'Suriye'de katliam var' diyen, 'Rojava'da katliam var' diyemiyor. Serap'a gözyaşı döken, Ceylan'ı umursamıyor. ABD'de yüzlerce insanın öldürüldüğü 11 Eylül saldırısını gündeminden düşürmeyenler, Mısır'da yüzlerce insanın öldürüldüğü 27 Temmuz ve 14 Ağustos saldırılarını gündemine bile almıyor.
Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felaketler karşısında? Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak? Şeyh Ahmed Yasin
İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslaşma süreciyle beraber tüm topluluklar kendi kabuğuna çekilmeye, dinsel, etnik ve bölgesel milliyetçilikler artmaya başladı. Kendi içine çekilen toplumlar, savaş sonrası yaralarını sarmaya, ülkelerini yeniden inşa etmeye başladılar. Ardından küreselleşmeyle beraber ülkelerin yeniden dışa açılma dönemi başladı.
Özellikle piyasa ekonomisinin güçlendiği 2000'li yıllardan itibaren devletlerin ittifak kurma kriterleri de değişti. Dünya, bir taraftan küreselleşerek hızla sınırlarını kaldırırken, diğer taraftan toplumların vicdanına sınırlar getirdi.
Toplumsal olayların, katliamların, soykırımların ve zulümlerin küresel ölçekte dikkate alınıp 'insan hakları ihlali' kapsamına alınma şartı, de facto olarak güç, din ve etnisite şartına bağlandı.
Bugün eğer siz, dünya üzerinde süper bir güç ve hâkim bir ırksanız, insanlarınıza yapılan saldırı ve zulümlerin bir yaptırımı oluyor. Ama gücünüz yoksa, zayıf ve azınlıksanız, özellikle de Müslüman bir toplumsanız insanlarınıza yapılan saldırı ve zulümler yaptırımsız, karşılıksız ve değersiz kalıyor.
Ortadoğu'daki katliamları yıllarca McDonald's'ta hamburger keyfiyle izleyen bir medeniyetin demokrasisinden vicdanlı toplumlar çıkmasını beklemek lüks iyimserliktir.
Nitekim kendi vatandaşı, ırkdaşı veya dindaşının kılına bir zarar geldiğinde yeri göğü inleten batının, on yıllardır Filistin, Arakan, Suriye, Somali, Mısır ve Irak'taki Müslümanların acılarına sessiz kalması bu beklentinin lüks iyimserlik olduğunun en büyük göstergesidir.
Kendisine ve kendisi gibi toplumlara yapılan haksızlıklara gösterdiği tepkiyi, kendisi gibi olmayan farklı renk ve dildeki toplumlara göstermeyen Batı medeniyetinin demokrasisi ancak 'hamburger demokrasi' vicdanı da ancak 'pizza vicdan' olabilir.
Mısır'daki son katliamı; tatil yaptığı Martha's Vineyard'da şezlong altında güneşlenirken öğrenen ve kan gölüne dönen ülkeyi 'Mısır'da istikrar' pespayeliğiyle yorumlayan Obama'nın, İhvan'ı ve cuntayı aynı kefeye koyarak taraflara 'şiddetten kaçınma' çağrısı yapan NATO'nun, kaba bir itidal çağrısı yapan İngilizlerin ve Sisi'yi neredeyse haklı çıkaracak BAE'nin vicdanından ne Müslümanlara ne de insanlığa hayır gelir.
4 yıl önce Taraf Gazetesi'nde yayınlanan bir makalemde, Lice'de havan topuyla vücudu paramparça edilen Ceylan'ın acısıyla, İstanbul'da İETT otobüsüne atılan molotof sonucu yanarak ölen Serap'ın acısını yüreğinde eşit derecede hissedemeyenlerin vicdanında bir noksanlık var demiştim.
O günden bugüne, ne Türkiye'de, ne de dünyada değişen pek bir şey olmadı. Herkes kendi ölüsüne ağlamakla meşgul. Ateş sadece düştüğü yeri yakmaya devam ediyor. 'İkiyüzlü vicdan'ların sayısı gün geçtikçe artıyor. Toplumlar, vicdanlarındaki sınırları kaldıramıyor. Devletlerin, zulme uğrayanın kimliğine göre tavır gösterme hastalığı devam ediyor. Yerel ve küresel vicdanlar fiile göre değil, faile göre harekete geçiyor.
Ağacın kesilmesine değil, ağacı kimin kestiğine göre tepki gösteriliyor. Küresel vicdan için önemli olan, 'katliam' değil, 'katliamı yapan'. Üç ağaç için Taksim'den 8 saat canlı yayın yapan CNN International, 2.500 insan insanın öldüğü Mısır'dan 1 saat canlı yayın yapmıyor.
'Suriye'de katliam var' diyen, 'Rojava'da katliam var' diyemiyor. Serap'a gözyaşı döken, Ceylan'ı umursamıyor. ABD'de yüzlerce insanın öldürüldüğü 11 Eylül saldırısını gündeminden düşürmeyenler, Mısır'da yüzlerce insanın öldürüldüğü 27 Temmuz ve 14 Ağustos saldırılarını gündemine bile almıyor.
Ali Şeriati bu durumu 'rahatlık ruhun batağıdır' diyerek yıllar önce teşhis etmiş. 'Ötekinin' acısına saygı duymak için öncelikle mevcut rahatlıktan taviz vermek gerekiyor. İnsanlığın Rachel Corrie vicdanı gibi vicdanlara ihtiyacı var. Aksi bataklıktır. Ve iyi bir vicdan en iyi yastıktır.






