Fransız Guyanası'nın adını, bizim uyduların vesilesiyle duyunca bir uçak dolusu adam kalkıp gittik. 'Vay anasını' diyecekler olacaktır elbette, hemen söyleyelim. Fransız Guyanası adı üstünde bir Fransız sömürgesi. Evet! Hem de bu çağda!
Türkiye'nin uydu macerasıyla birlikte adını duyar olduk Fransız Guyanası'nın. Anlatanların yalancısıyız dememek için, son uydumuzun fırlatışına tanık olmak üzere bir uçak dolusu adam kalkıp gittik. Gittik dediysem öyle kolay değil. Çünkü vardığımız yer, 4 saatte Fransa'ya ulaştıktan sonra okyanus üzerinde ama okyanusu görmeden yaptığımız 8 saat 45 dakikalık uçak seyahatinden sonra ulaştığımız bir Fransız sömürgesiydi. Ay şekerim bu çağda da sömürge olur mu demeyin oluyor işte. Güney Amerika'nın hemen burnunda yer alan bu bölge Fransız Lejyonerleri tarafından korunuyor, Fransa'nın atadığı yöneticilerce yönetiliyor.
Eskilerde Fransız Gine'si diye haberlerde dinlediğiniz yerin bugünkü Fransız Guyanası olduğunu belirtip bu bahsi kapatmak istiyorum. Ancak bu mümkün değil. Fransa işgal ettiği Cezayir'den çekilene kadar, mahkumların sürgün edildiği bir yermiş burası. Ne zaman ki Cezayir'de sorunlar baş göstermiş, Fransa uzay araştırmalarını şimdi Fransız Guyanası dediğimiz yere taşımış. 1968 yılında gelmişler şimdilerde 40'ncı yaş günlerini kutluyorlar. Dünya'nın 68 kuşağının estirdiği rüzgarla çalkalandığı bir sırada Fransa, sömürgelerinde uzayın rüzgarlarıyla meşgulmüş anlaşılan. Tropikal iklimin olanca vahşiliği ile hakim olduğu bir coğrafya burası. Kilometrelerce giden ancak aralarında bir milimetrelik boşluk dahi bulunmayan, dipleri bataklık, her türlü vahşi hayvanın çokça da timsahların dans ettiği yüksek ormanlarla kaplı bir yer. Buranın 500 kilometrekarelik bölümünde etrafı elektrikli tellerle çevrili, elektrikli tellerin içinde ikinci kat elektrikli tellerle beslendiği yüksek güvenlikli bölümünde ise uydu çalışmaları yapılıyor.
Uydu maketlerinin, eski ve yeni fırlatma rampalarının, fırlatılmak üzere hazır bekleyen uyduların, onlara bağlı roketlerin bulunduğu gerçek bir uydu merkezi burası. Uzay Filmlerinde gördüğümüz uzun kulaklı, çekik gözlü Alfa 5'ten Alfa 3'e anonslarının yapıldığı bir yer değil. Roketlerin, yükleme tanklarının, füzelerin, uyduların hepsinin sahici olduğu gibi. Peki burası neden tercih edilmiş? Onun cevabını da hani uyduların fırlatılması için geri sayımın yapıldığı ve birbiri ardına komutların verilip, fırlatma düğmesine basıldığı, fırlatma işleminin başarıyla gerçekleştiği anda şampanyaların patlatıldığı yer var ya, oraya Jupiter Kontrol Merkezi diyorlar, orada öğreniyoruz.
Bizim fırlatılamayan uydumuzla ilgili geri sayımın başladığı bir sırada bize o salonda geniş çaplı bir brifing verildi. Biz içeri alındığımızda ekrandaki geriye sayan rakamlar eksi 06.18'den aşağıya doğru gidiyordu. İşte o salonda, başına silah dayayıp kaçırılmayı hakeden, uzayın sırlarına vakıf ünlü profesörleri andıran, hatta daha da önemli adamlar vardı. Zaten tipleri de film karelerinden çıkmış uzay bilginleri gibiydi. Tek tek mikrofonun başına geçtiler ve uydu teknolojisinde kendi şirketlerinin ne denli önemli olduğunu anlattılar. Guyana'nın neden tercih edildiğini o brifing sırasında öğrendik.
