Arap sosyalizmi çatısı altında bir Arap Birliği''nin kurulamamasının en önemli nedeni Eisenhower Doktrini idi. Bu doktrinle ABD, Orta Doğu ülkelerine askeri ve ekonomik yardımı bir politika haline getirdi. Bu yardımların amacı, Orta Doğu''da Arap sosyalizmiyle birlikte komünizmin yayılmasını önlemekti.
Mısır''da hızla darbeye ve kısa süre içinde büyük bir katliama dönüşen Tahrir''deki 30 Haziran isyan hareketinin en önemli aktörü kuşkusuz Temerrüd hareketiydi. Darbeye ''darbe'' denmemesi için büyük çaba harcayan ve denilmemesinde büyük rol oynayan hareket, Mahmud Badr ve dört arkadaşı tarafından 28 Nisan''da, darbeden iki ay önce kurulmuştu. Hareket Kefaya (Yeter) Hareketi, 6 Nisan Gençlik Hareketi ve Ulusal Kurtuluş Cephesi (UKC) gibi gruplar tarafından desteklendi. Bu destekçilerin arasında tek siyasi parti Hamdin Sabbahi, Amr Musa ve Muhammed El Baradey''in ittifakıyla kurulan UKC idi. Temerrüd''e kısa sürede Ahmet Şefik de destek verdi.
Asker geçmişe sahip olan Ahmet Şefik, Mübarek döneminde uzun süre bakanlık yapmıştı. Mısır''da 2012''de gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk ayağında Muhammed Mursi''den sonra en çok oyu alan isim oydu. İlk turda Mursi oyların %25''ini, Şefik %24''ünü, Sabbahi %21''ini, eski Müslüman Kardeşler üyesi Abdül Münim Ebu''l Fütuh %17''sini, Amr Musa ise %11''ini aldı. Baradey anketlerde kendisine verilen desteğin %2-3''ü geçmemesi üzerine adaylıktan çekilmişti. Ahmet Şefik''in Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyması gibi, ilk seçimi geçen iki isimden biri olması da 25 Ocak Devrimi taraftarlarınca öfkeyle karşılandı.
İkinci turda Ahmet Şefik oyların %48''ini alırken Mursi %52''yle seçimi kazandı. Mısır Borsası Mursi''nin Cumhurbaşkanlığı yarışını kazanmasını %7.6 yükselişle karşıladı ve son dokuz yılın rekorunu kırdı.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda alınan yakın sonuçlar, Mısır''da halkın eğilimlerini göstermesi bakımından da önemliydi. Bir kere, Mübarek rejiminin sadık adamlarından olan Ahmet Şefik''in Cumhurbaşkanı olmasını tercih eden, buna bağlı olarak Mübarek rejiminden aslında memnun olan bir kitle vardı ve bu kitle neredeyse halkın dörtte birini oluşturuyordu. Her ne kadar Ahmet Şefik''in seçilebilmesi için geçici hükümetin askerlere ekstra kimlik dağıttığı ve Şefik''in diskalifiye edilmesi gerektiği iddiaları gündeme gelmiş olsa da bu oran yadsınamazdı. İkincisi Hamdin Sabbahi ve Amr Musa gibi Nasır çizgisine yakın iki ismin aldıkları oy oranı gösteriyordu ki, Nasırcılık son bulmamıştı. Üçüncüsü, Batı liberalizminin ya da popüler sosyalizmin sandıkta bir karşılığı yoktu. Bu yüzden Baradey gibi isimler ancak bir teknokratlar hükümetinde yer bulabilirdi. Bu farklı grupların temsilcileri Müslüman Kardeşler karşısında Temerrüd Hareketi''nin şemsiyesi altında birleşmişti. Bu ittifakın ortak noktası ''laiklik''ti.
