vukat Muhittin Yüzüak ile müvekkili Çakıcı'yı konuştuk

Ferhat Ünlü
00:0017/01/2000, Pazartesi
G: 2/01/2014, Perşembe
Yeni Şafak
vukat Muhittin Yüzüak ile müvekkili Çakıcı'yı konu
vukat Muhittin Yüzüak ile müvekkili Çakıcı'yı konu

En entellektüel Baba

Dokuz yıldır üst düzey bürokratlar ve ünlü gazetecileri kurşunlatmaktan eski eşini öldürtmeye kadar pekçok suçtan aranan mafya lideri Alaattin Çakıcı geçtiğimiz binyılın 13 Aralık'ında Türkiye'ye geldi. Yaklaşık 17 ay Fransa'da üç ayrı cezaevinde kalan Çakıcı, Türkiye'ye geldiğinde tam 30 kilo vermişti. Gerçi bu, Türkiye'ye neden kendi isteğiyle geldiği sorusunun cevabını vermiyordu ama, en azından Kartal Cezaevi'nde La Sante'dekinden rahat olduğunu gösteriyordu. Cezaevine konulur konulmaz yargılandığı bir dava zamanaşımından düştü. Zaten sadece iki suçtan ötürü yargılanmak şartıyla getirilen Çakıcı'yı ve daha çok da avukatlarını düşündüren sadece bir çete davası kaldı. Onun da ilk duruşması 16 Şubat'ta yapılacak. Ünlü mafya liderini Fransa'daki günlerinde de yalnız bırakmayan avukatı Muhittin Yüzüak'la Çakıcı'yı konuştuk.

Alaattin Çakıcı'nın Fransa'daki cezaevlerinde durumu nasıldı? Oradaki koşullardan pek memnun görünmüyordu gelirken.

Çakıcı Fransa'ya sahte pasaportla girmekten tutuklandı ve mahkûm oldu. Nice'deki yargılama sonucu 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Yakalanış tarihi itibariyle 7 Ocak 1999'da tahliye olması gerekiyordu. Fransa'da cezanın yüzde 75'ini yattığınız zaman yeterlidir. Fakat bu arada İnterpol aracılığıyla Türkiye'nin isteği dikkate alındı ve serbest bırakılmadı. 7 Ocak'ta Türkiye'ye iade işlemleri başladı ve Çakıcı 13 Aralık 1999'da Türkiye'ye getirildi. Fransa'da üç cezaevinde kaldı. Nice, Marsilya ve Paris La Sante Cezaevleri. Bir kere La Sante Cezaevi ilk ikisine nazaran son terece modern bir cezaeviydi. Ancak Marsilya'da parmak kırma olayı oldu. Çakıcı aslında Fransa'da 16 ay süreyle zor bir tutukluluk dönemi geçirdi. "Dişim ağrıyor deyince diş tedavisi için verdikleri ilaçlar yüzünden dişleri döküldü. Mektupları yırtıldı. Tekbaşına bırakıldı orada. Türkiye'de 30 bin kişinin katili olarak idama mahkûm edilen Apo'ya bile yapılmamıştır bu. Fransa demokrasiye ve insan haklarına saygılı olduğunu ileri sürdüğü halde bunu yapmıştır. Tabii kötü beslenmeden ötürü Çakıcı cezaevinde 30 kilo verdi. Ve bu yüzden Türkiye'ye zayıflamış, dişleri dökülmüş, gözlerinin altı halka halka olmuş bir şekilde döndü.

İade edilmek istemesinin ardındaki nedenler bunlar mıydı? Yoksa buraya gelirken başka hesaplar yaptı mı?

Tabii bunlar etkili oldu. Zaten eğer Çakıcı Fransa'da hükümetin vermiş olduğu kararı Danıştay nezdinde temyiz etseydi iki yıl daha Türkiye'ye iadesi sözkonusu olmazdı. Fakat kendisi Türkiye'ye dönmek istediğini dile getirdi hep. Onu talebine binaen iki yıllık süre kısaltılmış oldu. İstese Çakıcı 2003 yılına kadar buraya gelmeyebilirdi. Ama ülkemizin her yönüyle iyi bir ülke olduğunu düşünüyor. Bu yüzden gelmek istedi. Bir hesabı da yok.

Fakat Fransa'daki cezaevlerinde müvekkilimle daha kolay görüşme imkanı vardı. Kartal Cezaevi'nde Perşembe ve Cuma günleri görüşme var diyorlar. O da tam uygulanmıyor. Mesela ben DGM'ye ifade verirken görüşmedim.

Sorgu sırasında giremediniz ama önceden görüşmediniz mi?

