Gül’ün kararı
05:00, 17/03/2015, Salı
Yeni Şafak

Gül’ün kararından önce muhafazakar tabandan ziyade, farklı kesimlere seslenen dili ilginç bir durum oluşturmaktadır. Hükümetin uygulamalarını eleştirirken kullandığı dil ve üslup, AK Parti muhaliflerinin hoşuna gitmesi, Gülenciler konusunda (siyasete müdahale ve yasa dışı dinleme, kumpas kurma davalarında) sessiz ya da naif açıklamalar yapması, muhafazakar tabanda hoşnut karşılanacak bir durum oluşturmamaktadır.
11.cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yaptığı açıklamada ‘’aktif siyasette yokum’’ dedi. Bu açıklamanın öncesine dönersek ilginç bir değişimden bahsetmek mümkündür. Abdullah Gül daha Çankaya Köşkü’nde ikamet ederken yaptığı açıklamada AK Parti’nin kurucuları arasında olduğunu ve partiye dönüp siyaset yapmak istediğini çok net ifadelerle dile getirmişti. Aradan bir süre geçtikten sonra bu sefer Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu ve partinin genel kanaati Gül’ü partiye gelmesi yönünde idi. Bu istek ve davetlere Gül ben yokum dedi.
7 Haziran seçimlerine artık sayılı günler kaldı. Aday adayları belirlendi ve adaylar 7 Nisan’da kesinleştirilip YSK’na bildirilecek. Gecen hafta, önce Cumhurbaşkanı Erdoğan hiçbir şüpheye yer vermeyecek açıklaması ile Gül’ün AK Parti içinde siyaset yapmasından duyacağı memnuniyeti dile getirdi. Hemen arkasından Başbakan Davutoğlu, davet etmek bile doğru değil. İçeriden birisini davet etmek doğru olmaz. Zaten kendi yeri, gelmesinden çok memnun oluruz dedi. Ve arkasından Doğan Medyasından ‘’bilgiye dayalı Abdullah Gül siyasete girmeyecek’’ açıklaması gündeme geldi. Ve Cuma namazı sonrasında Gül ben yokum dedi.
Peki ne değişti?
Peki ne değişti?
Gül Çankaya’da görevini devam ettirirken siyasete gireceğim deyip te, şimdi çok önemli kişilerden davet gelmesine rağmen ben yokum demesi ciddi bir konudur. Bir kadro hareketi olan AK Parti bu ve buna benzer kırılmaları bugüne kadar çok yaşamadı. Siyaset bir ekip ve politik düşüncenin (AK Parti bu dava olarak bakar) tabanda aks bulması ile ancak yapılabiliyor. AK Parti daha Fazilet Partisi içinde başlayan “Yenilikçi” hareketin ilerleyen yıllarda Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç gibi bu hareketin önemli isimleri ile birlikte dayanışma içinde bugünlere geldi. Gül bu hareketin ilk başbakanı, sonra dışişleri bakanı ve son 27 Nisan gerilimli günlerden sonra Cumhurbaşkanı oldu. Cumhurbaşkanlığı görevinin son günlerinde siyasete gireceğim deyip bugün vazgeçmesi irdelenmesi gereken önemli bir konudur.
KIRILMALAR
AK Parti hükümeti kurulduğundan beri siyasi sorunlarla karşı karşıya kaldı. 27 Nisan e-muhtıra, kapatma davası, Ergenekon, Balyoz Darbe Girişimleri, Gezi Olayları… Ve bütün bunlardan sonra son dönemde bürokrasiyi ele geçirip, hükümete siyasi darbe planlayan Gülencilerin oluşturduğu çok ciddi 17- 25 Aralık, TIR Operasyonu, Dış İşleri Bakanlığının dinlenmesi, Başbakan ve kabinenin yasa dışı dinlenip tehdit edilme girişimleri… Bütün badireleri AK Parti atlattı. Atlattı atlatmasına ama ortada ciddi bir kırılma da oluştu. Kırılma Gül’ün bu siyasete darbe girişimlerinde kullandığı “siyasi dil” ve almış olduğu siyasi duruş muhafazakar tabanın beklentilerinin çok gerisinde kaldı. Çankaya’da görev alırken Gülencilerin devlet bürokrasisini ele geçirme girişiminde onlara karşı “nötür” kalması, devam eden gelişmelerde hükümetin uygulamalarına ince muhalefet etmesi Gül’den beklenmedik gelişmelerdi.
