Bulgar Türkleri, Makedonya, Bosna, Kosova derken gözden kaçan bir yer var: Doğu Türkistan. Halbuki buranın önemi yalnızca tarihle sınırlı değil. Jeopolitik açıdan olduğu kadar maden zenginlikleri açısında da büyük önemi olan Doğu Türkistan, değişik ve acımasızlığıyla ünlü 'Çin işkencesi'ne maruz bir yer. Ve en çok bel bağladıkları merci olan Türkiye'de son günlerde açıklanan bir genelge, "Doğu Türkistan'la ilgili herhangi bir çalışmanın yapılamayacağı" şeklinde. Kendisi de bir Doğu Türkistanlı olan Ali Çalışır, gözden uzak kalan bu konuya dikkat çekiyor.
ALİ ÇALIŞIR
Tarih ve siyaset bilmeyen insanların, tarih önünde yaptıkları yeni bir gafa geçtiğimiz günlerde tanık olduk. Anasol-D iktidarında ağırlıklı tabanını ve seçmen katmanını oluşturan muhafazakar insanları rencide eden kararlara Başbakan sıfatıyla imza atan, bu kararların uygulanmasının titizlikle üzerinde duran Mesut Yılmaz, Başbakanlık görevini Bülent Ecevit'e devretmeden bir gün önce bir genelge imzaladı.
Genelgenin içeriği genel hatlarıyla 'Türkiye için Doğu Türkistan diye bir meselenin ve Doğu Türkistan'da Çin zulmünün olmadığı' şeklindeydi. Bundan daha vahimi, 'Türkiye'de Doğu Türkistan'la ilgili hiçbir etkinlik ve çalışmanın yapılamayacağı' gibi maddelerden oluşuyordu genelge.
Bu genelge ile komünist Çin iktidarının –kesintisiz olarak– 1949'dan beri esareti altında bulunan 'Doğu Türkistan'lı soydaşlarımıza bir darbe de 'anavatan' kabul ettikleri Türkiye'den gelmiştir. Bu genelgenin akla aykırı bir tarafı da, Türk dünyasından sorumlu Devlet Bakanlığı da yapmış olan Sayın Ahad Andican'ın, mensubu olduğu partinin genel başkanı ve Başbakan tarafından imzalanmış olması... Geçmişte, 'Doğu Türkistanlı' yurttaşların kahir ekseriyetinin oylarının Sayın Andican'ın şahsında ANAP'a gittiği, bir çoğunun malumudur. 40 bin nüfusa sahip aslen 'Doğu Türkistan'lı Türk vatandaşının oyunun şimdi rakibi olan başka bir merkez sağ partiye ve diğer partilere kayması olağandır. Bu durum ayrıca 18 Nisan'a yaklaşılırken herhalde ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husus.
Parlementoda tüm Türkistanlıları temsil eden Sayın Andican'ın bu konular üzerindeki hassasiyet ve samimiyetinden şüphemiz olmadığını belirtmekle birlikte, yine de bu meselenin Doğu Türkistanlılar için kapatılmayacak bir yara olduğunu hatırlatarak, genelge faslına burada noktayı koyalım.
Doğu Türkistan gerçeğinin Türk medyasını çok da ilgilendiren bir hadise olmadığı gün gibi aşikar. Halbuki dünyanın önemli televizyon, dergi ve gazeteleri, Çin'in yaptığı Doğu Türkistan'daki insan hakları ihlallerini sık sık gündeme getiriyor. Bundan bir yıl önce İngilizler'e ait "Channel Four" bugünkü Doğu Türkistan'a girmiş ve oradaki Çin zulmünü, yakalardaki mini gizli kameralarla çekilen görüntülerle dünya kamuoyuna aktarmış, Çin'de ve dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Doğu Türkistanlılarla röportajlar yapmıştı.
Benzeri bir uygulamanın son örneği de şubat ayında Fransızların "Le Figaro Magazine" dergisinde yer alan "Uygurlar" adlı yazı oldu. Bölgeden haber ve yorumların yanısıra Türklerle röportajlar da yapılmıştı bu yazıda. Bunlardan en dikkat çekici olanı 'Aksu İmamı olan Enver adında bir kişinin, kendileriyle Taliban'ın, Usame Bin Ladin'in irtibata geçip yardım desteğinde bulunmak isteyişleri, buna karşılık İmam Enver'in bu yardım ve irtibatın kendilerine yarardan çok zarar getireceğini düşünerek reddetmeleri' haberiydi.