Bir gün önceden görüştük. Mutad görüşmeydi zaten. Sorgudan sonra hiç görüşemedim. Bu daha da ilginç. "Ancak on gün sonra, perşembe günü görüşebilirsin" dediler. Yani ben müvekkilimi 11 gün görmemiş oluyorum. Hem de sorgudan sonra...

Peki geldiğinden beri kaç kez görüştünüz kendisiyle?

Üç dört kez görüştük. Ne kadar kötü bir yönetim olursa olsun Fransa'da bütün bunlar olmuyordu. Hukuka saygılıydılar. Haftada altı gün görüşüyorduk. Burada öyle değil. Mesela Paris La Sante Cezaevi'nde 30 kişilik personeli olan bir hastane var. Maalesef bizde 4000 kişilik Bayrampaşa Cezaevi'nde bir revir doktoru, bir de yardımcısı bulunuyor. Onlar da sağlık durumu ağır olmayan mahkûmlara müdahele bile etmezler. Cezaevlerinin yeniden organize edilmesi lazım bence. Bir ankesörlü telefonu cezaevlerinden esirgememek lazım. Fransa'da kimse cezaevine cep telefonu sokamaz. Ama bizim her cezaevimizde 15-20 tane var. Ankesörlü telefonu devlet olarak kurar ve denetimle işletirseniz cep telefonu olmayan mahkûmlar da mağdur durumda kalmaz. Cezaevlerindeki mahkûmların durumuna gelince Şubat'ta kısmi af çıkacak. Ve Anayasa Mahkemesi bu affı genel affa dönüştürecek.

Böyle olacağını nereden biliyorsunuz? Bu bir bilgi mi, tahmin mi?

Deneyimlerinden ötürü biliyorum bunu. 1974'te öyle oldu. İdamlar müebbet olacak, müebbetler 20 yıla inecek, 20 yıldan aşağı cezası olanlar tahliye olacak bu afta.

Peki Çakıcı'nın durumuna gelelim tekrar. Fransa'daki koşullardan şikayetçi olduğu için Türkiye'ye geldi diyorsunuz. Şimdi memnun mu halinden?

Büyük ölçüde memnun. Sadece bir şikayeti var o da yanına bir iki kişinin verilmemesi.

Evet bu konu geçenlerde gündeme geldi. Peki özellikle birlikte kalmak istediği bir isim var mı?

Hayır dilekçeyi ben yazdım. "Çakıcı'nın yanına münasip görülecek iki kişinin verilmesini rica ederiz" diye yazdık. Maalesef cezaevi yönetimi müsaade etmedi. Ancak bunu bakan yapabilir dediler. Adalet Bakanlığı da "Tutukludur, hükümlü olmadığı için verilmez" dedi. Adam yanına derdini anlatabileceği birini istedi ama vermediler.

Peki Kartal Cezaevi'nden başka bir yere nakli için bir talebiniz olacak mı?

Hayır efendim. Kesinlikle böyle bir talebimiz olmadı. Olmayacak da... Biliyorsunuz o cezaevinde kendisi gibi ünlü isimler kalıyor. Mesela Banker Bako ve Erol Evcil.

Bu durum eski dostu Evcil'le görüşebilmesine ortam hazırladı mı peki?

Hayır hiçbir şekilde görüşmedi. Görüşemez zaten.

Çakıcı geçtiğimiz günlerde DGM'de ifade verdi. Savcılara bir şey söylemediği ileri sürülüyor. Bu doğru mu?

Ben bir gün önce cezaevinde görüşmüştüm. "Her ne kadar seni tanık olarak dinleyeceklerse de tanık olma durumu sanık olma durumuna geçer. Eğer Fransa da izin verirse sanık olursun. Ve buradaki beyanların da hüküm ihtiva eder" dedim. Ve ona Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu gereğince tanıklıktan çekilme imkanı olduğunu da söyledim. Çünkü bu maddeler diyor ki; "Bir kimse; kendisine, eşine çocuklarına ve birinci derecede akrabalarına zarar gelebilme ihtimali olan bir olayda tanıklık yapmak istemiyorsa tanıklıktan çekilebilir."

Fakat Çakıcı pekçok konuda bilgi sahibi. Ve hatta karanlıkta kalmış bazı olayları aydınlatabilecek tek kişi. Böyle bir gerekçeyle konuşmayacak olursa hiçbir katkısı olmayacak hukuka.

Hayır o ayrı. Kendisine zarar gelmeyecek bir olaydan tanıklığına engel yok.

Ama bahsettiğiniz kanun maddeleri pekçok konuyu kapsayabilecek kadar esnek. Bunun ölçüsü ne olacak?

