Anneannemin Tahsin'i!

Şükran Çifci
00:0028/03/2010, الأحد
G: 27/03/2010, السبت
Yeni Şafak
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Anneannemin Tahsin'i!
Anneannemin Tahsin'i!

Uzun zaman sonra tekrar yazmaya başlıyorum. Bu aralar mevsim atlamamız yüzünden ben biraz hastalandım. Üzerine bir de grip eklenince birkaç gündür yataktan kalkamadım. Minik kardeşim Ali ise yatmaktan epey sıkıldığım zamanlarda benim için en güzel ilaçtı. Yine o anlardan birini yaşadık bugün. Eski komik hatıralarımızla beraber günün sonunda neredeyse hastalığım kalmamıştı, tabii gülmekten karnımın ağrıması dışında…

Ali, beni neşelendirmek ve sürekli uyuklama halimden kurtarmak için eski günlerde gülmekten yerlere yattığımız taklit şakalarını yapmaya karar verdi. İlk olarak, oturduğu her yerde en fazla on dakika uyanık kalıp sonra uyuyan, sanki uçak kalkıyormuş gibi de horlayan tonton dedemin taklidini yapmaya başladı. Elinde kumandayla koltukta uyurken, bir yandan da karnını şişirerek göbek yapıyor, aynı dedem gibi uzun uzun horlayarak bir şeyler sayıklıyordu. Oyununun sonuna kadar o, gülmeden devam ederken ben ilk andan itibaren kahkahalar atmaya başladım. Çünkü Ali, sanki çocuk görünümlü gerçek bir dede gibiydi. Beni güldürdüğüne sevinen Ali, bu sefer de anneannemin taklidine girişti. Başına bir eşarp bağlayıp, kocaman bir gözlük taktı. Bu gözlükler anneannem için çok kıymetlidir, çünkü onlarla küçüklerinden çok daha iyi görebiliyormuş. Her zaman sevgiyle bakan bu gözlerindeki ışık, o koca gözlükleri de aşıp size ulaşır; ama ne zaman kısılmışsa, işte o gün biraz dikkatli olmak lazım. Çünkü anneannem böyle baktığı anlarda ya çok sinirlidir ya da onun deyimiyle 'tahsin'i çıkmıştır. Anneannem ben bildim bileli 'tansiyon' diyemediğinden ona yakın olan 'tahsin'i kullanır.

Ali'nin bu kelimeye alışması da oldukça komik olmuştu. Tahsinin evde göründüğü anlardan, yani anneannemin tansiyonunun çıktığı zamanlardan biriydi. Anneannem her zaman ki yakınmalarıyla:

-'Ah tahsinim çıktı yine, öldürecek beni bu tahsin... Ah başımmm.. Ayşegül ilacımı getir kızım... Dediydi dersiniz, benim ölümüm bu tahsin yüzünden olacak.. Ayyyy ayyy…'

diye yakınıyordu. Bu tür hastalık ortamlarından çok etkilenen Ali, üzülerek, anneannemin yanına gitti. Gözlerinde sormak istediği bir şeyler olduğuna dair ifadeler vardı; ama bu sefer ne hasta anneanneme ne de ayran yetiştirmek için koşuşturan anneme bir şey soramıyordu. Ben ise anneannemin kocaman, birbirinden farklı bir sürü ilaç torbası içinde tansiyon ilacının arıyordum. Dolayısıyla bana da bulaşamadı. Sadece sessizce oturup anneannemin hareketlerini ve diyaloglarımızı dikkatle takip ediyor, koca gözlerini de anneannem 'ayy..' dedikçe daha da büyütüp, üzüldüğünü belli edercesine dudaklarını büküyordu.Bu durumdan belli ki çok etkilenmişti.Yanına yaklaşıp oyun oynamak isteyen Pamuk'a bile yüz vermedi.

Buna benzer bir iki gün daha yaşadık, anneannemin tansiyonu sürekli indi, çıktı ve ev halkı, dedem, babam, annem sürekli bir telaş içindeydi. Bu olumsuz enerji Ali'ye de yansıdı. Ali tüm gün hiç ses çıkartmadan sessizce olan biteni izledi. Hastalıkla geçen ve sonunda ananemin biraz daha iyileşmesiyle rahatlayabildiğimiz bir gecenin ardından erken saatlerde hepimiz ayaktaydık ve kahvaltı için hazırlık yapıyorduk. Ali, anca öğle saatlerine doğru kalkabildiği, hatta erken kaldırana birkaç saat afra tafra yaptığı için hiç kimse ona dokunmaya cesaret edemedi. Anneannemin neşeli sohbetinin günler sonra tekrar etmesiyle hepimizin keyfi yerine geldi. Uzun zaman sonra hep beraber olduğumuz bir kahvaltıya oturduk. Tam da bu esnada Ali'nin odasından sesler gelmeye başladı. Biz Ali'nin uyanmasına henüz şaşırmışken koridoru hatta salonu inleten bir sesle Ali:

-Anne benim Süpermen tişörtüm nerde, bulamıyorummmmmmmmm??

diye bağırmaya başladı Bu arada da oda ile balkon arasında yapılan bir koşuşturmanın sesleri geliyordu ve Ali aynı zamanda balkona da laf yetiştiriyordu:

-Tamam, birazdan inicem ben de…

Anlamlandıramadığımız bu davranışın nedenini hepimiz birbirimizin gözlerine bakarak bulmaya çalışıyorduk. 'Bu saatte nereye gidiyor bu çocuk' diye annem söylenerek Ali'nin yanına gitti. Birazdan her ikisi de koridordaydı ve ufak bir tartışma yaşanıyordu. Annem:

'Hayır, oğlum, gidemezsin bu saatte ne işiymiş arkadaşlarınla?'diyordu. Ali ise sürekli söz verdiğini ve inmesi gerektiğini söyleyip kapıya yöneliyordu. Sonunda babam olaya müdahale etti ve artık ağlamaya başlayan Ali'yi yanına alarak odaya gittiler. Birazdan dışarıya çıktıklarında ise Ali artık ağlamıyordu ama şaşkın bir gülümsemeyle anneanneme bakıyordu. Sonra' sen ölmicekmişsin anneannem…'diye kadının kucağına oturup hiç aralıksız onu öpücüklere boğdu. Babam ise 'Hay Ali, benim Süpermen oğlum' diye Ali'ye bakıp bakıp gülüyordu. Meraktan çatlamak üzere olan ben ve annem, babamdan öğrendik ki Aliciğimiz anneannemin tahsin dediğini bizim bakkal Tahsin Amca sanıyormuş. Arkadaşlarına uzun zamandır evde olup biten her şeyi, annenamin tahsin yüzünden hastalandığını, onun yüzünden öleceğini, kadıncağızın gecelerce uyuyamayıp acı çektiğini, yani her şeyi anlatmış. Masum Tahsin Amca'yı suçlamalar ise hiç gecikmemiş. Hatta İçlerinden birisi de :'Tahsin Amca'nın bakkalını açar açmaz hep beraber, yanına gidelim, kadından ne istiyormuş soralım.'demiş. Birbiriyle aynı yaşlardaki bu üç kafa dengi de bu sabah onun için buluşacaklarmış. Güç getirdiğine inandığı Süpermen tişörtünü de Ali Bey bu önemli an için istiyormuş. Bu sefer biz de kendimizi tutamadık ve gülüşmelerimize dedem, anneannem zor da olsa Ali de katıldı.

Ali o gün babamdan tahsinin tansiyon olduğunu, her zaman sağlıklı olamayabileceğimizi, vücudumuzun bazen yorulabildiğini, güçsüz kalıp hastalanabildiğimizi, her hastalığın da ölümle sonuçlanmayacağını, bu anlarda doktor yardımıyla ve özellikle de sevgiyle yaklaşırsak iyileşemeyen bir hastalık olmadığını öğrendi. Canım kardeşim meğer geceleri anneannemin öleceğini düşünerek uymuyormuş, sürekli ağlıyormuş.

İşte bugün de benim hemşire kardeşim iyileşmem için benim yanımda, bana ilaçların en güzelini verdi, beni bütün gün sevimli şakalarıyla güldürdü ve beni mutlu edebilmenin sevinciyle kendisi de mutlu oldu. Bu mutluluk dolu güzel kareler hastalığıma da çok iyi geldi. Kısa zamanda ilaçlarımın da yardımıyla hemen iyileştim ve birazdan bu güzel havanın tadını çıkarmak için oyuna bile ineceğim.


Ne okuyalım? Ne yapalım?

Pianoforte Sabri ile Stradi Ceren' in Maceraları

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi, Türkiye'de ilk defa sahnelecek "Pianoforte Sabri ile Stradi Ceren'in Maceraları" isimli mini müzikale ev sahipliği yapacak. Piyanist Tuluğ Tırpan'ın daha önce Avusturya'da sahneye koyduğu müzikal, müze bünyesinde yer alan The Seed'de 31 Mart, 4 Nisan, 26 Mayıs ve 30 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilecek. Çocuklar pianoforte Sabri ile küçük keman Stradi Ceren'in maceralarına tanık olacak.



Şimugula

Yazar: Sevgi Saygı

Yayın evi: GÜNIŞIĞI KİTAPLIĞI

Kitap hakkında: Anne ve babasının ona yeterince zaman ayırmadığını, hatta onu küçük kardeşi kadar sevmediklerini düşünen Levent, hayal gücü geniş, ele avuca sığmaz bir çocuktur. Kendine görünmez bir arkadaş edinmiş, onunla konuşup dertleşmektedir. Okuldaki en yakın arkadaşı, sihirbazlığa meraklı İzi'yle birlikte yaptıkları, ailelerini çılgına çevirir.


Billur Köşk Masalları

Yazar: Tahir Alangu

Resimleyen: Mustafa Delioğlu

Yayınevi: Yapı kredi yayınları

Kitap hakkında: Masal budur işte!" dedirten bir kitap…M.E.B. 100 Temel Eser Listesinde yer alan, Tahir Alangu'nun Anadolu masallarından derlediği Billur Köşk'teki masalların hepsini okumadıysak da, mutlaka dinlemişizdir büyüklerimizden. Birbirinden güzel on dört masalın yer aldığı kitabın sonunda, Alangu'nun bir açıklama sözlük yer alıyor.


BİZE YAZIN!

  • Sevgili Çocuklar! Bu sayfada sizin çalışmalarınıza da yer veriyoruz. Resim, şiir, hikaye, masal gibi çalışmalarınızın yanı sıra çektiğiniz fotoğrafları bir zarfa koyarak Yeni Şafak Pazar, Yeni Doğan Mahallesi Kızılay Sok. No:39 Bayrampaşa / İstanbul adresine ya da elektronik posta ile pazar@yenisafak.com.tr adresine gönderebilirsiniz. Masallarınız sürpriz hediyeler kazanabilir.