AK PARTİ TABANI VE ABDÜLLATİF ŞENER
AK Parti tabanı kendi siyasi hareketinin önemli isimlerinden birisi olan Abdüllatif Şener’in ben yokum deyip, Doğan Medyasının desteği ile yeni bir parti kurup, AK Parti’ye zarar verme girişimi ve son olarak Doğu Perinçek ile 200 bin kişinin katili olan Esad’ı ziyaret edip ona destek vermeye kadar gitmesi... Bu görüntü AK Parti tabanının zihninde çok tazedir. Kurucu kadrodan olup ta AK Parti azılı muhalifi olma hali muhafazakar tabanda çok kötü yer etmiş durumdadır. Gül ile Şener’i aynı kefeye koymak bugün için pek insaflı bir durum da değildir.
Gül’ün kararından önce muhafazakar tabandan ziyade, farklı kesimlere seslenen dili ilginç bir durum oluşturmaktadır. Hükümetin uygulamalarını eleştirirken kullandığı dil ve üslup, AK Parti muhaliflerinin hoşuna gitmesi, Gülenciler konusunda (siyasete müdahale ve yasa dışı dinleme, kumpas kurma davalarında) sessiz ya da naif açıklamalar yapması, muhafazakar tabanda hoşnut karşılanacak bir durum oluşturmamaktadır. Özellikle cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldıktan sonra hükümet karşıtlığı ile bilinen Doğan Medyasına yakın durması, İstanbul’da görüştüğü gazeteci, kanaat önderleri arasında ağırlıklı olarak muhalifleri tercih etmesi… Bunun anlamı AK Parti’ye karşı bir siyasi hareket başlatacağı anlamına gelmese de tabandan rahatsızlık oluşturacağı kesindir. Eğer Gül yarın şartlar değişip te bu kadroya liderlik etme isteği varsa bu kesimin hoşnut olacağı bir tavırdır…
Gül’ün kararından önce muhafazakar tabandan ziyade, farklı kesimlere seslenen dili ilginç bir durum oluşturmaktadır. Hükümetin uygulamalarını eleştirirken kullandığı dil ve üslup, AK Parti muhaliflerinin hoşuna gitmesi, Gülenciler konusunda (siyasete müdahale ve yasa dışı dinleme, kumpas kurma davalarında) sessiz ya da naif açıklamalar yapması, muhafazakar tabanda hoşnut karşılanacak bir durum oluşturmamaktadır. Özellikle cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldıktan sonra hükümet karşıtlığı ile bilinen Doğan Medyasına yakın durması, İstanbul’da görüştüğü gazeteci, kanaat önderleri arasında ağırlıklı olarak muhalifleri tercih etmesi… Bunun anlamı AK Parti’ye karşı bir siyasi hareket başlatacağı anlamına gelmese de tabandan rahatsızlık oluşturacağı kesindir. Eğer Gül yarın şartlar değişip te bu kadroya liderlik etme isteği varsa bu kesimin hoşnut olacağı bir tavırdır…
GÜL FOTOĞRAFI
7 Haziran seçimleri AK Parti açısından hayati önem kaydetmektedir. Barış Süreci, Yeni Anayasa ve ona bağlı Başkanlık Sistemi… Bu konular 8 Haziran gününün en önemli dosyalarıdır. Seçim stratejisini AK Parti bu dosyalar olarak belirlemişken, alacağı oy ve meclise göndereceği milletvekili sayısı çok çok önemli hale gelmektedir. Gül’ün, AK Parti yüzde 45 altında bir oy alması durumunda geri gel çağrısı beklemesi, bensiz yapamadınız duygusunun oluşması, ileriye dönük bir “hesap ve faydacılık” anlamına gelebilir. Eğer AK Parti beklentileri veya beklentilerinin üstünde bir oy ve milletvekilliği alacak olursa Gül yeni denklemde devre dışı kalma ihtimalini gündeme getirebilir. Zor zamanda geri planda kalıp, durum rahatlayınca gel denilmesini beklemek en azından bugünkü ağırlıkta ve arzuda olmayabilir. Tabii ki ilerleyen günlerde AK Parti ile siyaset yapmayı düşünüyorsa… Bu gün bu tabandan daha mülayim ve müzakereci bir hareketin çıkması sosyolojik olarak kısa vadede pek gözükmüyor.