Hayat Kanlıcada geçen bir ömür

​Kanlıca’da​ geçen bir ömür

Kanlıca’da  geçen bir ömür

Yeşilçam Sinemasının usta ismi Türker İnanoğlu’nun anılarını paylaştığı En Güzel Köy: Kanlıca adlı kitabı, okuru eski İstanbul sokaklarına, çay bahçelerine, komşuluk ilişkilerine götürüyor. İnanoğlu’nun anlattığı Kanlıca’ya dair insan hikayelerini okurken ister istemez “Kuzum, bunlar sadece Türk filmlerinde yaşanmıyormuş, ayol hepsi gerçekmiş” demeniz mümkün.

Ayşe Olgun Yeni Şafak
Türker İnanoğlu kızı Zeynep ile birlikte.
Türker İnanoğlu kızı Zeynep ile birlikte.

Yeşilçam filmlerinde görmeye alışık olduğumuz eski İstanbul semtleri, sokakları bu defa bir kitapta karşımıza çıkıyor. Hem de yıllarca Yeşilcam sinemasına emek veren bir ismin hatıraları arasında. Türker İnanoğlu babasının görevi ve daha sonra da İkindi Dünya Savaşı nedeniyle bir dönem Safranbolu’da yaşasa da bütün hayatı Kanlıca’da geçmiş usta bir sinemacı. Sokaklarında top da koşturmuş, film de çekmiş. 84 yıllık hayatını anlatan İnanoğlu’nun hatıralarını okurken yeniden dizi setlerine, ilk gençlik günlerine ve eski İstanbul’un mahalle kültürüne doğru yolculuk yapıyorsunuz. Beykoz Belediyesi tarafından yayına hazırlanan En Güzel Köy: Kanlıca kitabının sayfaları arasında Eski İstanbul sokaklarına keşfe çıkmak, evimizden bile çıkamadığımız şu pandemi döneminde yapılacak en keyifli işlerden birisi diyebilirim.

Türker İnanoğlu

BOĞAZ’DA BUZ ÜSTÜNDE GEZİNTİ

Dışarda kar, kış, kıyamete tanıklık ederken bir yandan da eski İstanbul kışlarını merak ediyorsanız en unutulmaz hatırayı Türker İnanoğlu’dan dinlemeye hazır olun. Evet, İstanbul’da kış denilince anlata anlata bitirilmeyen Boğaz’ın buz tuttuğu 1956 yılının tanıklarından birisi de Türker İnanoğlu. Hatta o dönem evlerinin önünden geçen bir buz kitlesine atlayıp korku dolu kısa bir Boğaz turu yapmış. Sözü şimdi ona bırakalım: “1954’ün Şubat’ında bir sabah kalktık. Boğaz buzlarla kaplı, Boğaz’ı Tuna’dan kopup gelen buzlar kaplamış. Karadeniz’den Boğaz’a giriş yapmışlar ve denize ulaşımı engellemişler. Kimse işe güce gitmedi o sabah. Şehir hatları çalışamadı. Durum herkes için çok şaşırtıcıydı. Birçok İstanbullu kıyıdan buzları seyretmekle yetindi. Kimileri ise buzların üzerine çıkıp fotoğraf çektirdi. Hatta buz üstünde dolaşanlar bile vardı.Bu benim için hem eğlenceli hem de heyecanlı bir olaydı. Ben de heveslendim ve yalının bahçesinden atlayıverdim koca bir buz kitlesinin üstüne… O anda beklenmedik bir şey oldu. Buz kalıbı hareket etti ve kıyıdan uzaklaşmaya başladı. Ben kendimi kıyıya atabilmek için fırsat arıyordum ama bulamıyordum. Zavallı annem çok korktu, fenalaştı. O sırada arkadaşım Tunç hemen sandalla bana ulaştı ve beni sandala aldı da döndük…”

Türker İnanoğlu’nun Boğaz’la ilgili anlattığı o kadar çok anı var ki. 1960 yılında bir gece yarısı boğazda infilak eden tankerin aniden bir alev topuna dönüşmesi mesela. Büyük feleket üzerine günlerce yazılıp çizilmiş gazetelerde.

