Peynir ekmek yedim kitapları bırakmadım

Büşra Sönmezışık
00:0029/12/2013, Pazar
G: 28/12/2013, Cumartesi
Yeni Şafak
Peynir ekmek yedim kitapları bırakmadım
Peynir ekmek yedim kitapları bırakmadım

Mücellit İslam Seçen meslekte 61 yılı geride bıraktı. Süleymaniye Kütüphanesi'nde kurtların elinden kitapları kurtarmak için verdiği mücadeleyi anlatan Seçen, "Devletin verdiği para ancak malzemeye gidiyordu gerisiyle ekmek peynir yiyebiliyordum."

Geleneksel Türk El Sanatların içinde belki de en bilinmeyen sanat Cilt Sanatı'dır. Pek çoğumuz eski Kur'an ve el yazması eserlerin günümüze nasıl ulaştığını bilmiyoruz. Dağılmış, yırtılmış, sayfalarını kurt yemiş kitaplar kimlerin ellerinden geçiyor? İşte Cilt Sanatı'nın yarım asırlık duayeni İslam Seçen, az önce bahsettiğimiz eski kitaplar için ömrünü vakfetmiş bir isim. Geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanlığı ödülüne layık görülen Seçen'le Cilt sanatını ve mesleki yaşamını konuştuk.

n İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümü mezunusunuz. Ciltçilik özellikle geleneksel sanatlar içinde çok nadir ve zor yapılan sanatlardan biridir. Bu sanata nasıl ilgi duydunuz?

Sanata karşı çok merakım vardı. Güzel Sanatlar Akademisi'nde üç yıl resim, bir yıl iç mimari, dört yıl da cilt ve yazı üzerine tahsil gördüm. Prof. Sacit Okyay'dan klasik cilt dersi, Prof. Emin Barın'dan ise modern cilt ve kaligrafi dersleri aldım. Emin Hoca dünya çapında bir duayendir. Gelen talebelerin hiçbirini çevirmezdi. Yardım ederdi ve yol gösterirdi. Emin Barın'la tanıştıktan sonra 'Evladım sen cilt yapsan çok iyi olur çünkü Türkiye'de çok eser var. Onları ayağa kaldırmak lazım, senden başka kimse bunları yapamaz' dedi. Ben de bir ucundan tutarak yapmaya başladım.

Resim, yazı, iç mimarlık, heykel gibi pek çok sanatla uğraşmışsınız. Onlara yönelmek gibi bir düşünceniz olmadı mı?

Evet, başka sanatlara da ilgim vardı. Fakat kitaplara vakit ayırmaktan başka bir şey yapacak vaktim olmadı.

Güzel Sanatlar Okulu'ndan mezun olduktan sonra?

1961'de Süleymaniye Kütüphanesi cilt servisinde çalışmaya başladım. Daha sonra Kültür Bakanlığı Süleymaniye Kütüphanesi cilt ve patoloji servisinin başuzmanlık kadrosunda görev aldım. Binlerce kitabı görünce şaşırdım. 'Bunları nasıl ayağa kaldırırız?' diye düşündüm. Bunun için bir ekip gerekiyordu. 'Paramız varsa bu teşkilatı kuralım' dedim. 'Var' dediler. Meğer para hiç yokmuş. Mukavvadan masa yaptım. Bırakın malzemeyi çalışmak için masa bile yoktu. Para bulamıyorduk. Orada 25 sene çalıştım, cilt için en önemli malzeme olan 'islampa' aldıramadım. Emekli olmama bir yıl kala aldılar.

61 YIL HİZMET VERDİM
Zor ve ilgi gösterilmeyen bir sanat. Mücellitliği yaptıkça mı sevdiniz?

Merakla başladım. Daha sonra da bırakmadım. Zamanla sevmeye başladım. Yaptıkça elim de daha yatkın olmaya başladı. Emin Barın Hocam bu işi bırakmamı istemedi. Bir de baktım 61 yıl olmuş. Yaşım seksene yakın. Akademiye 1952 yılında girdim. Gençtik, atiktik tabi. Eserleri görünce sarılmaya başladık.