Ekvatora en yakın bölge olması ve Amerikalılara göre yüzde 15, Kazakistan'a göre yüzde 30 performanslı olduğu için Guyana seçilmiş. Bu ne demek yüzde 15 ya da yüzde 30 daha az yakıt demek. Yakıt demek ise uydunun ömrü demek. Ne kadar çok yakıtı taşıyabiliyorsa, ömrü de o denli uzun oluyormuş. Uydu eksi 150 derece soğutulduktan sonra, sıvı yakıt tanklarından yüklenen bu yakıtın tam yüzde 80'i kalkış anında tüketiliyormuş. Yakıt dersem her biri 11 ton ağırlığında tam 11 tencerede üretiliyormuş bu yakıtlar. Öyle Mengenli ustaların yemek pişirdiği tencereler değil elbette ki. Kalan miktar uydunun 10 ya da 15 yıllık ömrünü tayin ediyormuş. Ömrü bitince salınıma bırakılan uyduyu başka ülkeler kontrol ederek bir süre kullanabiliyormuş. Salınım süresinde yakıtı tam bitmeden, uydu 600-700 kilometre daha yukarıya fırlatılıyormuş. Orada uydular birbirine çarparak imha oluyorlarmış.
Boşa dememişler cahille düşüp kalkma diye. Uzay bilginlerinden bir brifing aldık, uydu bilgimizi çatır çatır konuşturduk. Şimdiye kadar 257 adet uydu fırlatılmış Guyana'dan. Bizimki ile birlikte sayısı 258 olacak. Bir bilgi bombardımanı daha, biz el arabası üretirken adamlar uzaya 257 uydu fırlatmış diye işi gözünüzde büyütmeyin. Ruslar Kazakistan'daki uzay istasyonundan tam 1400 uydu fırlatmışlar ama diğer yerlerden fırlattıkları ile birlikte uzayda 3500 uyduları bulunuyormuş. Ancak şimdi onlar da Soyuz Uzay Merkezi'ni Fransız Guyanası'na taşıyorlar. Soyuz'da teknoloji Ruslardan, yatırım Fransızlardan olmak üzere işbirliği yapmışlar.
Tüm bunlardan sonra uydunun orada üretildiğini düşünmeyin diyerek uzay konusundaki bilgilerinizi alt üst etmek istiyorum dersem ne dersiniz. Fransa'da üretilen uydular uçakla ya da gemiyle Guyanaya taşınıp, orada birleştiriliyormuş. Ancak katı yakıt yüklemesi, fırlatma ve sonrası tüm işlemler bu merkezden yönetiliyor. Türksat 5A uydusunu da biz öyle yapacağız. Mevcut uydunun Fransa'dan Guyanaya getirilmesini bizim mühendislerimiz takip etmiş. Hepsi de Türksat'ın gözbebeği mühendisler. Türksat 5A'nın montajı Ankara'daki TAI tesislerinde gerçekleştirildikten sonra uçakla Fransız Guyanası'na getirilip, buradan fırlatılacak. Bazı ülkelerde bu fırlatma işini Gemi'den yapıyorlarmış. Uydu bilgimin altın vuruşunu da yapayım. Uydunun yer aldığı kapsülde her zaman tek bir uydu olmayabiliyor. Örneğin bizim Türksat 3A'nın üzerinde İngiliz Askeri uydusu Skynet 3C yer alıyor. Bu nedenle İngilizlerin uydusu bizden 3 dakika önce yörüngeye oturacak. İngiliz yine yaptı İngilizliğini demezseniz durum budur






