
VEDA GAZETECİNİN KADERİDİR VE BAB-I ALİ TARİHİ VEDALARLA DOLUDUR
Deli akan ırmak durmaz
Deli akan bir ırmak. Kabına sığmayan bir gazeteci. Altan'ın gazetecilik hayatı da hapishaneyle çakışır çoğu zaman. Badirelerden geçer hep. Sözünü esirgemez kimseden. Bir gün canı sıkılır olan bitenden, tek satırlık bir yazı yazar: "Bugün canım yazı yazmak istemiyor." Çok şey ifade eder yazı. Kimi yazarlar sessiz sedasız çekilirler, Altan'ın tarzı değildir ama. Sansüre uğrayınca ceketini alıp gider. 1964'de Milliyet'ten ayrılır. Ayrıldığı gün Akşam'da zehir zemberek bir yazı yazar, "Ey Zavallı Babıali" başlığıyla. Babıali gazeteciliğini yerden yere vurur: "Bu Babiali'de gerçekler dile getirilemez.. Babıali bütün şatafatına ve ihtişamına rağmen gerçekleri halka duyuramadı. Sahte bir ilericilik gericilik ayırımı ile kendilerini ilericiliğe layık görenler, gerici dedikleri halkı sömürüp dururlar. Babıali patronları basın özgürlüğünü kendi özgürlükleri olarak değerlendirirler."
Küçük Ağa'nın vedası
O1950'lerde Milliyet'te yazarlığa başlayan Tarık Buğra 1980'li yılların sonunda Türkiye'de yazıyordu. Buğra, "Emekli maaşım kiramı bile karşılamaktan uzaktı. Çalışmaya, kalemim işe yaradığı sürece, mahkumdum" diyordu. 1993 Kasım'ında bir ameliyat geçirir. Bir hafta sonra son yazısını yazar Türkiye'de. Yazısının başlığı "Yapılacak son şey"dir. Gerçek bir veda yazısıdır. "Benim başaramadığım şey ölümle değil Buğra ile dostluk kurmakmış; anladım. Ve yapacağım son işin bu dostluğu kurmak olduğuna hükmettim; çünkü bu dostluğu gerçekleştirmezsem huzura kavuşamayacağıma, bu yüzen ölümle dostluğumun da tamamlanamayacağına inandım. Önümüzde çok az zaman kaldı. Allaha ısmarladık Bab-ı Ali..." Bu onun son sözleridir okurlarına. 26 Şubat 1993'de 76 yaşında hayata veda eder.
Ne hasta bekler sabahı
Kimi yazılar gazeteye değil hayata vedanın işaretini verir. Bu kader Hürriyet'in ünlü yazarı Yavuz Gökmen'i yakalamıştı. 24 Kasım 1998'de 52 yaşında hayata veda eden Yavuz Gökmen, demokrasi, özgürlük ve barış dolu sımsıcak yazıların unutulmaz imzasıydı. Ölümünden bir gün önce yazdığı son yazısının başlığı Necip Fazıl Kısakürek'in şiirinden bir kelimedir: "Ne hasta bekler sabahı" Bir veda yazısı olduğunu belki de hissetmiştir Yavuz Gökmen. Son kez kucaklaşır okurlarıyla. "Hastanede kafamda film şeridi gibi bir çok şey geçti. Bazen gülümsediysem de, çoğu zaman ağlamaklı olduğumu itiraf ederim" diye devam eder. Son cümleleri ise şöyledir: "Benim bir tek korumam vardır. O da Allah'tır. Ona bir kez daha hamd ve dua ettim. Bence bunu hiç kimse ihmal etmemeli..."
Gazetecinin yazgısı
Veda gazetecinin yazgısıdır. Hele özgür düşünceden yanaysa gazeteci, vedasını da koynunda taşır hep. Usta gazetecilerden Mehmet Barlas da 1991 yılında duygulu bir veda yazısıyla okurlarına "elvada" der. Geleceğe dönük yüzüyle sütunlarında hep umut dağıtır Mehmet Barlas, özellikle gençlerin ufkunu açar yazılarında. Barlas, "Elvada" başlıklı yazıyla Sabah okurlarına seslenir ayrılırken. Son yazısında yine o bilinen mesajlar vardır: "Bir yazar bir sütunda bazen merhaba, bazen de elvada der okurlarına. Bugün bizim elvada dememiz gerekiyor sayın okurlarımız. Sanırız izlemeye çalıştığımız çizgiyi siz de anladınız. Bağımsız, özerk ve özgür bir çizgi izledik yazılırımızda. Siz sayın okurlarımızı özleyeceğiz. Ama ayrılmıyoruz sizden, sadece elvada diyoruz."
