AB güvenlik mimarisi Cam fanus çatlıyor!

04:006/02/2026, Cuma
G: 6/02/2026, Cuma
Yeni Şafak
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Mevcut şartların yarattığı sıkışma Avrupalılar etrafına örülü cam fanusu çatlatırken, üye ülkelerin 1945 sonrası çaresizlikleri aynı şekilde devam etmekte. Dolayısıyla bugün kendi etki alanlarındaki AB bürokrasisinin inisiyatifine muhtaç durumda edilgen konumlarını sürdürmektedirler.

Dr. Muhammed Çağrı Bilir / Türkiye Araştırmaları Vakfı Araştırmacısı

Trump 2.0’ın ilk yılını henüz doldurduğu günlerde Avrupa Birliği (AB) ile Hindistan kapsamlı bir serbest ticaret anlaşması imzaladılar. Dünya ticaretinin ağırlık merkezi her geçen yıl biraz daha Asya’ya doğru kayarken AB için stratejik bir kalibrasyon olarak okunabilecek bu adım aynı zamanda Trump 2.0’la birlikte siyasi ve ekonomik olarak baskı altındaki Avrupalıların gösterdiği bir reaksiyon olarak da yorumlanıyor. Elbette Hint-Avrupa ticaretinde bariyerlerin indirilmesi yaklaşık 2 milyar nüfuslu bir pazarın taraflar için birbirine açılıyor olması anlamına geliyor. Dolayısıyla yükselen üretim maliyetleri ve katı ihracat/ithalat regülasyonları sebebiyle rekabet gücünü yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalan AB için bir kurtuluş reçetesi olarak Hindistan pazarı öne çıkıyor. Öte yandan ABD’nin Asya-Pasifik odaklı dış politika vizyonu yine Avrupalıları bir noktada kapı dışarı bırakma potansiyelini taşıyor. Trump dönemiyle birlikte bu muhtemel senaryonun zamanlamasına dair oluşan belirsizlik ortamında bu ticaret anlaşması yine anlamlı hale geliyor. Her ne kadar yerinde bir hamle gibi görünse de “Anlaşmaların Anası” olarak tanımlanan bu adım 2025 yılı boyunca AB’nin savunma ve güvenlik politikalarında hayata geçirdiği kurumsal düzenlemeler ve politika belgeleriyle birlikte okunduğunda aslında kaza anında imdat çekicine başvurulmuş izlenimi yaratıyor.

DÖNÜŞEN TRANSATLANTİK İLİŞKİLERİ

Donald Trump’ın seçilmesiyle birlikte önceki döneminin bir mirası olarak AB için NATO güvenlik şemsiyesinin sorgulanır hale geleceği ve ABD korumasının getirdiği askeri, ekonomik ve politik konfor alanının daralacağı ihtimalleri panik yaratmıştı. Bu sebeple AB ülkelerinin rahat uykularından uyandıkları da sıkça duyulan ifadelerdendi. Hatta bu uyanış sebebiyle Soğuk Savaş’ın bitişinden bu yana başaramadıkları dış, güvenlik ve ekonomi politikalarında mutlak eşgüdümü sağlayabilecekleri muazzam bir fırsat buldukları da söyleniyordu. Düşünce Günlüğü sayfasında Mart 2025’te yayımlanan “AB Güvenlik Mimarisi–Cam Fanus Kırılacak mı?” başlıklı makalede ise AB ülkeleri arasında anarşi dinamiğinin ilişkilere yön verdiğini söylemiştim. Yani üye ülkeler arasındaki iş birliği, ABD ile olası bir kamplaşma anında bir Avrupa ittifakına dönüşmek yerine ABD ile kurulmak istenen müstakil ilişkilere yerini bırakacaktır. Çünkü ABD halen herkesten çok havuç ve sopaya sahip, bu da olası bir dengeleme refleksini AB ülkeleri için çok maliyetli hale getiriyor. Trump’ın ilk yılında öne çıkan Grönland gündemi ve tarife baskıları düşünüldüğünde de bunların transatlantik ilişkileri kırmayı hedefleyen bir stratejinin parçası değil Trump’ın iç politik kaygılarla demokrat kutsallara saldırma hevesinden kaynaklandığı söylenebilir. Dolayısıyla AB ülkeleri için küresel şartlar aleyhte ilerlese de transatlantik ilişkileri bir kopuştan henüz çok uzak.

AVRUPALI ÇARESİZLİĞİ

Tam da bu sebeple Trump döneminin sarsıntıları ile küresel şartlar Avrupalıları bir açmaz içinde bırakmaktadır. Bir tarafta 80 senedir bir illüzyon ile kendilerini tanımladıkları neo-liberal kurumsalcı iş birliği argümanları, bu doğrultuda devrettikleri egemenliklerinin yarattığı Brüksel bürokrasisi, buna inanmış milyonlarca vatandaş ve bütün bunların getirdiği ve kendilerini bir askeri cüceye çeviren materyal kapasite sorunu var. Öte yandan dış, güvenlik ve ekonomi politikaları bütün bu illüzyona rağmen kalibre edilmek zorunda ki atılacak her adım hem ABD’den gelecek cezalandırıcı hamlelere hem kıta içinde tetiklenecek rekabete hem de liderler için iç politik maliyetlere gebe. Yani mevcut tek kutuplulukta AB ülkelerinin her biri için statükoyu değiştirmek halen çok maliyetli. AB üyeleri için illüzyon bu noktada dağılıyor. 1945 sonrası Amerikan korumasının getirdiği konforla kendisini dev aynasında gören Avrupalılar aslında o zaman da kaybetmişlerdi ancak ABD onlara alan açıyordu. Bugün ABD pozisyonunu koruyabilirken yanında AB’yi taşıma eğiliminde değil dolayısıyla transatlantik ilişki dinamiği kökten değişmese bile sistemde AB ülkelerinin rolü azalıyor.

