Lal Gece filmiyle 30'u aşkın ödül alan yönetmen Reis Çelik davet edildiği İskenderiye Film Festivali'nden son anda çıkarıldı. Tepkisini Festival yönetimine yazdığı mektupla ortaya koyan Çelik, bu kararı Mısır'da darbeyle başa geçen yeni yönetimin tahammülsüzlüğü olarak yorumluyor.
Uluslararası gerginlik ve savaşlar, sosyo-ekonomik hayatı etkilediği kadar, sanat ve özellikle sinema alanında da ciddi sorunlara yol açıyor. Bu alandaki gerginliğin son dönem kurbanlarından biri de, yönetmen Reis Çelik oldu. Çelik'in yurt içi ve yurt dışı festivallerde, 30'u aşkın ödül alan son filmi Lal Gece, daha önce başvurusu kabul edilmesine rağmen, Mısır'da düzenlenen İskenderiye Film Festivali'nden çıkarıldı. Beyoğlu'ndaki ofisinde buluştuğumuz yönetmen Reis Çelik ile bu süreçte yaşadıklarını ve ülkeler arası gerginliklerin sinemaya yansımalarını konuştuk.
Filmimi İskenderiye Film Festivali'nden çıkarma kararının festival yöneticilerinin kendi inisiyatifleri olmadığını, bu kararı alma iradesinin kendilerinde bulunmadığını ve bu kararı bir baskı sonucu aldıklarını hissettiğim için, bana çok üzücü geldi. İskenderiye Film Festivali köklü, uluslararası camiada yeri ve ağırlığı olan bir festivaldir. Festival yöneticilerinin bu kararı bana hicap duyarak, zorlanarak iletmeleri, onlar adına da, benim adıma da üzücü bir şey. Sanatın bu tür siyasi argümanların ne kadar dışında bir şey olduğunu ve özgürlüğünün ne kadar önemli olduğunu, bu vesile ile bir kez daha anlamış oldum.
Aklımın ucundan bile geçmedi. Hatta yaptığımız telefon görüşmesinde, festival yetkilisine, 'Bu kadar olaylar yaşanıyorken festivali yapabilecek misiniz' diye sordum. 'Hiçbir problem yok, festivali yapacağız. Sizi de burada ağırlamaktan büyük memnuniyet duyacağız' dedi. Sonrasında demek ki ciddi bir baskı olmuş ki, aynı insanlar filmi festivalden çıkarma kararı aldı.
Tabi meselenin bence trajik bir tarafı daha var. Yaşananlar ortadayken bu ülkede bazıları hala askeri darbelerin diktatörlük olmadığını, hatta askeri müdahalelerin darbe olmadığını söylüyor. Onlara darbenin ne demek olduğunu iyi anlatmak lazım; Demokratik olmayan yollarla elde edilmiş bir yönetim darbedir, despotizmdir, faşizmdir. Bu mesele bu kadar açık ve nettir. Demokrasi de dünya halkları için bir nimettir.
Herhangi bir cevap vermediler. Zaten ben karşılık versinler diye de mektup yazmadım. Sadece konuyla ilgili düşüncelerimi, biraz da festival yönetimini koruyarak kaleme aldım. Uygun bir dille, istemeyerek yaptıkları bu uygulama nedeniyle üzgün olduğumu, sanatın, sinemanın en çok bu dönemlerde yapılması ve devam ettirilmesi gerektiğini söyledim.
Devlet, siyaset ve ekonomiden oluşan bir hiyerarşidir ve sanatla her zaman çatışma halindedir. Devletlerin adı değişir ancak bu tür uygulamalar değişmez. Çünkü sanat, arzu ettiği sistemi dahi, daha sonra eleştirebilecek potansiyel taşır. O yüzden devlet ve sanat çatışır.
Mısır'da yaşadığımız olayda, Türkiye'nin yeni Mısır yönetimi hakkındaki tavrını, filmi festivalden çıkarmaya neden olarak gösterdiler. O festivale para veren devlettir. Yönetim, Türkiye ile ilgili herhangi bir şey istemiyoruz diyerek, çizip atmıştır. Neden? Çünkü Türkiye oradaki darbeci yönetim ile ayrı düşmüştür. Peki, acaba o devlet yöneticileri, 'Yahu, bu filmin yönetmeninin fikri nedir? Bizim yönetimimiz ve dolayısıyla Türkiye ile yaşadığımız sorunlar konusunda ne düşünüyor' diye sormuşlar mıdır? Tabi ki, bu soruyu bana sorduklarında alacakları cevap bellidir! Ama böyle sorular sormaya gerek duymazlar. Bu adam nereli? Türkiyeli. Bitti! Ne kadar genellemeci bir zihniyet…
Ben İskenderiye Film Festivali yetkilisi olsaydım, şöyle düşünürdüm; 'Evet, iki devlet kendi aralarında ciddi bir sorun yaşıyor olabilir. Ama biz bir sanat kurumuyuz. Bizler sanatın kardeşliği konusunda hemfikiriz. Bu iki ülkenin her zaman birbirine ihtiyacı vardır.' Bunları söyleyip karara direnirdim. Bu tavrı festivalin şimdiki yönetcilerinden beklerdim. Zaten kendilerine de bu beklentimi söyledim.
Ne yazık ki, ayrımcılığa karşı topyekün tavır alma, meslektaşına sahip çıkma noktasında pek de iç açıcı bir durumda olduğumuzu söyleyemem. Meslek birlikleri, devlete bağımlıdır. Oportinist tavır takınmak zorundalar. Zaten devlet sanatı her zaman egemenliği altına almaya çalışmıştır.
Elbette ki göstermediler. Cafer Penahi, İran'da hakkında açılan davalarla zor günler yaşadı. Türkiye'deki sinema çevreleri bu konuda fazlasıyla duyarlı davrandı. Oradaki uygulamalara tepki gösterdi. Peki, kendi insanımız benzer durumlara maruz kalınca, bu arkadaşlarımız ne yapıyor? Maalesef solcu isen, solcular destek verir, sağcı isen bu kez sağcılar destek verir. Medyada bu haber yer aldı, ben de bazı medya organlarına bilgi verdim. Ama ses seda çıkmadı.
Bir de tabi meselenin başka bir boyutu var. Bizim filme yapılan bu muamele, bir ABD filmine yapılsaydı, ABD devlet olarak tepkisini gösterirdi. Cannes'da bunun örneği yaşandı. ABD filmlerine yönelik bir uygulama yapıldı, ABD tüm filmlerini çekti. Birçok Avrupa ülkesi de bu hassasiyeti taşır. Ben, bu anlamda topyekûn bir tepki, ortak bir tavır beklerdim.
Televizyon piyasasında güçlü ticari ilişkiler var. Bağımsız sinema öyle değildir. Arap dünyasında Türk dizileri zaman zaman yasaklanmış, sonrasında ciddi rağbet gördükleri anlaşılınca, bırakın izlesinler, sesleri çıkmasın diyerek kaldırılmış yasak. Ama sinemada başka bir durum söz konusu.