Allah'a ısmarladık. Kivi
N abi Avcı'nın Yeni Şafak'a veda yazısı Bab-ı Ali'nin en özgün vedalarından birisidir. "KİVİ" başlıklı mesaj yüklü bir yazıyla veda eder. "İngiliz Hava Kuvvetleri argosunda artık uçmasına izin verilmeyen eski pilotlara kivi denir" diye başlar söze Avcı. "Başrolünü Frank Sinatra'nın oynadığı bir film seyretmiştim. Filmde koltuğunun altında projelerle dolaşan bir adam... Frank diyelim ismi. Ama kimseyi ikna edemiyor. Sonunda dayanamayıp projelerini bir paket yapıyor, arkadaşına bırakıp ortalıktan kayboluyor. Paketin üzerinde iki kelime: Allah'a ısmarladık... Kivi..."
Demokrasi kavgası
Nazlı Ilıcak'ın 1970'li yıllarda Tercüman'da başlayan yolculuğu bazen hapishaneyle de çakışır. Kısa süren Bulvar'dan sonra Akşam'da devam eder yolculuk. Ama, 28 Şubat sürecindeki baskılardan Ilıcak da nasibini alır, Akşam'daki yazılarına son verilir. Ilıcak bir yıldız gibi kayar Akşam'dan. "Bir Veda Mektubu" başlıklı yazıda Ilıcak, "Karanlığın en koyulaştığı an, aydınlığa en yaklaştığınız zamandır" diye başlar söze. "Yeni baştan başlasaydım ne yapardım dersiniz? Kırılıp bükülüp el etek mi öperdim? Hayır. Ben başı dik vicdanı hür bir yazarım. Gün ola harman ola. Her gece iki gündüz arasındadır."
Bir umut ateşi
Onu gazeteciliğinden önce şiirleriyle tanıdık. Mutfaktan yetişen bir gazeteci: Mehmet Ocaktan. "Üç yıl önce Yeni Şafak'ta bir umut ateşi yakmıştık. Bugün bu ateş, bütün bir Türkiye coğrafyasına yayılarak büyüyor. İnşaallah bu gazetenin yaktığı umut ateşinin aydınlığı daha da artacaktır" diyerek 1997 Kasım'ında kısa bir veda etmişti. Yazının son paragrafları Yeni Şafak camiasına muhabbet dolu cümlelerle devam ediyordu: "Bu güzel insanlarla dolu dolu üç yılı birlikte yaşamak bir zevkti. Şimdi yaşanmış bütün güzellikleri yüreğime gömerek veda ediyorum. Allah'a emanet olun."
Hakkınızı helal edin
1970'li yıllarda Tercüman denilince ilk akla gelen isimler arasında Rauf Tamer var. Tercüman'dan ayrıldıktan sonra Hürriyet'e geçen Tamer, 5 yıl sonra 1996'da bir veda yazısıyla okurlarından helallik diledi. Ayrılık vaktiydi. "Ne 'ilk yazı'yı becerebilirim, ne de 'son yazı'yı. Bu bakımdan bu yazı, pek sevimsiz olacak" diyerek söze başlıyor Tamer, "Sevgili okuyucu. Bu sütunda hep objektif bir gözlemci olmaya çalıştım. Farkına varmadan yaptığım hatalar varsa, bilmeden vurduğum, kırdığım, döktüğüm yerler olduysa özür dilerim. Kimseye bir kırgınlığım yok. Sizin de bana olmasın. Hakkınızı helal edin" diyerek de bitiriyor.
Gazeteler de ölür
Ecel gazeteleri de yakalar, vade dolunca tozlu arşivlerdeki yerlerini alırlar. Tercüman'ın son yıllarıdır. Yavuz Donat 1991'de "En zor yazım" başlıklı bir veda yazısıyla ayrılır 20 yıl çalıştığı Tercüman'dan. "Dile kolay" diyerek başlar veda yazısına Donat: "1971'den bugüne iyi ve kötü gününde çalıştığım, iyi ve kötü günümde yazdığım, takla atan otomobilden-batan gemiden kurtulur kurtulmaz okuyucularıma koştuğum, bütünleştiğim Tercüman'dan ayrılıyorum. Tercüman'a ve okurlarıma doyamadan ayrılıyorum... Talihsiz kederler içinde bu veda yazımı yazıyorum." --------------- imza ve tarih ---------------- --------------- imza ve tarih ---------------- Geri OKU







