"Osmanlı Şiir Kılavuzu" geliyor

Yeni Şafak
11:042/02/2016, Salı
G: 2/02/2016, Salı
AA

Prof. Dr. Ahmet Atilla Şentürk, "Osmanlı Şiir Kılavuzu" adıyla ansiklopedik bir eseri yayımlamaya başladığını belirterek, "Bu kılavuz sayesinde bazılarının biraz da küçümseme amacıyla 'Divan Şiiri' dedikleri eski edebiyatımızı anlamakta zorlananların, bütün problemlerini önemli ölçüde çözebileceklerine inanıyorum" dedi.

Ahmet Şentürk, eski şiirin halkın ilgi ve desteğini görmese, edebiyat tarihimizi oluşturan binlerce divan ve mesnevinin yazılamayacağını dile getirerek, "Bu sebeple o eserlerin her kelimesi, o günün toplumuna ayna tutan önemli birer vesika değerindedir. Yani eski şiir toplumun sesi olmuş, olmayı başarmış bir şiirdir. Bir de bu şiir ve edebiyat öyle boyacı küpü gibi daldır çıkart hemen ortaya çıkıvermiyor. Yüzyıllara uzanan bir estetik süzgecinden geçerek ortaya çıkmış. Bugün biz dilini unutmuş, kendine yabancılaşmış bir millet olduğumuz için 500 yıllık bu dede mirası edebiyata da tamamen yabancı kaldık. Dil olmazsa şiir ve edebiyat da olmaz. Bu ülke yakın bir geçmişte olanak ve olasılık gibi 50 kelimeyle konuşabilen başbakanlar gördü. Zengin lügat haznesi olan koca bir imparatorluk dilini 80-100 kelimelik bir kabile dili haline getirmeye çalıştılar ve bunu büyük ölçüde başardılar maalesef. Dilin kaybolması beynin kaybolması demekti. Bunu o zamanlar çok kimse göremedi. Bugün gerçek anlamda büyük şair ve edebiyatçılar yetiştiremiyorsak temel sebebi budur" diye konuştu.



"Muhatabı olmayan sanat eseri ziyan olmuş demektir"


Medeniyetin sadece edebiyatla olmadığını vurgulayan Şentürk, şunları söyledi:



"Dil, edebiyat, ilim, bilim, teknoloji, din, felsefe, mimari, şehircilik, güzel sanatlar ve benzeri değerlerin toplamı medeniyeti oluşturuyor ve bütün bu değerler çoğu zaman birbirine bağlantılı olarak gelişiyor. Yani harap bir şehirden olağanüstü güzellikte şiirler üreten şairler çıkmıyor. Yahut huzursuzluğun kol gezdiği bir ülkede mimari ve şehircilik gelişemiyor. Bütün güzel sanatlar gibi şiir de ilgi bekleyen ve desteğe muhtaç bir sanat. İlgi olmazsa şiir olmaz. Muhatabı olmayan sanat eseri ziyan olmuş demektir."



"Ancak biz bugün görüyoruz ki bu eserler Türkçenin tarih boyu eriştiği mana inceliklerinin en muhteşem ürünleridir. Ancak bugün bunları anlayacak insanları bulmak çok zor. Edebiyat fakültelerinde dahi bunların inceliklerine varabilen meslektaşlarımız maalesef sınırlı sayıdadır. Çok basit bir örnek vereyim. Bizim bugün “bağır" dediğimiz bir kelime var malum insanın göğüs ve karın boşluğu anlamındadır. Bağrına basmak tabirini kullanıyoruz bugün. Şair dağların bağrına taş basmasından bahsediyor. Dağlar kederinden bağrına taş basmış. Biz bugün bu ifadeyi duyunca metni anladığımızı sanıp geçiyoruz. Fakat eskiler bu metinlere bizim gibi bakmıyorlardı. Çünkü onlar Türkçeyi çok iyi biliyorlardı. Biz terk ettiğimiz bir dilin elimizde kalan parçalarıyla eski edebiyatı çözmeye çalıştığımız için onu anlayamıyoruz. Ben de sonradan fark ettim “bağır" halk dilinde bir dağın tepe ve etekleri arasında kalan yamaç kısmına denirmiş."



Eski şiiri bilmeden yenisini yazmaya kalkışmanın temelsiz bina inşa etmek gibi olduğunun altını çizen Prof. Dr. Şentürk, "Temeli olmayan bir yapı en ufak bir sallantıda yıkılmaya mahkumdur. Onun için başlangıçta zor gelse de eski şiiri anlamaya çalışmak gerekiyor. Tadını alan zaten bir daha bırakamaz. Eğer günümüzün şairleri eskiyi tanırlar, bir de reddi miras ettikleri kelimelerle barışabilirlerse çok verimli eserler üretebileceklerine eminim" dedi.


#Prof. Dr. Ahmet Atilla Şentürk