ÜNLÜ HAYRİ KAPTAN

Yahya Kemal’in şu şiirine kulak verelim: “Birden kapandı birbiri ardına perdeler/Kandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye neredeler?” Gerçekten de Boğaz’ı sis bastı mı göz gözü görmez. Türker İnanoğlu göz gözü görmediği bu sisli günde şehir hatları vapuru kaptanlarından Hayri Kaptandan bahseder kitabında. İnanoğlu’nun anlattığına göre 74 numaralı şehir hatlarındaki Altınkum Vapuru’nun Hayri Kaptanı öylesine işinde mahirmiş ki, Boğaz’ın bütün iskelelerini avucunun içi gibi bilirmiş ve sisin bastığı o günlerde de sorunsuz bir şekilde bütün iskelelere yanaşırmış. Halk, Kanlıca’da bir yalıda oturan Hayri Kaptanın evinin önünden geçerken karısının uzattığı kahveyi alıp yoluna öyle devam ettiğini anlatırmış.

HAYRİYE HANIM BALIK AVINDA

Türker İnanoğlu’nun bahsettiği İstanbul’a henüz büyük göçler yapılmamış. Mesela Üsküdar’dan Beykoz’a sadece iki otobüs çalışırmış o yıllarda. Komşuluğun olduğu, sokak satıcılarından sebze, meyve alındığı, bakraçlarda yoğurtların satıldığı 1950’li yıllar. Mesela o yıllarda ismi gibi zarif Zarifi Bey adında bir komşuları varmış. Zarifi Bey her gün balığa çıkarmış hem de iki sefer. Bol balık yakaladığı zaman da komşulara verirmiş. “Bizim yalının önünden geçerken ‘çabuk bir kap getir, taze taze size de vereyim” der oynayan istavritleri ve izmaritleri kovaya atarmış. Balık Zarifi Beyin tek beslendiği gıdasıymış. Her gün balığa çıkanlardan birisi de meşhur Karaköy, Sarıyer Börekçisi’nin 80 yaşındaki kızı Hayriye Hanımmış. Yaşına başına aldırmaz her gün sandala atlar tek başına ava çıkarmış. Bu hanım aynı zamanda o dönemki Lale Sineması’nın işletmecisinin de kayınvalidesiymiş.

Ünlü yazarların buluşma adresi

O yıllarda İstanbul halkının buluştuğu çay bahçelerinden ise en ünlüleri Emirgan ve Kanlıca’daymış. Özellikle ünlü simalar Boğaz havası alıp, sohbet için bu mekanlara gelirmiş. “Emirgan’da çay, Kanlıca’da kahve içilir” sözü de o yıllardan kalmaymış. Bugün hala Kanlıca’da hizmet veren İsmail Ağa Kahvesi o yıllarda da uğrak mekanmış. Kanlıca’da iki kahve olduğunu birine gençlerin diğerine ise daha çok ekabirin geldiğini söyleyen Türker İnanoğlu şöyle anlatıyor meşhur İbrahim Ağa Kahvesini: “Kahvehane Kanlıcalı Hurşit Ağa tarafından 1863’te ahşap olarak inşa edilmiş. Kahvehaneyi 1890 senesinde yanındaki yalının sahibi maliye nezareti veznedarlarından Lütfi Bey satın almış ve tadilatla yenilenmiş. Kahvehane zamanla herkes tarafından bilinir olmuş.” Geçmişte Ahmet Midhat Efendi, Faruk Nafiz Çamlıbel, Yahya Kemal Beyatlı, Selahattin Pınar, Orhan Veli gibi ünlü isimlerin buluşma yeri olan bu kahvehanede edebi sohbetler yapılırmış ve müzik icra edilirmiş. Yahya Kemal’in “Günler kısaldı… Kanlıca’ınn ihtiyarları/Birbir hatırlamakta geçen sonbaharları” dizeleri kimbilir belki de bu kahvehanede yazılmıştır?