BÜROKRASİNİN KONJONKTÜREL ZAFERİ

Bu ortamda Avrupalı liderlerin geliştirdikleri retorik, pro-Avrupalı bir blok söylemi üzerinden kuruluyor. Ancak eylemlere bakıldığında ABD’ye karşı bir blok oluşturmaktan ziyade ABD ile ilişkilerdeki pazarlık gücünü arttıracak yani ittifak içi asimetrinin düzeyini değiştirmeye yönelik yeni kurumsal düzenlemeler gelmektedir. Ancak bunlar üye devletlerin birer inisiyatifi olarak değil aksine AB bürokrasisinin yön verdiği hamleler olarak karşımıza çıkıyor. Bu da üyelerin, siyasi maliyetleri AB bürokrasisine yıktıkları bir saklanma durumuna işaret ediyor.

Normalde AB bürokrasisinin ortak dış ve güvenlik politikası belirleme de rolü ulus devlet çıkarlarının birbirleriyle daima çelişmesi ve egemenlik endişeleri sebebiyle oldukça kısıtlıdır. Yüksek Siyaset meselelerinde Fransız pro-Avrupalı tavırla Alman yahut İngiliz Atlantikçi yaklaşımların çatışması kaçınılmazdır. Dolayısıyla üyeler Brüksel’e kendi adlarına önemli konularda karar alma yetkisini genelde vermezler.

Ancak 2024 yılı itibarıyla Avrupa Komisyonu bünyesinde savunma ve uzay bütçelerini yönetecek DEFIS mekanizmasının kurulmasıyla adeta bir savunma bakanlığı mantığı devreye sokulmuştur. Bu mekanizma çatısı altında Avrupa Savunma Sanayii Stratejisi (EDIS) yayınlanmış ve stratejiyi eyleme geçirecek 1.5 milyar dolarlık Avrupa Savunma Sanayii Programı (EDIP) başlatılmıştır. Bu doğrultuda ortak projelere KDV muafiyeti imkanı da sağlanmıştır (SEAP). 2025 yılında ise Avrupa Komisyonu’nun, AB’nin savunmasına dair yayınladığı politika metninde, ortak tedarik ve üretim süreçlerini esnetmenin gerekliliği vurgulanırken akabinde devreye soktukları torba yasa ile birlik içi ihracat dahil silah üretimi ve ticaretine dair süreçler önündeki bürokratik bariyerler hafifletilmiştir. Yani üye devletlerin kendi regülasyonlarının getirdiği hantallık yerini bir çeşit egemenlik devriyle Brüksel’in koyduğu kurallara bırakmıştır. Bu doğrultuda SAFE programı kapsamında da 150 milyar euroluk bir savunma sanayii teşvik paketi devreye sokulurken 2028-2034 yılları için de EDIP bütçesinin 131 milyar euroya çıkarılması planlanmaktadır.

DİREKSİYONU BRÜKSEL’E DEVREDİYORLAR

AB içinde bir yıldan biraz fazla sürede yaşanan bu değişim rüzgarı elbette reaksiyonel bir tavır. Brüksel Trump’ın gelişinin sonrası süreçlerini yönetirken, üye ülkeler de AB çatısı altında bir kollektifin parçası gibi görünerek hem Trump’ın dikkatini üzerlerine çekmemeye çalışıyorlar hem de AB’nin sağladığı likidite ile kısa vadeli maddi kazanım sağlıyorlar. Normal şartlarda DEFIS gibi bir mekanizmanın kendi adlarına savunma sanayii ekosistemine yön vermesine izin vermeyecek üye ülkeler şimdilik direksiyonu Brüksel’e devrediyorlar. Hindistan ile yapılan Serbest Ticaret Anlaşması da aslında buradan okunabilir. Kısa vadede ekonomik getirisi bir yana Avrupalılara yeni kapıların açıldığını göstermeye çalışan bu anlaşma aslında uzun vadede Hindistan lehine ticari asimetri yaratma ihtimali olan bir ortaklık. Yaklaşık 20 senedir süren Hint-Avrupa müzakerelerinin Hindistan’ın AB regülasyonlarına hazırlıksızlığına rağmen bugün sonuçlanıyor oluşu üye devletlerin pro-Avrupa retoriğini besleyen bir imdat çekici konumunda. 2025 boyunca yapılan savunma reformlarıyla birlikte düşünüldüğünde AB ülkeleri Brüksel’in arkasına sığınarak günü kurtaracak politik hamlelere göz yummaktadırlar. Yani mevcut şartların yarattığı sıkışma Avrupalılar etrafına örülü cam fanusu çatlatırken, üye ülkelerin 1945 sonrası çaresizlikleri aynı şekilde devam etmekte. Dolayısıyla bugün kendi etki alanlarındaki AB bürokrasisinin inisiyatifine muhtaç durumda edilgen konumlarını sürdürmektedirler.



#Trump
#Politika
#ABD
#AB