Derviş çeyizi açıldı

Yeni Şafak
Haber Merkezi
04:004/03/2016, Cuma
G: 3/03/2016, Perşembe
Yeni Şafak

Kuruluş yıllarından itibaren Osmanlı toplum hayatında büyük bir yere sahip olan tekkelerin 'sırlanmasının' ardından, sadece mekânlar ortadan kalkmadı. 30 Kasım 1925'te yürürlüğe koyulan bir kanunla tekke, zaviye ve türbelerin kapısına kilit vurulmuştu. Bu tekkelerde oluşan edebiyat, musiki, çeşitli zanaat ve sanatların da önü kesilmiş oldu. Tekkelerdeki bu faaliyetleri bir Osmanlı'nın kaleminden, Muallim Naci'de okuyalım:

TUĞÇE YILDIZ



“Tekkeler eskiden edebiyat, musiki ve tarih ocaklarıydı. Hayatın ıstırabını dindirmek ihtiyacında olanlar onlara koşarlar, nefis bir ahengin şelalesi altında ruhlarını yıkarlar, tesellikâr sözlerle ve tarihi menkıbelerle yeniden canlandırılırlardı. Hasılı tekkeler, yeis ve mahrumiyet ile canına kıyacak insanların yeniden tamir gördüğü yerlerdi.”



Yaklaşık 600 sene ilmek ilmek dokunarak örülen ve sosyal hayatın her yanına temas eden tasavvufi kültürün bir kanunla yasaklanmasının ardından, her ne kadar manevî tarafa dokunamasalar da, maddî unsurların pek çoğu harap olmuş, zaman geçtikçe neredeyse unutulmaya yüz tutmuştur. Zira bütün mistik akımlar gibi tasavvuftaki her husus da semboller üzerinden yürümekteydi. Şükür ki dünyaca ünlü sanat tarihçimiz Prof. Dr. Nurhan Atasoy, Derviş Çeyizi: Türkiye'de Tarikat Giyim-Kuşam Tarihi adlı bir kitapla tasavvuf kültürüne dair nisyana terk edilen pek çok hususiyeti ele almıştır.



Minyatür, gravür, albüm, fotoğraf, müze eşyaları vs. gibi binlerce görsel malzemeden hareket ederek hazırlanan kitabın kaleme alınış macerası ise bir hayli ilginç: 1978'de Tercüman Yayınları'nca neşredilmek üzere Osmanlı giyim tarihine dair bir kitap hazırlığı içine girer Atasoy ve önce Topkapı Sarayı koleksiyonundaki padişah kaftanlarını, ardından minyatürleri inceler. Sıra başlıklara geldiğindeyse, bu konuyu en iyi mezartaşlarından çalışabileceğini düşünüp erken dönem mezartaşları için Bursa'ya gitmeye karar verir. Kendisi gibi sanat tarihçisi olan dostu Prof. Günsel Renda, Atasoy'un Bursa'ya gideceğini öğrenince ona, oradaki bir evde bulunan duvar resmini görmesi için bir adres verir. Bursa'ya gider gitmez ilk işi bu eve gitmek olur Atasoy'un. Burada güzel bir şekilde karşılanıp ağırlanan Nurhan Hoca'ya, Bursa'daki araştırmaları sırasında evin 25 yaşlarındaki genç oğlu da eşlik eder. Tarikat kültürüne dair derin bir bilgi ve birikimi olan bu genç, verdiği bilgiler, ulaştığı kaynaklar ve kişilerle Atasoy'a o kadar yardımcı olur ki, sadece bir kitap bölümü olarak düşünülen bu konu, bir anda müstakil bir kitaba dönüşür.



Eser 5 ana bölümden oluşuyor: “Minyatürlerde Türk tarikat giyimleri” bölümünü “Ana merkezlerde yaygın tarikatlar ve giyimleri” takip ediyor. Bu 2. bölümde Bayramilikten Bektaşiliğe, Nakşibendilikten Mevleviliğe kadar pek çok tarikata özel bir yer ayrılmıştır. 3. bölüm taç, hırka, destegül, tennure gibi çeşitli kıyafet unsurlarından bahseden “Derviş çeyizi”nden oluşuyor. Her şeyin bir sembol değeri taşıdığı tasavvuf kültüründe renklerin işaret ettiği çeşitli hususları “Renklerin anlamı” adlı 4. bölümden öğreniyoruz.





• • •


Derviş Çeyizi


Nurhan Atasoy


Kültür A.Ş. Yayınları


2016


419 sayfa


#Minyatür
#gravür
#albüm
#fotoğraf
#müze eşyaları
#Muallim Nac
#Derviş çeyizi