
Mesleki sorumluluklarımız var mıdır? Hiç düşündük mü? Ya da düşünmeye hiç cesaret ettik mi? Meslek herhangi bir bireyin yaşamını idame ettirmek için hayatının belirli dönemlerinde yapmış olduğu iş olarak tanımlanabilir. Bununla birlikte bir de meslek etiği ya da meslek ahlakı dediğimiz bir kavram var. Meslek etiği, mesleği icra eden ya da edecek olan kişi ya da kişilere ne yapması ya da ne yapmaması gerektiğini gösteren bir kılavuzdur. Çünkü meslek toplumun ilgili paydaşları tarafından önceden belirlenmiş belirli kurallar ve standartlar çerçevesinde şekillenmektedir.
HER ŞEYİ YAPMAKTA ÖZGÜR MÜYÜZ?
Elbette meslekler çağın gerekleri doğrultusunda gerekli noktalarda revize edilmeye muhtaçtır. Ancak temel bazı noktalarda bazı mesleklerin dokunulmazlıkları vardır. Teknoloji vb. unsurlar da şüphesiz mesleklerin daha iyi icra edilmesinde yardımcı unsurlardır. Ancak bunlar amaç değil araçtır. Emile Durkheim, dünyada ne kadar meslek varsa o ölçüde meslek etiğinin ve ahlakının var olduğundan bahseder. O halde yapmış olduğumuz işin ya da icra etmiş olduğumuz mesleğin bize yüklemiş olduğu bir misyon var mıdır? Ya da bir birey aklına gelen her şeyi yapabilme özgürlüğüne sahip midir?
Soruların cevabını başka sorular ile bulmaya çalışalım. Mesela herhangi bir dine mensup olan bir din görevlisi (Baal Keria, Gabay, Rahip, Patrik, İmam, Haham vs.) ibadethaneden çıktıktan sonra, mesai saatleri dışında olsa dahi, “ben özgür bir insanım, istediğimi yapabilirim, kimse bana karışamaz” diyerek gece kulübü, bar vs. tarzı bir eğlence merkezine gidebilir mi? Ya da gitmeli mi? Siz, halka ve basına açık bir mekânda düğün ya da nikah merasiminin gerçekleştiği bir ortamda göbek atan bir devlet büyüğü ya da siyasetçi, kamu yöneticisi gördünüz mü? Yırtık kot pantolonu ve tişörtü ile yönettiği şirketin üst düzey yetkililerine toplantıda başkanlık eden bir yönetici ile karşılaştınız mı? (Şahsen ben hiç karşılaşmadım).
Ya da meseleye şu açıdan bakalım. Başında “Milli” kavramı bulunan nadir bakanlıklardan biri olan ve ülkemizin en önemli bakanlıklarından biri olan Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde görev yapan bir öğretmen, velilerin çocukların ve meslektaşlarının bulunduğu bir ortamda sanat adı altında argo ifadeler kullansa, nahoş el şakaları yapsa ya da (hayal gücümüzü biraz daha zorlayalım) erkek bir öğretmen bu hedef kitle karşısında uygunsuz bir hareket yahut bir dans figürü yapsa acaba onu izleyen meslektaşları, veliler ya da öğrenciler o meslek ile ilgili nasıl bir algı geliştirir? Veliler gönül rahatlığı ile çocuğunu o insanlara teslim ederler mi?
KEYFİYET Mİ TEMSİLİYET Mİ?
Son olarak şu soruyu hepimiz kendimize soralım ama dürüstçe cevap vermeye çalışalım: Halka açık ortamlarda veya özel hayatında yukarıda saydığımız eylemleri gerçekleştiren meslek erbabı kişilerin peşinde bile bile ibadet edilir mi? Bu kişilere çocuğunuzu teslim eder misiniz? Ya da çocuğunuzun böyle bir öğretmeni olmasını ister misiniz? Ya da mesleki/ahlaki sorunları olan veya insan yaşamını umursamaz davranan bir hekime hastanızı muayene ettirmek ister misiniz? Ya da adalet anlayışında objektiflik ilkesinin emaresi görülmeyen bir hukuk insanının davanızda yer almasını tercih eder misiniz? İnsan hayatından ziyade kendi kesesini düşünen ve bu doğrultuda konut inşa eden bir mühendis ya da müteahhitten daire satın almak ister misiniz? Hepinizin “istemem” dediğini duyar gibiyim. Aklın yolu birdir. Ahlakın ve mesleki sorumlukların ortak dili vardır. İster kabul edelim ister etmeyelim dünyanın neresine giderseniz gidin toplumun değer algılarına hitap eden bazı meslekler, mensubu olan bireylerine ciddi sorumluluklar yükler. Dolayısıyla mesleklerde esas olan temsiliyettir; keyfiyet değil…










