attığı eğitim ile ilgili fikirleri diğer ülkelerden ziyade, adı anılmasa da, Türkiye’de uygulama zemini bulacaktır. Yarın kutlanacak öğretmenler gününde pek çok nutuklar söylenecek ama muhtemelen bu mesleğin öncülerinden olan Satı Bey’i hatırlayan çıkmayacaktır. Bu vesile ile Satı Bey’i hayırla yâd ederken; ileride
unutulacak olsalar bile eserleri kalacak olan fedakâr öğretmenlerimizin gününü kutluyorum.
#Osmanlı
#Mustafa Satıh el Huserî