
İslamiyet’in Avrupa’daki ilk izlerine ev sahipliği yapan Endülüs, doğu ve batının yeryüzünde buluştuğu en cazibeli coğrafya. 8 asır boyunca Müslümanların hakimiyeti altında kalan Endülüs medeniyeti, misafirlerini bu döneme dair güçlü izlerle karşılıyor. İslâm medeniyetinin, bilim ve sanatının doruk noktasında yaşandığı, Akdeniz kültürünün sıcacık esintilerini taşıyan denizi ve yeşiliyle görülmeye değer Endülüs’ü kesinlikle tatil planlarınıza ekleyin.
Müslümanların İspanya’ya verdikleri isim olan Endülüs, şimdi ülkenin güneyinde kalan bir eyaletin adı. İlk dönem İslam fetihlerinin bir uzantısı olarak 711-714 yılları arasında Müslümanların hakimiyetine geçen Endülüs, sekiz asır boyunca İslam ülkesi olarak kaldı. Doğu ile batının yeryüzündeki en cazibeli buluşma noktası olan Endülüs’ün kentlerini dolaştıkça zengin ve benzersiz bir atmosfer ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Bu bölge, tarih boyunca Müslümanlar dışında Musevi, Hristiyan ve Mağribi gibi farklı kültürlere de ev sahipliği yapmış. Hem kendi çağında hem de sonrasında bilim ve sanat açısından Avrupa’ya ilham kaynağı sunan bu eşsiz medeniyetin izlerini büyüleyici Flamenko ezgileri eşliğinde takip ediyorum. Andalucia ya da Türkçedeki adıyla Endülüs, İspanya’daki 17 özerk bölgeden biri. Ülkenin en güneyinde yer alan bu bölgedeki şehirlerden bazıları daha da öne çıkıyor. Malaga, Ronda, Sevilla, Cordoba, Toledo ve Granada. Bu şehirleri ziyaret ettiğinizde göreceksiniz ki, Katalonya ve Kuzey İspanya’dan çok farklı. Öyle ki karşınıza çıkan halk bize çok benziyor. Kesinlikte Sevilla’dan ayrılmak istemeyecek, Elhamra’nın ihtişamına hayran kalacak, Toledo’nun atmosferinde kendinizi Orta Çağ’da hissedeceksiniz.
BAŞLANGIÇ NOKTASI MALAGA
Endülüs turumuzun ilk durağı Malaga. Bu güzel liman kentinin bize çok da yabancı olmayan Akdenizli güzel esintisi karşılıyor. Tarihi kale Gibralforo’dan kenti kuş bakışı izliyorum. Malaga’nın Botanik Bahçelerini, Boğa güreşi arenası Plaza de Toro’yu, Malaga limanını seyrediyorum.
Şehrin eski sokaklarında yaptığımız yürüyüş turunda ise dışarıdan yarım kalmış Malaga Katedralini, Roma tiyatrosunu ve Endülüs Kalesini, ünlü ressam Picasso’nun doğduğu evi ve hala bir çok eserinin eskizlerinin sergilendiği Picasso Müzesi’ni geziyorum. İspanya’nın sanat ve moda merkezi Malaga’nın şık modern sokakları, büyük markaların mağazalarının yanında, küçük butikler, Anayasa meydanı mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. Endülüs’ten damağınızda hoş bir tat kalsın istiyorsanız Malaga’nın balık restoranlarını da es geçmeyin.
İslam uygarlığının izleri: Cordoba
Endülüs’ün bir diğer önemli şehri de İspanya’ya yerleşen Arap uygarlığının başkenti Cordoba. Cordoba’da bizi ilk olarak Guadalquivir nehri karşılıyor. Tarihi Roma köprüsünün üzerinden yürüyüp, Roma kapısını geçerek kente giriş yapıyorum. Cordoba’da ilk olarak 2 bin yıllık kentin, en görkemli yapısı, Endülüs Emevi’lerin yaptırdığı dünyanın en büyük camilerinden, 850 adet sütun üzerinde yükselen Kurtuba Ulu Camii’ni ziyaret ediyorum.
Kurtuba Camii daha sonradan kiliseye çevrildiği için şu anda Cordorba Katedrali olarak adlandırılıyor. Mezquita-Catedral De Córdoba’da Arapça yazıları ve hemen yanı başında çeşitli tablo ve heykelleriyle bir şapeli bir arada görüyorsunuz. İki din iç içe geçmiş durumda. Kurtuba Camii’nin görkemine tanıklık ettikten sonra hemen yanında yer alan Cordoba Alcazar bizi karşılıyor. Sonraki durağımız eski sokaklar. Yolumuz üzerinde Cordoba’nın çiçek sokakları, Endülüs mimarisinin tüm inceliğini yansıtan eski han ve örnek Cordoba evlerini görüyoruz. Bunun yanında Orta Çağ Avrupasının günahlarına tanıklık edeceğimiz, Engizisyon Müzesi’ni görmenizi tavsiye ediyorum.
Ve Granada...