Nasıl geçti 61 yıl?

Varlığımla yokluğumla hizmet verdim. Devletin verdiği para anca malzemelerine gidiyordu, kalanıyla da peynir ekmek yiyebiliyorduk. Çünkü devletimiz o dönemlerde sanatlara hiç kol uzatmadı. Kütüphanedeki kitapları kurtlar alıp götürüyordu. Kurtaran, bakan yok. Paha biçilmez eserler vardı. O kadar ilgisizlerdi ki…

Fakat bu sanatlar da ölmüştü. Osmanlının son dönemlerinden itibaren yok olmaya yüz tutmuştu…

Açıkçası ne kadar eleştirilirse eleştirilsin. Büyükşehir el uzatmasaydı bu sanatlar hatırlanmayacaktı. İSMEK kurslarının çok faydası oldu. Geleneksel sanatlar değer gördü, tanındı ve öne çıktı. Tezhip ve hat yapanlar ortaya çıktı. Bu sayede bu yaşta hala emekli olmadım. Şu anda nasıl bu kadar çalıştığıma ben de hayret ediyorum. İSMEK'te hala devam ediyorum.

Lizbon'da 32 yıl çalıştım
Kitaplara karşı kendinizi sorumlu hissediyor musunuz?

Elbette. Sorumluluğu Emin Hocamdan devraldım.

Siz kime devrettiniz?

Habib İşmen, Mimar Sinan Üniversitesi'nde yetiştirdiğim bir talebeydi. Söylerken abartmıyorum; benden kat be kat üstündür. Fakat ona el uzatan yok. Şimdi üniversiteden emekli oldu ve kendisini sineye çekti. Ondan sonra kim yapacak, bu işlere nasıl devam edilecek bilmiyorum. Bu işi yapan hocanın her şeyi bilmesi lazım. Bir hoca on talebe yetiştirir ama on talebe bir hocayı yetiştiremez. Sabır ve gayret istiyor. Bu yaşa kadar geldin ne biliyorsun diyorlar. İnanın hiçbir şey bilmiyorum. Sanatın sonu yok. Yine yolun başındayım. Daha Elif'teyim.

Bu meslek size ne kazandırdı?

Hiçbir şey kazanmadım fakat çok şeyimi kaybettim. Maddi olarak kayıplarım oldu. Çok şükür Allah bana sağlık verdi. Bu yaşa kadar geldim doktora gitmedim. Param olsa ne olurdu? Yiyemedikten sonra. Hala ayaktayım. Şimdi çalıştığım kadar gençliğimde çalışmadım. Daha ne zenginlik isteyeyim? Mümkün olduğu kadar Türkiye'de yaşayan eserlerimizi kurtarmaya çalışıyorum. Sadece ben değil bu sanatı bilen herkesin bu eserleri kurtarması gerekiyor.

Daha Elif'teyim
Kitaplara karşı kendinizi sorumlu hissediyor musunuz?

Elbette. Sorumluluğu Emin Hocamdan devraldım.

Siz kime devrettiniz?

Habib İşmen, Mimar Sinan Üniversitesi'nde yetiştirdiğim bir talebeydi. Söylerken abartmıyorum; benden kat be kat üstündür. Fakat ona el uzatan yok. Şimdi üniversiteden emekli oldu ve kendisini sineye çekti. Ondan sonra kim yapacak, bu işlere nasıl devam edilecek bilmiyorum. Bu işi yapan hocanın her şeyi bilmesi lazım. Bir hoca on talebe yetiştirir ama on talebe bir hocayı yetiştiremez. Sabır ve gayret istiyor. Bu yaşa kadar geldin ne biliyorsun diyorlar. İnanın hiçbir şey bilmiyorum. Sanatın sonu yok. Yine yolun başındayım. Daha Elif'teyim.

Bu meslek size ne kazandırdı?

