
'Sanattan Tevhide' Çalıştayı, akademisyenler, uzmanlar ve sanatçıların geniş katılımıyla gerçekleştirildi.
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı (İİKV) ile İstanbul Medeniyet Enstitüsü’nün iş birliğiyle 29 Kasım 2025 tarihinde Rami Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen “Sanattan Tevhide” Çalıştayı'nın ön raporu hazırlandı. Maarif Platformu’nun stratejik dokunuşlarıyla bir eylem planına dönüşen “Sanattan Tevhide” Çalıştayı, eğitim ve sanat dünyası için bir "diriliş manifestosu" ilan ediyor. Hazırlanan raporda 'Silkinip kendimize gelme vakti' ifadeleri kullanılırken, "Bilgiyi sadece hamal gibi taşıyan değil, o bilgiyi gönle hitap eden bir hikmetle yoğurabilen "tekâmül etmiş fertler" yetiştirmek zorundayız" cümlesi dikkat çekiyor.
"Sanattan Tevhide Çalıştayı" 29 Kasım tarihinde Rami Kütüphanesi’nde başladı. "Sanat ve Kutsal", "Sanat ve Temsil", "Sanat ve Ta'lim" ile "Sanat ve Hayat" başlıklarının ele alındığı çalıştayın ön raporu hazırlandı.
Çalışma, sanatı yalnızca teknik bir çaba olarak değil; göstergebilimsel (semiyotik) analizler, varlık ve eğitim felsefesi ve estetik kuramlar ışığında yeniden tanımlayarak disiplinlerarası bir perspektif sundu.
Çalıştayın temel amacı; günümüz sanat anlayışında yaşanan anlam kaymalarını bilimsel ve felsefi bir yaklaşımla tespit etmek, sanatın varoluşsal hakikatle olan bağını yeniden tesis etmek ve bu alanda köklü bir zihniyet dönüşümünün yol haritasını oluşturmak olarak dikkat çekti.
Yapılan çalışmalar kapsamında çalıştayda filizlenen fikirlerin uygulama zeminine aktarılması ve eğitim sisteminde köklü bir estetik dönüşümü başlatacak yol haritasının netleştirilmesi hedeflendi.

ORTAK DEKLERASYON
ORTAK DEKLERASYON
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı (İİKV), İstanbul Medeniyet Enstitüsü ve Maarif Platformu beş başlık altında ortak deklarasyon yayımladı.
1. Müfredatın "Kuru Fasulyesi" Değil, Ruhun "Mayası": Sanat
Bugüne kadar sanatı, karnedeki not ortalamasını yükselten bir "dolgu malzemesi" ya da ders aralarındaki "kuru fasulye" muamelesi gören bir hobi alanı olarak algıladık. Oysa ecdadımız, bir kuş sarayını taş duvara nakşederken sadece taşa değil, devletin merhametine şekil veriyordu.
Biz diyoruz ki; sanat, eğitimin aksesuarı değil, tam merkezidir. Zira ruhu sanattan ve estetikten mahrum bırakılmış bir eğitim, ilacın ve doktorun olmadığı bir hastaneye benzer; içinde bilgi vardır ama şifa yoktur!
2. Teleskobumuz Var Ama Pusulamız Kayıp!
Modern bilim ve sanat anlayışımız, merceği çok güçlü ama pusulası olmayan bir teleskopa benziyor. Uzak galaksileri net görüyoruz ama oraya neden baktığımızı bilmiyoruz. Batı’dan ithal edilen "taklit versiyonlar" bizi kendi evimizde yabancılaştırdı.
Sanatı; "ben yaptım" iddiasındaki kibirden çıkarıp, "bana gösterildi" hayretindeki secdeye taşıma vaktidir. Bakışı güçlendirirken yönü kaybettirmeyen bir pusula, yani Tevhidî bakış, sanatımızın ve maarifimizin yeni mihengidir.

3. "Deniz Görmeden Kâğıtta Yüzme" Devri Bitiyor: MESEM ve Ustalık
Merkezi sınavlar ve tekelci müfredat, gençlerimizi dört şık arasına hapseden birer "bilgi işleme makinesine" çevirdi. Çocuklarımıza kâğıt üzerinde biyoloji ezberletiyoruz ama bir yaprağın damarlarındaki ilahi mührü fark ettiremiyoruz. Bu durum, bizi kâğıt üzerinde şampiyon ama hayatın içinde çırak bile olamayan bir nesle mahkûm etti. MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri), işte tam bu noktada bir "kurtuluş limanıdır". Ama MESEM'i sadece sanayi iş gücü deposu olarak görmek büyük bir hatadır. MESEM; hatçının, mimarın, tasarımcının yetiştiği, usta-çırak nefesiyle ahlakın şekillendiği bir Ahilik Ocağı olmalıdır.
Elinde zanaatı, kalbinde ahlakı olan genç, hayata karşı sarsılmaz bir özgüven duyar. Cebinde diplomayla iş arayan değil, ustalığıyla, sanatı ile hayata yön veren bir gençlik hedefliyoruz.
4. Tabiat Putlaştırılmamalı, Bir "Kitap" Gibi Okunmalı
Günümüzün en büyük sanatsal krizi, tabiatı "sahipsiz bir hammadde deposu" gibi görmektir. Bir ağacı "kesilecek kereste" olarak gören anlayışla, onu "ilahi bir ayet" olarak gören anlayışın kuracağı şehirler aynı olamaz.
Sanat eğitimimiz, öğrencilere atomdan galaksilere kadar her zerreyi bir "İlahi Sergi Sarayı" gibi okumayı öğretmelidir. Bu bakış açısı gelişirse, ne çevre felaketi kalır ne de ruhsal çöküntü. Çünkü Yaratan’ın sanatına saygı duyan, yaratılan her zerreye merhamet duyar.

5. Dijital Kölelik mi, Estetik Egemenlik mi?
Gençlerimiz bugün dijital platformlarda "rehin" alınmış durumda. Kendi estetik dilimizi kuramadığımız için, başkalarının hayat tarzını "sanat" maskesi altında tüketiyoruz. Yapay zekânın zihinleri şekillendirdiği bu çağda, sanatımızı ve tasarımımızı bir "iman kalesi" gibi tahkim etmeliyiz.
Teknolojiye ruh üfleyemezsek, teknolojinin oyuncağı oluruz. Bizim çağrımız; teknolojiyi efendi değil, fıtrata hizmet eden bir hizmetkâr kılma çağrısıdır.
"Silkinip Kendimize Gelme Vakti!"
"Silkinip Kendimize Gelme Vakti!"
Hazırlanan ön raporun zihniyet devrimi teklifi olduğu vurgulanıyor. Yapılan açıklamada
"Merkezi ve tekelci müfredat ve zorunlu eğitimden kurtulup, yerel dinamiklerin, sanatçı ferasetinin ve Ahilik ruhunun soluduğu sivil bir maarife ve eğitimin sivilleşmesine ihtiyacımız var. Bilgiyi sadece hamal gibi taşıyan değil, o bilgiyi gönle hitap eden bir hikmetle yoğurabilen "tekâmül etmiş fertler" yetiştirmek zorundayız"
ifadeleri öne çıkıyor.

#Sanattan Tevhide Çalıştayı
#Maarif Platformu
#Rami Kütüphanesi







