
Yaklaşık 40 yıldır şiir yazan ve bugüne kadar Sebeb Ey ile Risaleler adlı şiir kitaplarına imza atan Erdem Bayazıt ve şiiri, günümüzde nerede duruyor acaba? Erdem Bayazıt'ın, şiirde geldiği noktanın nasıl bir yer olduğunu tespit için iyi bir örnek oldu "Gelecek Zaman Risalesi" (İz yay./48 say. İst./1999). 'Gelecek zaman' imiyle şiirsel özneye geniş bir alan açan şair, söz konusu alanı, kendisinden beklenmeyecek düzeyde irtifa kaybederek doldurma çabasında. Bir şiirin hem kendini ve hem de şairini 'tüketmesi', her hâlde buna denir. Şiirin temel taşı olan 'imge'nin açık bir biçimde paranteze alındığı, şiirsel algının tek boyuta ve anlama indirgendiği, şairin 'nasıl söylemek' meselesini arkaya atarak 'ne söylemek'le ufkunu daralttığı ve Sebeb Ey'deki slogana dönük damara yaslanan şiirler toplamı olmuş Gelecek Zaman Risalesi. Dolayısıyla, şiirsel duyarlığın son derece 'ham'lık arzeden yansıyışının, şiir adına, ne kendi yatağına ve ne de gelecek nesillere bir açılım ve derinlik kazandırabileceği kanaatindeyim. Erdem Bayazıt şiirine hakim olan 'anlatımcı' tavır, olanca ağırlığıyla 'kurgu' handikapına esir edilmiş.
Hemen herkesin dile getirebileceği; öfkenin, heyecanın ve yüksek volümlü nidâların şiirin estetik bağlamını sıfırlayan bir tarzda yerini aldığı şeyler bunlar. Kendimizi ne kadar zorlasak da, şiirsel tadın lezzetini almak mümkün değil. Ginsberg'in "Amerika" şiiri, bir duyarlık paylaşımı olarak örnek alınmış olabilir mi, diye sormadan duramıyor insan.
Şairin, şiir başlıkları altlarına koyduğu ve bir 'okuma haritası' ya da 'okuru şiire hazırlayış' anlamını çağrıştıran yaklaşımlarının lüzumu üzerinde tartışılabilir. Bu bir 'yenilik' gibi algılansa da, gerekliliği şüpheli. Bırakalım, şiirlerin doğal atmosferi versin bunu bize. Bana göre, kitabın tek 'iyi' şiiri var: "Çocuk burcundan"!
Bir dönem ismi gündemde olan, dergi çıkartan ve en önemlisi de yıllardır şiire emek veren bir şairin; bugün vardığı noktada, şiirini sığ sulara mahkûm edecek bir kitaba imza atması üzdü beni. Erdem Bayazıt'ın ulaşacağı 'sahil' bu mu olmalıydı? Rahmetli Zarifoğlu'nun cevvaliyetini bir kenara koyarsak; yıllarca yayınlandığı hâlde, neden Mavera dergisinin Türk şiiri'ne derinlikli, çaplı bir dünyayı haiz yeni bir şair kazandıramadığını şimdi daha iyi anlıyorum kendi payıma.
Ve keşke diyorum, ilk defa okuyucu karşısına çıkan ve yayınlanmamış'lığı, "çok önemli bir özelliği" biçiminde lânse edilen bu şiirler, daha önce dergilerde basılmış olsaydı da; muhtemel eleştirilerin, kritiklerin, uyarıların eşliğinde, Erdem Bayazıt, imzasını zaafa uğratacak söz konusu kitabın bütünlüğü, konumu, salınımı üzerinde biraz düşünme şansı bulabilseydi.. Bizim şairlerimizin yaşı ilerledikçe, nedense, her yazdıklarının 'şiir' olduğu/olacağı gibi bir hissin etkisinden kurtulamıyorlar! İşte vahim bir örnek!
Erdem Bayazıt şiirinin bu derece hacimsiz, verimsiz ve aslında müstehak olmadığı bir yerde konakladığını görünce; geçtiğimiz dönem bir şiir gecesinde, o lâfazan/uydu gençlerin kimi şairlere hitaben "abiler istemiyoruz artık, önümüzden çekilin!" isyanının ne kadar boş, gereksiz bir çıkış olduğuna bir kez daha kanaat getirdim. Ortada, arkadan gelen genç şairlerin önünü tıkayan bir şiir mi var Allah aşkına? "70'li yıllar şiiri", ölü doğmuş bir şiir değil miydi zaten?------- Geri OKU ------------------