General Sisi''nin darbe karşıtlarına karşı giriştiği katliam sonrası, Baradey''in Cumhurbaşkanı Yardımcılığı görevinden ayrılmasıyla beraber, Temmerrüd''ün siyasi kanadını oluşturan UKC ile de ilişkisi kesildi ve UKC''nin liderliği Amr Musa ve Hamdin Sabbahi''ye yani ''Nasırcılar''a kaldı. Bu iki ismin ordunun Mısır halkının isteklerini yerine getirdiğini söylemesi ve kanlı tutumunu desteklemesi Arap Kemalizmi diyebileceğimiz Nasırcılığın bugünü hakkında bize önemli ipuçları veriyor. Hamdin Sabbahi, Müslüman Kardeşler''e olduğu kadar serbest piyasalara da karşı olduğunu dile getiren bir isim, kendini bir Nasırcı olarak tanımlıyor. Amr Musa da, solcu ve laik yönünün yanı sıra Nasır sempatisiyle biliniyor; özellikle İsrail basını tarafından uzun zamandır ''Son Nasırcı'' olarak lanse ediliyor. Mahmud Badr''in, katliamların ulusu Müslüman Kardeşler''den kurtarmak için ödenmesi gereken bir bedel olduğunu söylerken aynı zamanda Obama''ya ''Bize akıl öğretme. Al paranı ve defol git'' tarzı cümleler kurması da dikkat çeken durumlardan biri. Ve tabii darbeyi desteklerken Sisi''ye neredeyse tapar hale gelen kalabalık da ABD''ye kızgınlığını giderek daha fazla ifade ediyor. Bu durum aslında ''Darbeyi Batı planladı'' ezberini bozması açısından kafa karıştırıyor. Nasırcılığı bir kere daha hatırlamak bu karışıklığa açıklama getirebilir.
30 yıl boyunca Mısır''ı yöneten Hüsnü Mübarek, Cemal Abdül Nasır''dan sonra gelen ''ılımlı'' Enver Sedat döneminin bir takipçisiydi aslında. Mübarek, ''orta yolcu'' Enver Sedat''tan sonra İsrail''le ve ABD''yle müttefik olmuş ve merkez sağcı bir dikiş tutturmuştu. Mübarek, Nasır''ın ''millileştirme'' politikalarından Sedat dönemine kalanları, 80''lerin başında ABD''nin dünya düzeni doğrultusunda tamamen tasfiye etmiş ve sırtını küresel sermayeye dayayan Mısır burjuvazisinin diktatörü olmuştu.
Nasırcılık ise, 52''de Kral Faruk''un tahtını deviren iki generalden biri olan ve General Necip''in halefi General Abdül Nasır''ın düşüncelerine dayanan solcu ve Arap milliyetçisi siyasi ideolojiydi. Arap sosyalizmi, cumhuriyetçilik, ulusalcılık, milliyetçilik, anti-emperyalizm fikirlerine dayanıyordu. Arap dünyasında dini yok saymak mümkün olmayacağı için reddetmiyordu ancak laik bir ideolojiydi.
50''li-60''lı yıllarda, Nasırcılık Arap dünyasının en popüler siyasi ideolojisiydi. Cemal Abdül Nasır''ın 1956''da Süveyş Kanalı''nın Mısır''a ait olduğunu söyleyerek millileştirip kanal geçiş ücretleriyle inşaatını finanse edeceğini açıkladığında tüm Arap dünyasının desteğini aldı. Çıkan İkinci Arap-İsrail Savaşı İsrail''in Sina''yı işgal etmesiyle sonuçlansa da, ABD ve Sovyetler Birliği''nin baskısıyla geri çekilmek zorunda kalması anti-emperyalist, anti-Siyonist ve Arap milliyetçisi ülkelerin gözünde Nasır''a politik bir zafer kazandırdı. Nasır o süreçte kahraman haline geldi, Nasırcılık Arap ülkelerini etkisi altına aldı.
