
Yönetmen ve yazar Derviş Zaim, 25 yıl aradan sonra ikinci romanı Rüyet’i çıkardı. Sinema ve edebiyatın ilişkisi üzerine konuştuğumuz Zaim, gelenekle olan bağını sürdürdüğünü “Hüsn ü Aşk ile sohbet ettiğini” söylüyor. Zaim, “Rüyet’in gelenekli sanatları yorumlayarak ürettiğim filmlerle akrabalığı olan bir çıkış noktası var” diyor.
Derviş Zaim’i sinema seyircisi Tabutta Rövaşata, Filler ve Çimen, Cenneti Beklerken, Nokta, Gölgeler ve Suretler, Rüya gibi filmleriyle tanıyor. Ancak onun ilk sanatsal yapıtı Ares Harikalar Diyarında adlı romanı. Bu eserle 1992’de Yunus Nadi Roman Armağanı’nı kazanan yönetmen/yazar Derviş Zaim ikinci romanı Rüyet’i yayımladı. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Rüyet ile Zaim’in son filmi Rüya arasında ciddi bir ilişki de var. Derviş Zaim ‘örüntünün devam edeceğini’ söylüyor ama bu kitabın edebiyat bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini de vurguluyor. Zaim’le Hüsn-ü Aşk’la sohbet ettiği Rüyet’i konuştuk...
HİKÂYE VE BÜYÜCÜLÜK
Hüsn-ü Aşk’ı bir sinema yönetmeni olarak film diliyle ifade edebilir, yorumlayabilirdim. Ama yapmadım, belki ileride bir gün gerçekleştiririm. Öncelikle onunla edebiyat formu içinde konuşmayı tercih ettim. Çünkü edebi referansları ve edebi dili temel alarak yoğurduğum bir yapıt çıkarmak niyetindeydim. Daha evvel gelenekli sanatları yorumlayarak filmler yaptığımı biliyorsunuz. Bir süreden beri ülkenin referanslar sistemine ait bir başka yapıyı, bu kez klasik edebiyata ait bir mesneviyi yeni işimin temeline almayı düşünüyordum. Ama mesnevi edebi bir yapıt olduğu için sinema diline tercüme etmektense, edebiyatın dilini kullanarak onunla sohbet etmeyi tercih ettim. Edebiyatçı kimliğime devam etme isteği de beni motive etti. Bu roman, edebiyat, sinema, çağdaş sanatlar gibi başka alanlarda öğretici bir süreci bana bağışladı. Öncelikle kolay okunan bir roman olmasını istedim. Bir yazarın veya sinemacının işleyeceği en büyük günahlardan bir sıkıcı olmaktır. Ama kolay okunabilir olmasını murad ederken, bir yandan da daha derin katmanları barındırmasını arzuladım. Derinliği, okurun kendi ilgileri, birikimleriyle ortaya çıkacaktır. Bir yazarın asli görevi iyi bir hikâyeci olmaktır. Büyücülük ve öğretmenlik de ek görevlerindendir. Ama en az sorumluluk eğer yanılmıyorsam öğretmenlik ile ilgilidir.
KOLAY OKUNMASINI ÖNEMSİYORUM
Kuşkusuz evet. Bu romanın özellikle sürükleyici olmasına dikkat ettim. Shakespeare, Londra’daki yoksulları ve okuma yazma bilmeyenleri de hedefe alıyordu. Elit sanat, avam sanat var mıdır? Evet, bazı koşullarda bahsedilebilir bu ayrımdan. Ama avamla elit sanatın arasında gri bir alan bulunabileceğini göz ardı etmemek lazım. Hem avama, hem de elitlere seslenebilme ihtimali olan eserler bu gri bölgenin değişik yerlerinde bazen karşımıza çıkabilir. Ama bu optimal durumu mutlaklaştırmamak lazım. Bazen popüler olmayacak bir iş üretmek gereklidir, o marjinal iş bir sanatçı için zorunlu hale gelebilir.
ÖRÜNTÜ DEVAM EDECEK
Rüya ile Rüyet arasındaki bağı konuşmak için şu anın erken olduğunu düşünüyorum. Sebebi de şu, Rüyet’in değerini teslim etmek için başka yere, kaynağa, referanslara yaslanmasına gerek yok. Öncelikle bunun altını çizmek istiyorum. Dolayısıyla öncelikle bu kitabın edebi olanakları ve ihtimalleri üzerine konuşmanın çok daha sağlıklı olacağını düşünüyorum. Kitap kendi eteğindeki taşları döktükten sonra filmle olan bağını konuşmayı tercih ederim. Çünkü başta kitabın edebi yönünü tartışmak isterim. Bu tartışma eğer doygunluğa ulaşırsa romanın filmle olan bağını daha derinlemesine ele alırım diye umut ediyorum. Bu arada anti parantez şunu ekleyeyim: Rüyetin metinlerarasılık bağlamında ilişki kurmaya çalıştığı dikey ve yatay başka unsurlar saptanabilir. Hüsn-ü Aşk, Spinoza, mimarlık, şehircilik, çağdaş sanatlar gibi gibi kategorilerle ilişkiler var. Sadece edebi gelenekle değil başka ögelerle de konuşan, metinleraralık potansiyeli yüksek bir roman olmasını arzuladım. Ama şunu ekleyeyim, onu bir filmle ilişkilendirdiniz, bu doğru, şu anda bir romanla devam eden bu örüntü ileride başka şeylerle devam edecek.
