
Edip Yağmurlu’nun kaleme aldığı Yedi Deliler-Nenemden Masallar hepimizin aslında çocukken büyüklerimizden dinlediğimiz masalları anlatıyor. Yağmurlu, kulaktan kulağa anlatılan masalların izini sürüyor kitabında.
Nizip diyârı masallarda geçen oraya mahsus (bazıları olmayabilir) kelimelerden örnekler: Küt: Eli ayağı olmayan (Yunus Emre’nin şiirinde rastlarsınız). Edip Yağmurlu diyor ki: masallarda bize saçma ve uydurma gelen sözlerin aslında mesnedi ve manası vardır. Olmasa koskoca Yunus Emre şu şiiri söyler mi?
İmdi bu bende yeni bir çağrışıma yol açtı, okumanın bereketi işte: başkasının beyin hücreleri, okumayı tadına vara vara yapanın hücrelerini de işletir, bir hayali çağırır da son yeni bir duyguyu yaşayıverirsin. İlham hayatın içerisinde bekliyordur da sen onu çağırayazmışın. Ben de az önce düşünmeye başladım: sahi Yunus’daki o güzelim, doyulmaz Türkçeler biraz da anadan, ananeden babaneden dinlediği masallardan olmasın?
Zaman olur, içimizden “eski insanlar bizden fersah fersah ilerdeymiş” demek gelir. Buna karşın h e t e r o g e n yaşam akışında, teknolojiyle medeniyeti karıştırıp, eski devirleri küçümsemek daraltısına düşüldüğü de oluyor. Oysa masallar var; onlar bizlere en erken başlangıçlarda dahi h i k m e t denilen soyut gerçeklik ögesini taşımaktalar.
BERBER PİRELER VE TELLAL DEVELERE DAİR
Sezai Karakoç’un 60’lı yılların başında, bir şiirindeki imgesi de buna işaret etmiştir işte:
Şiirde, imgeler yaşanacak hayatı haber veren içe doğuşlardır. Yeni Şiir böyledir.
Masallar, tekerlemeler, mitolojilerdeki lejandların simgelerle bize ulaştırılışı; simge, imgeyi geleceğe taşıyarak belki, bir de eski zamanlarda insanoğlunun sabrının daha gelişkin oluşuna dair ironik besiler kaynağıdır o anlatılar. Nineler anlatınca, çocuk üzüntüsünden kurtulur ve bu onun gönlünün inşasına yarar, yarayacaktır.
Bugünün bir fotoğrafı da şu değil midir: Hep yakındığımız: hayatın aşırı hızlı geçişiyle tutulduğumuz illet: kendini i ğ r e t i hissetmek!
MASAL RÜYAYA YAKINDIR
Zalimler, başka dünyalara ulaşmak, vicdanının ona işkencesinden kurtulmak için yeryüzünden kaçış telâşındalar diyelim, uzay gemisi içinde, kimbilir, masalsızlıktan kavrulurlar...
Masallar kulakla alımlanmaya devam etsin! Televizyonda, sanki, çocuk kolaya kaçmış olmuyor mu?
Hayal gücünü, çocuğun kendi hayal-etme-merkezini çalıştırması daha pedagojiktir diye düşünüyorum. Masal, rüyaya yakındır. Beynimizde bir düş kamerası çalışmıyor mu? Masal da bir düşleme zevki yaşatmalı. Gerçek bir masalın verilerini bir de pedagog ve psikologlardan dinlemeli...
Masallar geçmişe bakmayı sağlıyor; Adem’den öncesinden varlıklar yani Dev’ler, zaman olgumuzun zeminini sağlamaz mı?
Yazarın çok yönlü, boyutlu bir kapsamı, masallar ile ilişkisinin öyküsünü de tatlı bir anlatışı, ayrıca “masal poetikası” kavram ve gerçekliğine insana davetiye çıkarışı var ve bu önemli. Derleyip sunmasa zamanın zâlim tarafına terkedilmiş olacaklardı. Onun kendi ninesi bize de nine; haminne oluyor bir yerde.
Osmanlı ve Selçuklu asırlarının nitelik ve özelliklerini, daha arkalara uzanan masallarda Nizip şehrini devir devir nasıl özümseyip, öz ileri insanların genealojisine kattığını buluyoruz.