Nasır''dan esinlenerek Aden''de kurulan Ulusal Kurtuluş Cephesi İngiliz yönetimine isyan ederek 1967''de Güney Yemen Halk Cumhuriyeti''ni kurdu. Umman''da gerilla savaşı başladı. Ürdün''de Nasır hayranlarının baskılarıyla 1957''de Kral Hüseyin Glubb Pasha''yı görevden uzaklaştırdı. 58''de Lübnan''da iç savaş çıktı. Irak''ta Haşimi monarşisi çöktü. Arap birliğini ve sosyalizmini savunan Baas Partisi, kendini Nasırcılık için örgütsel bir araç olarak görüyordu. Baas, Suriye ve Irak''ta yönetimi ele aldıktan sonra, Mısır''la Arap birliğini sağlamak için müzakerelerde bulunsa da bu gerçekleşmedi. Lübnan''da Kemal Canbolat''ın İlerici Sosyalist Partisi de Nasır''dan etkilenmişti. Kaddafi 69''da Libya Kralı''nı devirdiğinde Nasır''ı model aldığını söylemişti. Ancak tüm bu etkilenmelere rağmen Nasır''ın ve takipçilerinin Arap birliği denemeleri başarısızlıkla sonuçlandı. Nasır''ın 1967''de Altı Gün Savaş''larını kaybetmesiyle beraber Nasırcılığın ışıltısı sönmeye yüz tuttu.
Arap sosyalizmi çatısı altında bir Arap birliğinin kurulamamasının en önemli nedeni Eisenhower Doktrini idi. Bu doktrinle ABD, Orta Doğu ülkelerine askeri ve ekonomik yardımı bir politika haline getirdi. Bu yardımların amacı, Orta Doğu''da Arap sosyalizmiyle birlikte komünizmin yayılmasını önlemekti. Bu şekilde Eisenhower Arap ülkelerini ikiye bölmüş oldu ve İngiltere ile Fransa''nın bıraktığı boşluğu doldurdu.
Aslında Nasırcılık, yani Arap sosyalizmi, Arap milliyetçiliğinin bir sonucuydu, Pan-Arap ideolojinin evrilmesiyle ortaya çıkmıştı. 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu''na karşı ayaklanma çıkaran Araplar arasında o dönem Arap milliyetçiliği yaygınlaşmıştı. Gizli Sykes-Picot Anlaşmasıyla Orta Doğu İngilizler ve Fransızlar arasında bölüşülmüş, İngilizlerle ayaklanma için anlaşan Arap ayaklanması liderleri beklediklerinden çok daha azıyla yetinmek zorunda kalmışlardı. Örneğin, ''Arabistanlı Lawrence'' ile birlikte ayaklanmaya öncülük eden Mekke Şerifi Hüseyin Hicaz Kralı olmuştur. Türkiye''de halifeliğin kaldırılmasının ardından kendini Halife ilan eden Hüseyin''in sonu sürgünde ölmek olmuştur. Arap milliyetçileri, İngiliz ve Fransızların sözlerini tutmamasının ardından öfkelerini Batı dünyasına yöneltmiş ve sosyalist çizgiye kaymıştır.
Ne gariptir ki, Arap milliyetçiliğini ilk kez harekete döken 1911''de Paris''te kurulan bir Arap gençlik hareketiydi. Jöntürkler''in paraleli olan Genç Arap Cemiyeti (Jam''iyat al-Arabiya al-Fatat) bir Osmanlı bürokratı olan Filistin asıllı Arap milliyetçisi İzzet Darvaza tarafından kurulmuştu. Darvaza, sonradan Filistin''de bir Yahudi devleti kurulacağını anlayarak İngiliz yönetimine karşı gösteriler düzenlemiştir. Bu protestoların sonucunda çıkan ayaklanmayı müteakip Şam''a sürgün edilmiş ve Fransızlar tarafından hapse atılmıştır.
Müslüman Kardeşler işte bu Arap milliyetçiliği akımına karşı 1928''de İslamiyet''i ön plana koyan siyasal hareketi destekleyen gençler tarafından kurulmuştu. Müslüman Kardeşler Mısır''da en büyük baskıyı Nasır döneminde görmüşlerdi; o dönemde öldürülmüş, hapislere atılmış, yeraltına çekilmek zorunda bırakılmışlardı. Bugün de aslında dedeleri el Fatat''ın, babaları Nasır''ın izinde yürüyen Temerrüd''cüler, yani genç Arap milliyetçileri tarafından aynı kadere boyun eğmeleri bekleniyor.






