Hac mevsimi. Dünyanın dört bir yanından Müslümanlar akın akın Kabe'ye doğru yola çıktı. Lebbeyk sesleri her geçen gün Kabe'nin etrafında biraz daha yükseliyor. Her renkten, dilden, yaştan insanlar 'sana geldik' diyerek tek yürekten Rablerine sesleniyor. Bir mahşer kalabalığında herkes yalnızmış gibi bir tek onu anıyor, ona yalvarıyor ahdini yeniliyor bir kez daha.
Bir dâvete icabet ederek yola çıktık. İbrahim Aleyhisselâmın lisaniyle İlâhî dâvetti. Yolculuk gece başladı. Yeşilköy Havaalanı'ndan ihrama bürünerek 500 kişilik Suud Havayoları uçağıyla gece 1.30'da havalandık. Bu asrın başlarına kadar üç ayda alınabilecek mukaddes yoluculuğu üç saatte katettik.
Cidde Havaalanı'na sabah ezanı ile birlikte indik. Burası sanki sadece hacılar için hazırlanmış, modern olduğu kadar da geniş, ferah ve her türlü teknik imkânlar seferber edilmiş. 'Hidmetü'l-hüccac şerefün lenâ (Hacılara hizmet bizim için şereftir)' sözü Suud hükümetinin bir vecizesi şeklinde her yerde yazılı ve tablo halinde asılı.
Pasaport işlemleri tamamlandıktan sonra kafileler ve gruplar halinde otobüslerle Mekke-i Mükerreme'ye intikal başlıyor. Her şehirden çıkış ve girişlerde sınır kapısından geçer gibi ciddi bir polis kontrolünden geçiliyor. Cidde-Mekke-i Mükerreme arasında yol boyu gözünüze tabelalar ilişiyor. Bu tabelalarda yazılanlar Türkiye'dekinden çok farklı. Bir kaç kilometre geriden rahatça okunabilecek şekilde 'Sübhanallah, elhamdülillah, Lâilâhe illallah Muhammeddürresûlullah' zikir kelimeleri ve bazı âyet-i kerimeler okuyorsunuz. Otobüsler yaklaştıkça 'Lebbeyk'ler 'Tekbir'ler peşpeşe tekrar ediliyor. Yıllardır, aylardır, günlerdir ve yaklaştıkça saatlerdir hasretiyle yandığınız, yanmayıp kavrulduğunuz Mekke-i Mükerreme'yi dünya gözüyle göreceksiniz. Önünüzdeki tepeyi aşınca mükerrem şehrin ilk evlerini görüyorsunuz. Bir an için bütün duygularınız harekete geçiyor. Sarp dağların, kayalıkların, 'ğayra zî zer' olan, hiçbir ekinin bitmediği yerde İlâhî emirle, insan eliyle yapılan bir mekânı arıyorsunuz: Harem-i Şerifi, Kâbe-i Muazzama'yı.
Peygamber Sallallahü Aleyhi Vesellem'in dünyaya teşrif ettikleri evin önüne geldiğimizde Harem-i Şerif'in iki minaresi kalbimizi ve kalıbımızı kendine doğru çekti. Sol tarafta Şakk-ı Kamer (Ay'ın ikiye yarılması) mucizesinin meydana geldiği Ebû Kubeys Dağı bütün haşmetiyle duruyordu. Her ne kadar insan eliyle oraya sun'i tepecikler (Kralın misafirhanesi, sarayı) kondurulmuşsa da dağ haşmet ve heybetinden bir şey kaybetmemişti. Artık Harem-i Şerif'in dokuz minaresinin dokuzu da bütün zerafeti, aydınlığı, güzelliği ve sevimliliği ile davetlileri kucaklıyordu.
Herkes orada, mahşer kalabalığı, insan seli. Ancak siz kimseyi görmüyorsunuz. Sanki sadece siz varsınız. Dört bir tarafı gözünüzle tarıyorsunuz. Bu bakma değil, yıllardır hasretini çektiğiniz bir hedefin aranması. Kendinizi göreceğiniz, görüneceğiniz bir ayna arıyorsunuz. Bu arada sağa sola doğru koşuşturan bir kalabalığın içinde buluyorsunuz kendinizi. Sonunda tek kişilik elle itilen arabalara çarpmamak için sakınırken buradaki insanların sa'y yaptıklarının farkına varıyorsunuz. Sütunların arasından geçerken 3-5 basamaklı merdivenlerden iniyorsunuz. O anda arayıp durduğunuz nokta hemencecik varlığınızı sarıveriyor. Sanıyorsunuz ki, gözümle görüyorum, hayır, bütün vücudunuz göz kesilmiş aynı derecede görüyorsunuz. Bütün duygularınız kalb kesilmiş, aynı heyecanla çarpıyor.
