
Tek kutuplu Amerikan hegemonyasının çöküşü, çok kutuplu bir düzenin doğuşuna yol açıyor. Bu yeni düzende, ilkeli, pragmatik ve ittifak odaklı politikalar izleyen ülkelerin söz hakkı artacak.
Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Davos’ta yaptığı konuşma, küresel siyasetin gidişatını anlamak isteyenler için bir dönüm noktası niteliğinde. Carney, diplomatik nezaketin maskesini bir kenara bırakıp çıplak gerçeği ortaya koydu; kurallar bazlı dünya düzeni çöktü ve artık “güçlü istediğini yapar, zayıf katlanmak zorunda” kalır mantığı hüküm sürüyor.
BİR YALANIN İÇİNDE YAŞAMAK
Carney’nin konuşmasının en çarpıcı yanı, Çek muhalif Václav Havel’e yaptığı atıf. Havel, komünist rejimin nasıl ayakta kaldığını sorgularken, esnafların vitrinlerine “Dünya işçileri birleşin” yazılı pankartlar astığını ama kimsenin buna inanmadığını söylemişti. İnsanlar sadece başlarını belaya sokmamak için bu yalanın içinde yaşamayı tercih ediyordu. İşte Batı merkezli liberal düzen de tam olarak böyleydi. Ülkeler, uluslararası kurumların adil ve eşit olduğuna dair bir yalanın içinde yaşadı. Oysa gerçek belliydi: Güçlü ülkeler istediklerinde bu kuralları hiçe sayıyordu. Şimdi artık bu kurgu işlevini yitirdi. Carney’nin ifadesiyle “Bir geçiş değil, bir kırılma yaşıyoruz.”
ENTEGRASYONDAN SİLAHA
Son yirmi yılda yaşanan mali krizler, salgınlar, enerji şokları ve jeopolitik çatışmalar, aşırı küresel entegrasyonun risklerini açığa çıkardı. Bugün büyük güçler, ekonomik entegrasyonu, tarifeleri, finansal altyapıyı ve tedarik zincirlerini silah olarak kullanıyor. Kanada Başbakanı’nın tespit ettiği gibi “Entegrasyon, sizin boyun eğmenizin kaynağı haline geldiğinde, entegrasyon yoluyla karşılıklı yarar sağlama yalanı içinde yaşayamazsınız.”
Bu noktada Türkiye’nin son yıllarda izlediği politikalar daha anlamlı hale geliyor. Enerji bağımsızlığı, yerli savunma sanayii, ekonomik çeşitlendirme ve dengeli dış politika arayışları, işte tam da bu yeni gerçekliğin farkındalığıyla atılan adımlar olarak okunmalı.
ORTA GÜÇLERİN YÜKSELİŞİ
Carney’nin mesajının özü şu: Orta güçler çaresiz değil. Kanada; AB ile stratejik ortaklık kurdu, altı ayda dört kıtada 12 ticaret ve güvenlik anlaşması imzaladı, Hindistan, ASEAN, Mercosur ile müzakereler başlattı. Hatta Çin ve Katar ile bile pragmatik ortaklıklar geliştirdi. Savunma harcamalarını ikiye katladı, kritik mineraller için alıcı kulüpleri kurdu.
Burada altının çizilmesi gereken husus, tek başına hareket eden orta güçler, büyük güçlerin masasında ama menüde yer alır. Fakat birlikte hareket eden orta güçler, yeni bir denge unsuru haline gelir. Carney’nin deyişiyle “Büyük güçler tek başlarına hareket edebilir ama biz edemeyiz.”
TÜRKİYE İÇİN NE ANLAMA GELİYOR?
Bu analiz, Türkiye’nin mevcut konumunu da aydınlatıyor. Bir NATO üyesi olarak Batı ittifakının içinde ama aynı zamanda Rusya, Çin ve bölgesel güçlerle dengeli ilişkiler kuran Türkiye, işte tam da Carney’nin tarif ettiği stratejik özerklik politikasını uyguluyor.
Ukrayna krizinde dengeli tutum, Suriye’de bağımsız hareket etme kabiliyeti, Libya’da etkin rol, Afrika’da artan nüfuz, savunma sanayiinde yerli üretim hamleleri... Bütün bunlar, yeni dünya düzeninde ayakta kalmanın reçetesi. Ancak Carney’nin Kanada için önerdiği model, Türkiye için de önemli dersler içeriyor, yalnızca güvenlik değil, ekonomik dayanıklılık da şart. Enerji bağımsızlığı, kritik ham madde kaynaklarına erişim, teknoloji geliştirme kapasitesi, eğitimli insan gücü ve mali kapasite... Bunlar olmadan ilkeli dış politika yürütme hakkı kazanılamaz.
Carney’nin net tercihi var: Kalelerin dünyası daha fakir daha kırılgan ve daha az sürdürülebilir olur. Çözüm, duvarlar örmek değil, değerleri paylaşan ülkelerle koalisyonlar kurmaktır. Burası kritik, yeni dünya düzeni, bloklara bölünmüş bir dünya olmayacak. Her ülkenin farklı alanlarda farklı ortaklarla iş birliği yaptığı, çok katmanlı bir sistem ortaya çıkıyor. Türkiye’nin de bu sistemde çok taraflı denge politikası izlemesi, Carney’nin tarifine uygun düşüyor.
VİTRİNDEN PANKARTI KALDIRMA ZAMANI
Carney’nin en çarpıcı çağrısı “Vitrinden pankartı kaldırma zamanı geldi.” Yani artık var olmayan bir düzene dair yalanları tekrarlamayı bırakıp gerçekle yüzleşme vakti. Orta güçler için bu şu anlama geliyor:
Gerçeği adlandırın: Kurallar bazlı düzen diye bir şey kalmadı.
Tutarlı davranın: Müttefiklere ve rakiplere aynı standartları uygulayın.
İnandığınızı iddia ettiklerinizi inşa edin: İşlevsel ve kapsayıcı kurumlar yaratın.
Zorlama kaldıracını azaltın: Yurtiçi ekonomiyi güçlendirerek dış politikada ilkeli olma hakkını kazanın.
Bu çerçevede Türkiye’nin karşısında iki seçenek var. Ya büyük güçlerin gölgesinde güvenlik aramaya devam edecek ya da kendi gücünü inşa edip benzer konumdaki ülkelerle yeni bir denge kurmaya çalışacak.
YENİ BİR ŞAFAK MI?
Carney’nin sözleriyle; “Güçlülerin gücü var. Ama bizim de bir şeyimiz var: Numara yapmayı bırakma, gerçeği adlandırma, gücümüzü inşa etme ve birlikte hareket etme kapasitemiz.”
İçinde bulunduğumuz dönem, gerçekten de bir dünya düzeni kırılması. Ama bu kırılma, orta güçler için sadece tehdit değil, fırsat da sunuyor. Tek kutuplu Amerikan hegemonyasının çöküşü, çok kutuplu bir düzenin doğuşuna yol açıyor. Bu yeni düzende, ilkeli, pragmatik ve ittifak odaklı politikalar izleyen ülkelerin söz hakkı artacak.
Türkiye’nin yapması gereken, kabuğuna çekilmek değil, aksine daha fazla açılmak, daha fazla iş birliği kurmak ve kendi dayanıklılığını artırmak. Davos’tan yükselen ses, aslında uyanma çağrısı: Artık yalanın içinde yaşama lüksümüz yok. Gerçeği görmeli ve ona göre hareket etmeliyiz.