Atatürk’ün sünnet hediyesi

  • Kanlıca’da Fuat Ramazaoğlu Yalısının hikayesini yine Türker İnanoğlu’ndan dinliyoruz. En eski Kanlıcalı olan bu ailenin babası Fuat Bey iki küçük oğluna dillere destan bir sünnet düğünü yapıp bütün Kanlıca halkını da davet ediyor. O sırada Boğaz’dan geçen Atatürk kıyıda yanan ışıkları görünce ilgisini çekiyor. Çünkü o yıllarda “Men’i İsrafat Kanunu’’ varmış. Yani gereksiz harcamalar yasakmış. Kıyıya yaklaşınca durumu öğrenen Atatürk özel kaleminden motordaki daktiloyu isteyip İş Bankası Müdürlüğü’ne bir yazı yazıyor. 23 Eylül 1937 tarihli bu yazıda ifadeler aynen şöyle: İstanbul İş Bankası’na İmar Bankası muhasebe mumurlarından Bay Fuat Ramazanoğlu’nun 9 yaşındaki çocuğu Bay Saha’ya dört yüz lira veriniz ve bana bildiriniz.” Atatürk diğer çocuk için de benzer bir yazı yazdırıp burada meblağı 600 liraya çıkarıyor. Bu olay ertesi gün Türk basınında yer alıyor ve hiç hesapta olmayan bu ziyaret aileye semtte büyük bir itibar kazandırıyor.

Türk filmleri gibi aşk

Kanlıca’da yalıda çocukluk ve gençlik yılları geçen Türker İnanoğlu’dan o dönemde yalılarda oturan ailelerle ilgili de bilgi alıyoruz. Mesela o dönem Kanlıca’da oturanlardan birisi de medya patronu Sedat Simavi’ymiş. Saffet Bey, Yalısının yıktırılan harem tarafında kalan arsanın bir bölümü ile bahçenin tamamını satın alıp 1938 yılında inşaata başlıyor ve yalı ancak 1942 yılında tamamlanıyor. Türker İnanoğlu aile ilgili ayrıntılı bilgi veriyor: “Sedat beyin biri Erol diğeri Haldun isminde iki oğlu vardı. Kardeşler arasında altı yaş fark vardı. Küçük Erol büyüğü Haldun. Sedat bey öldükten sonra sevk ve idaresi Haldun Bey’e geçti. Bir süre sonra iki kardeş arasında anlaşmazlık çıktı. Anneleri Melek hanım ne kadar çaba gösterdiyse başarılı olamadı. Haldun Bey Hürriyet’teki hisselerini Erol Beye satıp Hürriyet’ten ayrıldı.”

AİLELER KARŞI ÇIKAR

Haldun Bey eline geçen parayla 1968 yılında Web Ofset’i kuruyor ve Hürriyet’e rakip olarak da Günaydın’ı çıkarıyor. O yıllarda 1 milyon traja yükselen ilk gazetemiz Günaydın olmuş. Daha sonra Hürriyet’tin rakamları da 1 milyona çıkınca iki kardeş arasında büyük bir rekabet oluşmuş. Bu arada Türker İnanoğlu Türk filmlerinde alışık olduğumuz bir aşk hikayesini de yine bu aile üzerinden anlatıyor: “Belma Hanım benim okuldan arkadaşım. Erol Simavi’ye aşık. Erol Bey de ona tutkun. Birbirlerine aşık bu iki genç evlenecekler ama Belma hanımın ailesi bu evliliğe karşı. Erol Beyi kızlarına layık görmüyorlar. Çünkü Erol Bey henüz bilenen, tanına iyi kazanan bir gazeteci değil. Babası Sedat Simavi de sadece dergiler yayınlayan sıradan bir basın mensubu. Çıkardığı dergiler de karikatür, aktüalite, mağazin dergileri. Oysa kızın babası Türkiye’nin ünlü zenginlerinden. Şark Çikolata’nın sahibi. Boğaz’ın en güzel yalılarından Şefik Bey Yalısı’nın sahibi. Erol Beyle Belma’nın arasındaki bu uçurumum en büyük engel bu evlilik için.”

MUTLU SON

Derken baskıyla Belma Hanımı Suadiye Göztepe tarafında bir doktorla evlendiriyor ailesi. Ancak Belma Hanım bir süre sonra “biz anlaşamadık” deyip baba evine dönmüş. Beni geri gönderirseniz intihar ederim gibi cümleler kurunca da ailesi ısrar etmemiş boşanmış doktor eşinden. Boşanır başınmaz da doğru Erol Beye gidip onunla evlenmiş. İki evlatları olmuş. Sedat ve Saffet. Ancak Saffet Bey genç yaşta kalp krizinden vefat edince bütün Kanlıca yasa boğulmuş.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.