Bu arada tavafa başlamak için Hacerü'l-Esved'in hizasına geliyorsunuz. Bu mübarek noktayı selâmladıktan sonra, Kâbe-i Muazzama'yı sola alarak dünyanın en mukaddes yürüyüşüne başlıyorsunuz. Dünyanın dört bir tarafından, her renkten, her dilden kardeşlerinizle omuz omuza sembolleşen inanç âbidesinin çevresinde dönüyorsunuz. Dualar, niyazlar, yakarışlar, yalvarışlar gözyaşlarına karışıyor, kalbinizle birlikte dizleriniz titriyor.
Hacer-ül esved: Yılboyu mü'minlerin yoğun alakasını çeker. Mü'minler bu müberek taşa, Resul-i Ekrem Sallallahü Aleyhi Vesellem Efendimizin elini sürdüğünü ve öptüğünü bildiği içindir ki, o mübarek elin ve dudağın temas ettiği noktaya canhıraş bir gayretle atılır. Kâbe'nin güney doğu tarafında yaklaşık bir metre yükseklikte Kâbe'nin duvarının içine yerleştirilmiş bulunan ve Cennet yakutlarından bir yakut olan Hacerü'l-Esved, haccın önemli bir rüknü olan ve farz namazdan sonra Harem-i Şerif'te en müstesna ibadet olan tavafın başlangıcı ve sona erdiği noktadır. Bu nurlu nokta Cenab-ı Hak'kın yeryüzündeki rahmet eli. Mü'min kullar Rableriyle burada musafaha ediyorlar. 30 cm çapında kırmızıya yakın siyah renkli bu mübarek taşı insanların günahları karartmış. Tabiri caizse mü'minlerin nurlanması için kararmayı tercih etmiş. Çevresinde gümüşten bir kaplama bulunuyor. Hacerü'l-Esved'e el süren, öpme imkânı bulan herkeste tatlı bir ruh hazzı yaşanır. Ancak başkalarına eziyet etme pahasına el sürmeye kalkışmak da uygun bir hareket görülmez.
Makam-ı İbrahim: Kâbe'nin güney tarafında, kapı hizasında, 5-6 metre önünde kubbeli bir camekân halinde görünen Makam-ı İbrahim Kur'ân-ı Kerim'de, 'İbrahim'in makamını namazgâh edinin', 'Orada apaçık âyetler ve İbrahim'in Makamı vardır' şeklinde anlatılır. Makam-ı İbrahim, Kâbe'yi yaparken İbrahim Aleyhisselâmın iskele olarak kullandığı taştır. Bu zamana kadar Cenab-ı Hak bu makamı muhafaza etmiştir. Yerden 75 cm yükseklikte ve 180X130 cm ebadında bir mahfaza içinde bulunan Makam-ı İbrahim'in üzerinde İbrahim Aleyhisselâm'ın ayak izleri mevcuttur. Billur camekandan bakınca açıkça görünen ve gümüş kaplama içinde bulunan taşın üzerindeki ayak izlerinin derinliği 10 cm., uzunluğu 27cm, eni de 14cm'dir.
Hatîm ve Hicr-i İsmail:Kâbe-i Muazzama'nın kuzeyinde Altın Oluk'un bulunduğu tarafta yarım daire, hilâl şeklinde bir metre yüksekliğinde, 70 cm kalınlığında beyaz bir duvar yer almaktadır, buraya Hatîm deniyor. Hatîm, Kâbe'ye iki metre kadar yakın. Buraya Hatîm isminin verilmesinin sebebi, insanlar buraya girmek için izdiham getirmiş olmalarıdır. Bugün Hatîm'in üzerinde bir metre yüksekliğinde iki adet lamba bulunmaktadır. Hicr-i İsmail, Hatîm'le Kâbe arasındaki alana, duvarın çevrelediği sahaya denmektedir. Bu kısım Kâbe'den bir parçadır, yani Kâbe'nin içi sayılır. Hazret-i İbrahim Kâbe-i Muazzama'yı inşa ettiğinde Hicr-i İsmail Kâbe'nin içine dahildi. Kureyş Kabilesi Kâbe'yi yeniden yapmak istediklerinde maddi imkânları yetersiz olduğundan Hicr-i İsmail dışarıda kalacak şekilde, inşaata bugünkü Kâbe'nin bulunduğu yerden başladılar. Böylece boş bir alan meydana çıktı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesellem Efendimiz, daha sonraları, Kâbe yıkıp yapmak bir âdet haline gelmemesi için bu kısmı hali üzere bırakmıştır. Hicr-i İsmail Kâbe'den sayıldığından burada namaz kılmak ve dua etmek çok faziletlidir. İbni Zübeyir ve İbni İshak gibi tarihçilerin bildirdiğine göre Hazret-i İsmail ve annesi Hazret-i Hâcer'in kabirleri burada bulunmaktadır.
