Ağzınızda sürekli bir kuruluk hissediyor, bu nedenle çiğneme, yutma ya da konuşmada güçlük mü çekiyorsunuz? Veya gözünüzde sık sık kuruluk, kızarıklık, yanma, kaşıntı ve ışığa aşırı hassasiyet mi gelişiyor? Bunu, ''Gözüme sanki kum kaçmış gibi'' bir hisse kapılıyorum'' şeklinde mi tarif ediyorsunuz? Yanıtınız ''evet'' ise dikkat edin, yakınmalarınızın nedeni toplum tarafından pek bilinmeyen, belirtileri masum gibi görünse de zamanla ciddi tablolara yol açabilen ''Sjögren Sendromu'' olabilir!
Sjögren Sendromu; salgı yapan bezlerin özellikle gözyaşı ile tükürük bezlerini tuttuğu, ''otoimmun'' hastalıklar denilen gruba ait bir hastalık. Hastaların yüzde 80-90''ını kadınlar oluşturuyor ve genellikle 40''lı yaşlarda ortaya çıkıyor. Sıklıkla göz veya ağız kuruluğu gibi masum gibi görünen, ancak yaşam kalitesini oldukça düşüren yakınmalarla başlıyor. Sjögren Sendromu''nun en önemli özelliği ise hangi belirti ön planda olursa olsun, tıpkı diğer ''otoimmün'' hastalıklar gibi vücudun bütününü ilgilendiren cilt, sinir sistemi, akciğerler veya damarlar gibi başka organ veya sistemleri tutabilme potansiyeli olması. Romatoloji Uzmanı Yard. Doç Dr. Mehmet Karaarslan, Sjögren Sendromu''nun pek bilinmediği için tanısının genellikle geç konulduğuna dikkat çekerek, ''Buna bağlı olarak hastalar uzun süre hayat kalitesini düşüren yakınmalarla yaşamak zorunda kalıyor. Bunun sonucunda da ilk başlarda çoğunlukla ağız veya göz kuruluğu ile başlayan Sendrom zamanla, akciğer, böbrek ve karaciğer gibi organları da tutup, tüm vücudu ilgilendiren bir hastalığa dönüşebiliyor'' uyarısında bulunuyor.
Sjögren Sendromu''na neyin yol açtığı bilinmiyor. Ancak tüm otoimmün hastalıklarda olduğu gibi kişinin genetik yatkınlığının yanı sıra enfeksiyon ve ilaç gibi çevresel faktörlerin etkileşimine bağışıklık sisteminin anormal yanıt veriyor. ''Otoimmün'' hastalıklarının ortak yanı, aslen vücudu savunmakla görevli olan bağışıklık sisteminin, kendisine zarar vermeye başlaması. Bu şartlarda ortaya çıkan hastalıkların tutulan vücut yapılarının cinsine göre belirtiler verdiğini söyleyen Dr. Mehmet Karaarslan, ''Ancak Sjögren Sendromu''nu düşünmeden önce, daha sık görülen diyabet, kulak burun boğaz hastalıkları ve kullanılan ilaçlar gibi nedenlerin olmadığından emin olmak gerekiyor. '' diyor.
Sjögren Sendromu''nun yaşam kalitesini düşüren pek çok belirtisi var. Dr. Mehmet Karaarslan bu sendromun genellikle yavaş yavaş ortaya çıkan belirtilerini şöyle sıralıyor:
• Ağızda şiddetli kuruluk oluşuyor. Ağız kuruluğu nedeniyle çiğneme, yutma ve konuşmada güçlük oluyor. Ekmek gibi katı şeyleri yutkunmada güçlük çekiliyor. Hastalar ekmek lokmasını yutamadığını, yutmak için su içmek zorunda kaldığını ifade ediyor..
• Gözlerde kuruluğa bağlı kızarıklık, yanma, kaşıntı ve ışığa aşırı hassasiyet gelişiyor. Hasta bunu '''Gözüme sanki kum kaçmış gibi''' diye tarif ediyor.
• Halsizlik ve eklem ağrıları olabiliyor,
• Soğuk hassasiyeti ve soğukta uzuvlarda beyazlama gibi renk değişiklikleri ortaya çıkabiliyor,
• Çoğu hastada kuru bir öksürük ve boğazda gıcık hissi de oluşuyor.
• Tükürük bezlerinde şişlik, tat alma ve koklama duyusunda bozulma izlenebiliyor.
• Burun, cilt ve kadın genital organlarında kuruluk meydana gelebiliyor.
• Bazen hastalarda "lenfoma" adı verilen bir çeşit lenf bezi kanseri gelişebiliyor.
Sjögren hastalığı müzmin denilen hastalıklardan. Şikayetler tedaviyle rahatlatılsa bile tamamen geçmiyor. ''Her zaman karamsar da olmamak lazım.'' diyen Dr. Mehmet Karaarslan, bu tip hastalıkların bazen kendiliğinden ortadan kalkabileceğini söylüyor. Çoğu hastada suni göz yaşı ve tükürük takviyesi gibi şikayetlere yönelik basit tedavilerin yeterli geldiğini belirten Dr. Mehmet Karaarslan şu bilgileri veriyor: ''Hastaların ağız ve diş sağlığı ile ilgili kontrollerini yaptırmalarını çok önemsiyoruz. Çünkü hastalarda ağızdaki kuruluk nedeniyle diş çürükleri de sık görülüyor Hastalığın daha yaygın veya şikayetlerin bu şekilde kontrol altına alınamadığı hastalarda ise bağışıklık sistemini kontrol etmeye yönelik bir dizi ilaçtan yararlanıyoruz. Bu tip tedaviyi gerektiren vakalar hem hastalığın gidişatı, hem de ilacın yan etkileri açısından daha yakından takip edilmeliler.''






