Sosyal ve kültürel meselelere kendine has üslubuyla yorum getiren yönetmen David Fincher'in filmi Sosyal Ağ ile günümüzün en popüler sitelerinden Facebook'un ortaya çıkış macerasını anlatıyor. Seyredenler sitenin sadece hikâyesini değil, aynı zamanda hangi mantıkla kurgulandığının ipuçlarını da filmde bulacaklar. Bu yönüyle film ülkemizdeki Facebook meraklılarının ilgisini çekecektir.
Üniversite öğrencisi Mark Zuckerberg kız arkadaşı tarafından terk edilince çareyi kafayı çekip sanal ortamda serserilik yapmakta bulur. Bilgisayar kullanımında deha seviyesindeki Mark, birkaç dakika içerisinde okulun bilgisayar ağını çökertecek bir oyun kurgulamayı başarır. Oynadığı sevimsiz oyun Mark'ı tüm dünyaya yayılacak Facebook hastalığını icat etmeye doğru sürükleyecektir.
Geçtiğimiz günlerde elime bir yazı geçti. Yazıda ABD'li psikoloji profesörü Robert Miller'ın utanma konusunda otuz yıl boyunca yaptığı araştırmalardan söz ediliyordu. Miller çalışmalarının sonucunda, Facebook ve Twitter gibi insanların mahremiyetlerini tüm dünyayla paylaşabildiği sosyal paylaşım sitelerinin utanma duygusunu yok ettiği sonucuna varmıştı. Profesörün bu tezi son zamanlarda arkadaşlarla yaptığımız tespitlerle paralellik taşıyordu.
Sosyal Ağ filminde anlatılan Facebook'un çıkış öyküsü Miller'ın tezini doğrular nitelikte. Filmde Amerikalı bir grup üniversite öğrencisinin gerçek hayatta yapamadıkları bazı eylemleri sanal âleme taşıma maceralarına tanık oluyoruz. Facebook başta Harvard öğrencileri arasında kurulan bir ağ olup, Batı'nın seçkin üniversiteleri arasında hızla yayılırken, mahremiyet perdesini vahşice yırtıyor. Söz konusu ortamlarda mahremiyet ihlali çok da önemli değil belki, ancak işin rengi değişip Facebook Anadolu'nun köylerine kadar ulaştığında sitenin benzer şekilde kullanılması işin içinde bir tuhaflık olduğunun sinyallerini veriyor.
Eğer Facebook kullanıcısıysanız siteye girip bugün farklı bir gözle incelemenizi rica ediyorum. İnsanların paylaşıma açık sohbetlerine baktığınızda, gerçek hayatta bu sözlerin kaçta kaçının topluluk içinde konuşulabileceğini bir düşünün. Evine yabancı birini kabul etmekte tereddüt edecek insanların fotoğraflar, videolar hatta anlattıkları vasıtasıyla evinin her köşesini nasıl herkese açık hale getirdiğini göreceksiniz. Ya da bir arkadaşınızın topluluk içinde asla göremeyeceğiniz bir durumda çektirdiği fotoğrafı, tanıdığı, tanımadığı bir dolu insanın nazarına nasıl bir rahatlıkla sunduğunu… Tüm bunları mütalaa ettiğimizde paylaşımın video ya da görüntüyle sınırlı kalmadığını, değer yargıları ve alışkanlıkların da bu gibi yöntemler sayesinde toplumlar arasında paylaşıldığını görmek zor değil. Peki, böylesi bir rahatlığın özünü nerede aramak lazım?
Her dönemde toplumların tutum ve davranışları üzerinde belirleyici rol oynayan bazı kavramlar vardır. Son zamanların kavramı nedir, diye sorarsanız hiç şüphe etmeden “görünürlük” olarak cevap veririm. Bu kavramın bir ucu 'görmeye', bir ucu 'göstermeye' dayanıyor. Batı toplumlarında felsefe, sanat, bilim, hatta inancın kökleri görme ve gösterme esasına dayalıdır. Resim, mimari ve son dönemde sinemanın Batı'da bu denli ilerlemesi bunun tezahürleridir.
Müslüman Doğu toplumlarında ise “mahremiyet” her şeyden önce gelir. Bu nedenle mahremiyetin zıttı olan görmek ve görünmek Doğu toplumlarından uzak olmuştur. Aile arasında olanın dört duvar arasında kaldığı, sağ elin verdiğini sol elin bilmediği bir mahremiyet anlayışından bahsediyoruz. Yakın zamanda geleneksel değerlerin alaşağı edilmesiyle mahremiyet popülaritesini yitirdi, görünürlük değer kazandı. Herkes her şeyini göz önünde yapar hale geldi. Sosyal paylaşım siteleri kitlelere kendini gösterme imkânı bulamayanlar için geniş bir görünme imkânı sunuyor. Bu nedenle herkesin arkadaş listesi tanıdığı, tanımadığı bir dolu insan istif edilmiş. Ne kadar çok arkadaş, o kadar çok popülarite…
Lafa dalıp filmi biraz ihmal etmiş olabilirim. Filmi görenler bahsettiklerimin Facebook'un öyküsünde nasıl bir yeri olduğunu farkedeceklerdir. Hepsi bir yana, ortada son derece akıcı, keyifli bir Fincher filmi olduğunu unutmamak lazım. Tv ile yeni tanıştığımız dönemler din adamlarına “televizyon seyretmek günah mı” diye komik bir soru sorulurdu. Bu yazıyı yazarken aklıma o soru geldi. Aman ha, kimse yazdıklarıma bakıp da “Facebook günahtır” gibi bir çıkarımda bulunmasın. Ne kullandığımıza değil, nasıl kullandığımıza bakalım.
Orijinal Adı: The Social Network
Yönetmen : David Fincher
Senaryo: Aaron Sorkin , Ben Mezrich
Tür: Dram Yapım: 2010, ABD
Oyuncular: Jesse Eisenberg, Rashida Jones, Joseph Mazzello, Justin Timberlake, Andrew Garfield