Safa-Merve ve Mesâ: Aşağı yukarı Hacerü'l-Esved'in karşısına düşen Safa'ya vardığımızda aşırı bir izdiham vardı. 30-40 metre uzunluğunda hafif bir meyil var, arka tarafı siyah kayalık. Kayalıkların üzerinde hacılar oturmuş dinleniyorlardı. Sa'y buradan başlıyordu. Biz de niyet ederek başladık sa'ye. Safâ'dan Merve'ye dört, Merve'den Safâ'ya üç defa gidip gelecektik. Biraz hızlı adımlarla dualarla yürüyoruz. İki yeşil sütun arasını koşarak geçtik. Ancak hanımlar normal yürüyüşle geçiyordu. Her yerde olduğu gibi, burada da hanımlara kolaylık gösteriliyordu. Sa'yi tamamladık. Biraz yorulmuştuk. 2.765 metre yürümüştük. Çünkü Safâ ile Merve arası 395 metre, eni de 20 metreydi. Tam ortası da bir insanın geçebileceği şekilde karşılıklı duvarla bölünmüştü. Buradan yaşlı ve sakatlara tekerlekli sandalye ile sa'y yaptırılıyordu. Sa'y şeâirdir, alâmettir, hâtıradır, hatırlamadır, yâd ediştir. İbrahim Aleyhisselâmın mübarek hanımı Hz. Hâcer'in minik yavru İsmail Aleyhisselâma su bulmak için ana şefkatinin zirveye çıkması, can havliyle bir yudum su araması, koşuşturmasıdır. Bu ihlâslı koşturma asırlar boyu kıyamete kadar milyonlarca mü'minin Zemzem nimetiyle madden ve mânen temizlenmesine netice vermiştir.
Zemzem: Mübarek çocuk Hz. İsmail'in susuz kalması üzerine anne Hazret-i Hâcer'in şefkatinin zirveye çıkmasıyla su araması sonunda, fiilî ve kavlî duasının kabulüdür Zemzem. Bu dua Cebrail'i harekete getirmiş ve çölün ortasından Cennet âb-ı hayatı fışkırmıştır. Hz. Hacer suyu görür görmez hemen etrafını çevirdi ve su kabını doldurdu. Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın buyurdukları gibi, 'Hazret-i Hâcer şayet Zemzem'in önünü tutmasaydı, bir akarsu olacaktı.' Zemzemin bulunması insanları buraya cezbetti ve bu câzibe hâlen artarak ve coşarak devam etmektedir. Asırlar boyu insanların ağzına tat getiren Zemzem önceleri basit usullerle çıkarılırken, bugün artık kurulan modern tesislerle hizmete sunulmuştur. Mıntıka olarak Hacerü'l-Esved'in 20 metre uzağında yer alan Zemzem tavaf sahasının 1.56 cm altındadır.
Altınoluk: Bilindiği gibi Kâbe'nin üzeri kapalı. Yağmur sularının aktığı bir oluk var. Buna Altınoluk deniyor. Altınoluk'un altında edilen duanın kabul olacağı ve insanın anasından doğduğu gün gibi günahlarından arınacağı hususunda rivayetlerin yanında, burada nafile namaz kılmanın çok sevaplı olduğu bildirilmektedir. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz burada şöyle dua ederlerdi: 'Allah'ım! Ölüm anında Senden rahatlık, hesap gününde bağışlanmamı istiyorum.' Altınoluk zaman içinde değiştiriliyor. Bunlardan birkaç tanesi yine Osmanlılar tarafından İstanbul'a getirilmiş ve halen Topkapı Sarayı Müzesi'nin Mukaddes Emanetler bölümünün tavanında asılı durmaktadır.
Mültezem: Beytullah'ın müstesna ve mümtaz makam ve mekanlarından birisidir. Mültezem, Kâbe'nin Hacerü'l-Esved ile kapısının arasında kalan duvardır. Burası yaklaşık iki metre kadardır. İnsanlar buraya iltizam ettikleri, yöneldikleri ve duada bulundukları için bu adı almıştır. İbni Abbas'ın rivayetine göre Resulullah Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz burada yapılan duanın fazileti hususunda şöyle buyurmuşlardır: 'Şu Mültezemde kim bir şey için Allah'a dua ederse, duası kabul olunur.'
Kâbe-i Müşerrefenin Kapısı:Kâbe'nin biri dışta, diğeri de içeride olmak üzere iki kapısı bulunuyor. İçerideki kapıya Tevbe Kapısı deniyor. Dışta, görünen kapı hemen Hacerü'l-Esved'in sağında yer alan kapının yerden yüksekliği 2.25 cm. boyu 3.06 cm, eni ise 1.68 cm. Tarih boyu Kâbe'nin kapısı değişik maddelerden ve farklı şekillerden yapılmıştır. Osmanlılar zamanında yapılan ve zaman içinde yıpranan Kâbe'nin bir kapısı bugün İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Mukaddes Emanetler bölümünde bulunuyor. Şu anda Kâbe'nin üzerinde bulunan kapı merhum Kral Halid tarafından yapılmış. Kapının yapımında 280 kg som altın kullanılmış ve 13.420.000 Suudi Riyalı harcanmış ve 17 yıl önce imal edilmiş. Kapı çok ince ve maharetli bir ustalıkla işlenmiş, Üzerinde âyet-i kerimeler mevcut. Örtü ile uyum sağlaması için ayrıca özel bir itina gösterilmiş.