Ama şimdi ne konuştuğunu bilmiyoruzki savcılıkta. Ona ne sorulduğunu da... Ben avukatı olarak bilmiyorum müvekkilime ne sorulduğunu ve onun ne söylediğini... Bazı gazeteler konuştu diye yazıyor bazıları konuşmadı diye. Ben bile bilgili alamıyorum.

Sorguya gitmeden bir gün önce görüştüm dediniz. O zaman ki eğilimi nasıldı?

Hayır sadece ben kendisine açıklamada bulundum dedim ki "Şu madde gereğince şunu yapabilirsin. Artık konuşup konuşmamak sana kalmış." Yani hiçbir şekilde telkinde bulunmadım.

Peki size ne dedi? Konuşup konuşmayacağı konusunda bir şey söylemedi mi?

Hayır o da bana bir şey söylemedi.

Gerçeklerin ortaya çıkmasını istiyor mu Çakıcı? Buna katkıda bulunacak mı?

Elbette bu konuda üzerine düşeni yapacaktır.

Stresli bir yaşamı olmalı. Bu durum, insanlarla ilişkilerini etkilemiyor mu? Mesela âni tepkiler vermiyor mu bazı durumlarda? Size hiç kızmaz mı?

Zaten içinde bulundukları hayat tarzı bunları sinirli yapıyor. Onun için normal ve makul bir insandan beklenen tepkiyi onlarda aramamak lazım. Veya serinkanlılığı... Ama diğer taraftan oldukça kırılgan ve hassastır Alaattin. Mümkün olduğu kadar kırmamak lazım. Zaten insanlar bütün bakışlarını bunların üzerinde yoğunlaştırdığı içine olabildiğine hassaslar.

'ANASOL-D'yi Çakıcı düşürdü'

Siz Çakıcı'yı yıllardır tanıyorsunuz? Ve uzun zamandır onun avukatlığını yapıyorsunuz? Nasıl biridir?

Alaattin Çakıcı mert ve dürüst bir insandır. Topluma menfi şekilde lanse edilmesine rağmen öyle biri değildir Alaattin Çakıcı. Biraz yakından tanırsanız çok insancıl biri olduğunu görürsünüz. Sağlam ve iyi bir dostluğu vardır. Yardımseverdir. Baktığı gözettiği insanların sayısını kendisi de bilmez. Yemeyi içmeyi sevdiği gibi, yedirmeyi içirmeyi de çok sever. Dışarıya çok sert görünse de ailesine karşı çok yumuşak ve müşfiktir.

Özel zevkleri nelerdir peki? Bütün hayatı; yeraltı dünyasında sivrilmekten ibaret olmamalı herhalde.

Güzel giyinmeyi sever. Markaya önem verir. Siyah ve tonlarından hoşlanıyor giyim konusunda. Ayrıca damak zevki olan birisidir. Karadeniz'in yöresel yemeklerini sever. Şu anda cezaevi koşullarında oruç tutabilirse oruç tutuyor. Zaten günde iki paket sigara içen biridir. 9 yıldır spor yapamıyor. Ama futbol izlemeyi seviyor ve Trabzonspor'u tutuyor. Ve enteresan bir şeydir; belki de bunu kimse bilmez: Alaattin bir İslam Enstitüsü veya bir El Ehzer mezunu ile dini tartışacak bilgilere sahiptir. Diyanet İşleri Başkanı'yla oturup dinleri tartışabilir Çakıcı.

Bu konudaki bilgisi nereden kaynaklanıyor peki?

Kaçtığı yıllarda 15 bin kitap okumuş. Gerçekten tartışacağınız konu olursa rahatlıkta tartışabilirsiniz.

Emin misiniz? Bu çok büyük bir rakam.

Kendisi 15 bin kitap okuduğunu söylüyor.

Bu kadar entellektüel biri olarak Türkiye'deki son gelişmeleri nasıl değerlendiriyor peki?

Türkiye'deki durumun iyi olmadığını o da görüyor. Aylık 85 milyon liraya asgari ücretle geçinen aileler var. 60 milyonun 54 milyonu sıkıntı içinde. O da geldi gördü bunu. Ve "Türkiye 8-9 yıl önceki gibi değil" diyor.

Peki siyasilere ve siyasi duruma yaklaşımı nasıl?

Siyasilerle ilişkileri pek iyi değil. Zaten Mesut Yılmaz hükümetini düşüren adamdır Çakıcı. Tansu Çiller'e yurtdışından telefonla hakaret etti biliyorsunuz. Ama sanıyorum DSP'ye ve Ecevit'e sıcak bakıyor. Şaibeden uzak parti olarak DSP'yi görüyor.