Doğu Türkistan'da yaşayan 30 milyonu aşkın Türk'ün (ki çoğunluğu Uygur Türkü'dür) dünya kamuoyunda tanınmaması, ekonomik ve diplomatik açıdan desteksiz kalması ve bölge Türklerinin yalnızlığa itilmesinden ötürü, Çin'in artan zulüm ve soykırımına maruz kalacağı kesin.
Gerçi Çin hükümeti, şimdiye kadar uyguladığı kürtaj ve nüfus politikasını kaldırdığını ve nüfus kontrolünün devlet tarafından yapılmadığını deklare etmesine rağmen, Doğu Türkistan'dan gelen haberler göstermektedir ki bu durum Türkler için pek geçerli değil. Türkler için hâlâ en fazla 2, şehirlerde 3 çocuk yapma izni devam etmektedir. 2000 yılında bölgede 100 milyon Çinli'nin iskan edileceği haberi, bugün bölgede yaşayan 10 milyon Çinli nüfusun 10 kart arttırılacağı ve bunun da Çin'in son soykırım planıyla 21. yüzyılda Doğu Türkistan'ı nüfus açısından tam bir Çin toprağı yapmayı planladığını gösterir. Çin hükümeti, yaptığı zulüm, soykırım ve dezenformasyonla 21. yüzyıla girerken Doğu Türkistan'ı dünya kamuoyuna kapalı tutmaya devam etmektedir.
Doğu Türkistan'ı bölgede yalnız ve çaresiz bırakan bir diğer husus, Çin'in Kazakistan ve Kırgızistan'la sınır anlaşması yapması nedeniyle, Kazakistan ve Kırgızistan'ın, ülkelerine iltica eden, idamla veya hapisle yargılanan Uygur Türklerini tekrar Çin'e iade etmesidir. Bu durum, Doğu Türkistanlı yurttaşları en yakın iltica edebilecekleri, soydaş ve dindaş oldukları komşulardan mahrum bırakmıştır.
Kazakistan'ın Çin'de idamla yargılanan 3 Uygur Türkünü iade etmesi, bunun son örneklerinden biridir. Bu durum karşısında İmam Enver'in belirttiği gibi Taliban ve Usame bin Ladin'in tekliflerine red cevabı vermelerinin bir noktadan sonra mümkün olmadığı görülebilir. Çünkü Kazakistan ve Kırgızistan kapısı kapanan Doğu Türkistanlılara Afganistan, dolayısıyla Taliban en yakın ve açık bir kapı olarak durmaktadır.
Şimdi Çin'in bu durumu karşısında asıl aşılması gereken husus, dünyanın değişik coğrafyalarında yaşayan Doğu Türkistan göçmenlerinin kendi aralarında ciddi bir organizasyon ve lobicilik faaliyetiyle dünya kamuoyuna seslerini duyurmaları olacaktır. Türkiye'de yapılan hamasi nutuklar ve gösteriler bu anlamda bir sonuç doğurmaz ve doğurmayacaktır da. İsa Yusuf Alptekin, sağlığında Tibetliler'in Dalai Laması'nın işlevini Doğu Türkistan Türkleri için görmekteydi.
Türk dünyası, hükümetlerin günü kurtarmaya yönelik politikalarına güvenmek yerine, uluslararası alanda mücadeleyi devam ettirecek yeni İsa Yusuf Alptekin'ler yaratmalı. Türkler, Doğu Türkistan, Güney Türkistan, Kırım ve Güney Azerbaycan gibi sorunlar konusunda 'kendini ve derdini ifade' eksikliği nedeniyle dünyaya sesini duyuramamaktadır.
Geleceğe yönelik yanlış yatırımlar sonucu iç politikada destek verdiğimiz siyasilerin muhasebesi, özellikle 18 Nisan'a yaklaşırken şimdilik öncelikli bir yere sahiptir. Türkistan kökenli vatandaşlarımızın, bu konularda ivedi olarak bilinçlenip harekete geçmesi gerekir. Türkiye'de Doğu Türkistan hareketi ivme kazanmazsa dünyanın hiçbir yerinde kazanamaz.