Hiçbir şey kazanmadım fakat çok şeyimi kaybettim. Maddi olarak kayıplarım oldu. Çok şükür Allah bana sağlık verdi. Bu yaşa kadar geldim doktora gitmedim. Param olsa ne olurdu? Yiyemedikten sonra. Hala ayaktayım. Şimdi çalıştığım kadar gençliğimde çalışmadım. Daha ne zenginlik isteyeyim? Mümkün olduğu kadar Türkiye'de yaşayan eserlerimizi kurtarmaya çalışıyorum. Sadece ben değil bu sanatı bilen herkesin bu eserleri kurtarması gerekiyor.

Mısır'daki Osmanlı eserlerine hayran kaldım
Yurt dışında restorasyon için nerelere gittiniz?

İngiltere, Fransa, Bosna, Yemen, Afganistan, Mısır'a gittim. Zaten Lizbon'a otuz iki yıl gidip geldim. Bosna'ya gittim, gitmediğimiz yer kalmadı. Çok güzel klasik ve modern eserler var.

Neler gördünüz gittiğiniz yerlerde?

Çok acıydı. Bizde kötü derken oralarda daha kötü şeyler gördüm. Fakat eser açısından zengin bölgeler. Mısır'da gördüğüm Osmanlı eserlerine hayran kaldım. Yemen'de ceylan derisine yazılan Selçuklu zamanında yapılan Kur'anlar vardı. Hayretle bakıyordum. Ama duruyor kimse dokunamıyor onlara. Bir esere hayat vermek çok zordur. Kanser olmuş kitapları iyileştiriyoruz. Ölmüş eserin nasıl hayata döndürüldüğünü görseniz hayret edersiniz. Kurt yemiş eserler var. Kâğıtları lime lime oluyor. Böyle bir eseri nasıl kurtarırsınız? Yüzde doksan dokuz kanser olmuş bir eser.

Bir eseri yapmak ne kadar sürüyor?

Esere göre değişiyor. Vakit vermek mümkün değil. İki metre boyunda da iki cm boyunda eser de geliyor. Sancak Kur'anları var arasında.

Cilt sergisi açacağım
Cilt sanatının ülkemizde bilinmemesini neye bağlıyorsunuz?

Çünkü her dalda sergi yapılıyor fakat -Cilt sergisi yapılamıyor. Genelde kıymetli kitapların restorasyonu olduğu için bunu sergi salonlarında sergilemeniz mümkün değil. Çünkü genelde o kitaplar dünyada tek bir nüsha oluyor. Çalındığında yenisini alma şansınız yok. O yüzden cilt sergisi zordur. Önümüzdeki yaz arkadaşlarla beraber güzel bir cilt sergisi yapmayı düşünüyorum. 50 adet toparlayabilirsek dünya çapında bir sergi açmak istiyorum.

Sanatı diriltmek için öneriniz nedir?

Topkapı Sarayı, Süleymaniye Kütüphanesi, Bursa, Ankara, Konya, Manisa, Erzurum, Gaziantep'te çok kıymetli eserler var. Onların hepsinin eserlerinin ele alınması gerekiyor. Sadece İstanbul'da yapılan iki kitapla bu iş olmaz. Eleman yetişmesi gerekiyor. Eleman yetişmesi için de hoca lazım. Hoca da yok şimdi. Bakalım bundan sonra akademi nasıl yürüyecek? Bir zirveye ulaşıyor sonra düşüyor, tekrar kaldırmak ise çok zor oluyor. Bu devirde malzemeyi istediğimiz kadar bulabiliyoruz. Malzeme var ama yapacak kimse yok. Eskiden malzeme yoktu yapacak insan vardı. İnşallah devletimiz bu işlere el atar. Avrupa gezilerine gittiğimde 'Türkiye'de de bu sanatlar varmış' diyenleri duyuyorum. Var ama yapılmıyor. Okullarda sanat tarihi okutuluyor. Tatbikatı olmadıktan sonra ne yapabiliriz ki. Selçuklu, Osmanlı eserleri şöyledir diyebiliyoruz da ne oluyor? Yapan kimse yok ki… Yapan olmadıktan sonra o ders de bir işe yaramıyor. Bu iş hem nazari hem de tatbikat.