Bu romanın,bu ülkenin sahip olduğu geniş kültürel malzemeden yararlanmasını istedim. Sinemada benzer eğilim gösteriyorum. Bir yandan gelenekli sanatları yeniden yorumlayan işler yapıyorum ama aynı filmin içinde Velasquez’in bir resmine de yer veriyorum. Benzer tavır burada da var. Rüyet’in gelenekli sanatları yorumlayarak ürettiğim filmlerle akrabalığı olan bir çıkış noktası var. Bu şekilde bakarsak, minyatürden, hattan, gölge oyunundan hareket ederek yaptığım şeyi burada ondokuzuncu yüzyıla ait edebi bir kaynak temelinde inşa etmeye çalışıyorum. Sonuçta bu roman için son büyük mesnevi Hüsn-ü Aşk ile bir sohbet, bir yeniden yorumlama denemesi denilebilir.
Özellikle metinler arasılık bakımından zengin bir yapı olmasını gözettim. İkinci olarak şu var. Malum, bizim kadim meselelerimizden biri de doğu - batı asabiyeti. Roman bu meseleye ilişkin bir şeyler ima ediyor. Ahmet Hamdi Tanpınar ve Oğuz Atay hattı üzerinde çalıştığımı söyleyebilirim. Ama sadece doğu batı karşıtlığı ekseninde bir roman değil.
Filmlerimde geleneğe dair ögeler az veya çok bulunabilir ama tümü gelenekli sanatların etrafında gelişmedi. Bu ilgimin yanısıra başka biçim, içerik ve meselesi olan işler yaptım. Külliyatıma dair beni memnun eden şeylerden biri ürettiğim filmler ile romanların yelpazesinin biçim, içerik, mesele olarak birbirinden farklı olması, bu manada yelpazenin geniş olmasıdır.
Bundan sonra gelenekle olan ilintimin dolaylı ya da dolaysız biçimde geçmişimin üzerinde yükselmeye devam edeceğini tahmin ediyorum. Geleneği ben kapalı, bitmiş, müzelik bir şey olarak görmüyorum. Onu bugünün şartlarında yeniden inşa etmemiz gerekebilir veya bunu hak ediyoruz. Devraldığınız geleneği yaşayan bir şeye dönüştürdüğümüzde gelenek de bizimle hayatına devam edebiliyor. Birebir muhafaza etmeye kalktığınız kimi zamanlarda ise kemikleşmeye başlayabiliyor. Öte yandan gelenek eski hali ile muhafaza edilmeli, bu tip bir titizlik ve uygulama da şart. Ama bu titizliğe paralel olarak günümüzde geleneği dinamik ve kendini sürekli üretecek şekilde nasıl bina edebiliriz meselesine dair konuşmamız, üretmemiz gerekiyor. Rüyet’te bu çabam var.
- Kendi dönemininbir fotoğrafı
- Rüyet ne demek?
- Kalp gözüyle görmek. Sanırım en iyi tanımı bu. Benim görme çabam başlangıçtan itibaren nasıl gelişti? Genellikle bir yazar üç kaynaktan hareket eder. Ya bir durumdan, ya bir karakterden, ya da bir çatışmadan... Kendisine temel aldığı bu üç öğeden hangisi işine yarıyorsa onu alır, daha sonra da eksik olan diğer iki öğeyi tamamlamaya çalışır. Yapıyı inşa etmenin ilk aşamasında böyle bir mesai harcar. Bu mesai süreci esnasında da bir yaratıcı fikirle buluşmaya gayret eder. Rüyet’i yazarken bende de benzer bir süreç söz konusu oldu. Benim hem bir durum, hem karakter içimi gıdıklıyordu, hem de bir çatışma. Ama bunlardan bir tanesi fotofinişle dizginleri ele aldı diyebilirim. Sonra ortaya çıkan bütünü kısaltmaya, kesmeye, biçmeye, kurgulamaya başladım.
- Mimari, Hüsn-ü Aşk, Birinci Dünya Savaşı... Toplumun yakın geçmişinin ve bugününün bir fotoğrafı da denilebilir mi?
- Elbette, roman malzemesini günümüzden ,bu topraklardan ve tarihinden alıyor, bir fotoğraf çekmeye çalışıyor. Bir yazar istese de istemese de kendi döneminin, kültür ve coğrafyanın fotoğrafını çeker.
- Filmde de bir karakterin devamlı değişimini görüyorduk. Sine sürekli farklı kadınlar olarak karşımıza çıkıyordu. Sine’nin farklı bir versiyonunu bir kez de romanda gördük. Bir insanın, kimliğin farklı evrelerini mi yansıtmaya çalışıyorsunuz acaba?
- Burada kimlik, kişilik, karakter gibi meselelere ilişkin olarak kitabın söylemeye çalıştığı bir şey var. Kimlik konusunda bir soru ortaya atıyor ve bunu cevaplamaya çalışıyor. Filmde bunu başka bir bağlamda yapıyor. Ama kitap bunu edebiyatın gücüyle cevaplamaya çalışıyor. Nasıl yaptığını söylemeyeyim. Sürpriz olsun.
- Peki okura bu okuma ne sunuyor?
- Okura bir evren sunuyor. Bu evrenin içinde bir sürü iç kale, burç ve kapının olduğunu söyleyebiliriz. İnsanın kimliğinin nasıl oluştuğuna, inşa sürecine dair sorular sorarak bir edebi gelenekle yüzleşiyor. Bu topraklarda yaşayan bir yazarın, sahih bir eser yaratabilmesi için hem batı hem doğu kaynaklarından beslenmesi gerekiyor. Bu manada Rüyet, hem Şeyh Galip’in mesnevisi olan Hüsn-ü Aşk’ı hem de batılı roman biçimini bir araya getirmeye çalışıyor. Rüyet Batılı biçimler ve Doğulu biçimleri bir araya getirmeye çalışan bir edebi girişim. Eğer siz de katılırsanız, bu özellik başka niteliklerinin yanına ekleyebileceğim önemli bir nokta.