Endülüs’ün incisi Granada denince ilk akla gelen Elhamra Sarayı olur kuşkusuz. Bizimde Granada’da ilk durağımız muhteşem bahçeleri ve inanılmaz güzellikteki süslemeleri ile Elhamra Sarayı. Şehrin en ünlü yapısı UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi’ne alınan Elhamra Sarayı mutlaka görülmeli. Kızıl renkli tuğlalardan inşa edilen saray yukarıdan bakınca ortadan bölünmüş bir nar görüntüsü oluşturuyor.İslam mimarisinin ulaşabileceği en yüksek noktalardan bugüne değin ulaşan Elhamra Sarayı, Arapça’da “Kırmızı Saray” anlamına geliyor. Elhamra Sarayı’nın temelleri 1232 yılında, Endülüs Emevilerinin devamı olan Beni Ahmer Sultanlığı devletini kuran Nasri hanedanı I. Muhammed bin Yusuf zamanında atılmış. Uzun süren saray turumuzda görüyoruz ki, Elhamra birbirine bağlı sayısız odalardan, geniş avlulardan oluşuyor. Fakat Elhamra’yı benzersiz kılan bu değil, bu sarayı benzersiz kılan mimarideki kusursuz ahenk. Uçsuz bucaksız yer alan bahçelerinde, avlularında yürümekte çok keyifli. Saray çıkışı San Nikolas Tepesi’nden göreceğimiz Granada ile kucaklaşıyoruz. Şehir bizi bekliyor; eski Arap mahallesi olan Albayzın’a Elhamra’nın uzaktan izlemek ve fotoğraflamak almak için gidiyoruz. Sokak sanatçılarının hoş ezgileriyle dik sokakları arşınlayıp, şehrin ana caddesi Gran Via caddesine ve şehri alan kraliçenin adını taşıyan Isabel de Catholica meydanına ulaşıyoruz. Granada Katedrali, çarşılar ve irili ufaklı özel müzeleri seyre dalıyoruz. Endülüs kültürünün bugünün İspanyası’na miras bıraktığı Flamenko gösterisine de katılmadan ayrılmak olmaz bu kentten. Mutlaka izleyin derim. Kentte bulunan Restaurante Il Gondoliere Granada’da bir akşam yemeği yemenizi de tavsiye ederim. İspanyol ve Akdeniz mutfağından seçkin örnekleri tadabilirsiniz. Bunun yanında Elhamra Sarayı’nın nar meyvesini andıran rengi ve formundan yola çıkarak kentin simgesine dönüşmüş nar biçiminde hediyelik objeleri sevdiklerinize Endülüs hatırası olarak alabilirsiniz.
Ronda’ya uğrayın
Bu arada belirtelim şehirler arası yolculuklarda karayolu oldukça rahat ve güvenli. 1,5 saatlik otobüs yolculuğu sonrası 2 bin 700 yıllık tarihi olan Ronda şehrine ulaşıyoruz. E. Hemingway’ın ‘Çanlar Kimin İçin Çalıyor’ romanında anlatılan, iç savaşın kaotik kenti, bugün ise romantizmin merkezi Ronda’da beyaz badanalı evler, dar sokaklar, dışarıdan gördüğümüz Ben-i Ahmer Sarayı ve İspanya’nın en eski boğa güreşi arenası, 100 metre yükseklikteki muhteşem köprü ve görkemli uçurumlar bizleri bekliyor.
Sevilla yaşanılası bir şehir
Endülüs’ün başkenti ve İspanya’nın dördüncü büyük kenti olan Sevilla’yı ziyaret ettiğinizde Avrupa’nın en yaşanılası şehirlerinden birinde olduğunuzu göreceksiniz. Sevilla’da gezimize Plaza de Espana’nın yer aldığı Maria Luisa Parkı ile başladık. İspanya İmparatorluğu’nun sömürgelere açılan kapısı Sevilla’da her köşede sömürgelerden elde edilen zenginliğin izlerini görmek mümkün. Dünyanın en büyük üçüncü gotik katedrali Santa Maria Katedrali’ni ziyaret ediyo ruz. İçeri girdiğinizde kendinizi küçücük hissetmenize neden olan Sevilla Katedrali’nin yüksekliği 37 metre. Katedra lin 98 metre yüksekliğindeki ünlü çan kulesi Giralda ise, 1184 yılından kalma ve üzerine kurulduğu eski caminin minaresi. Giralda’ya tırmanıp şehri panoramik olarak izlemek bu gezi nin olmazsa olmazlarından. Günümüzde deniz müzesi olan Torre del Oro yani Altın Kule’yi gezimiz sırasında görüyoruz. Bu kent gündüz olduğu kadar gece de hareketli. Öyle ki restoran ve kafelerinde tapas ve paella yiyebilirsiniz.
Bir Orta Çağ masalı Toledo
İspanya’nın başkenti Madrid’e 80 kilometre uzaktaki Toledo, 16. Yüzyılda İspanya’ya başkentlik yapmış Endülüs Uygarlığı’nın izlerini ve Ortaçağ İspanyol Mimarisi ile harmanlamış bir şehir. Ziyaretçilerine Ortaçağ’ın gösterişli havasını solumalarına ve kendilerini tıpkı o zamanlarda yaşıyormuş gibi hissetmelerini sağlıyor. San Martin Köprüsü, eski Toledo sokakları, “Şam İşi” altın el işçiliğinin yapıldığı atölyeleri ve Santa Cruz Müzesi ile ünlü Toledo Katedrali dikkatli şekilde korunan yapılar. Buralarda dolaşırken zamanda yolculuk yapmış gibi hissedeceksiniz.














