Hayat Türkiyenin en eski kitap dergisiKitap ve Kitapçılık

Türkiye’nin en eski kitap dergisi Kitap ve Kitapçılık

Türkiye’nin en eski kitap dergilerinden biri olan Kitap ve Kitapçılık 1936-1937 yılları arasında Hakkı Tarık Us tarafından çıkarılıyor. 30 sayı devam eden dergide Mehmet Akif’in damadı Ali Riza Doğrul’un imzasını da görsek asıl yükü çeken 1930’ların genç şairi Refik Ahmet Sevengil diyebiliriz. Dergide kitap ve kitapçılık üzerine dönemin oldukça kıymetli isimlerinin yazılarını okumak mümkün.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Fotoğraf: Arşiv
Fotoğraf: Arşiv

NECMETTİN TURİNAY

Bizde gazetelerin, yılda bir Ramazan hatırına özel sayfalar düzenlemesi gibi, TÜYAP Kitap Fuarı da aynı şekilde yankı buluyor, mevsimi gelince kitaba ve yayına ilgi duymayan gazeteler dahi kitap ekleri düzenlemekten geri durmuyor. Kuşkusuz bu ilgiyi yadırgıyor değiliz. Ancak insanı şaşırtan bir yanının bulunduğunu da söylemeden yapamıyoruz.

Ne var ki bu noktada bir hakkı da teslimden geri durmamak gerekir. O da mevcut yayın piyasasında, Yeni Şafak Kitap dergisinin emsallerine olan üstünlüğü olmaktadır. Dergi yayın ekibini bu bakımdan tebrikten geri durmamak en iyisi. Doğrudan sanat ve edebiyat dergilerinin bile yayın tanıtımına, fikri ve edebi verimlerin eleştirisine ne kadar az yer verdiği düşünülecek olursa, bu yayının kıymeti daha iyi anlaşılacaktır sanırım.

Fakat benim maksadım daha başka. Fuarların ve kitap eklerinin sayıca artış kaydettiği bu mevsimde sizlere, aynı amaçla yayın hayatına girmiş eski, çok eski bir dergiden söz etmek istiyorum. O da Kitap ve Kitapçılık adını taşıyan, ilk sayısı Ocak 1936’da çıkmış eski bir dergi. 1936 ve 1937 yılları arasında 30 sayı devam eden Kitap ve Kitapçılık, öyle çok tanınmış bilinen bir dergi değil. Eski dergilere ilgi duyan, bunların sayfalarını bir bir çeviren, yani geçmiş yılların kitap ve yayınlarına düşkün çoğu dostun da haberi bulunmuyor ondan. Nitekim ilk cumhuriyet yıllarından bu yana, çıkmış bütün dergileri derleyip toplayan çalışmalarda da adı geçmiyor. Onun için bu yazı ile beraber ilk işim, ilgili dergi hakkında dostum İlyas Dirin’i haberdar etmek olacak.

HAKKI TARIK US KÜTÜPHANESİ

Eski nesiller bir yana, orta kuşak araştırmacılar iyi bilir. Sahaflar çarşısının Beyazıt tarafından girişinde eskiden bir kütüphane bulunurdu. Hakkı Tarık Us Kütüphanesi denilirdi oraya. Milli Kütüphane dâhil, çoğu devlet kitaplıklarında bulunmayan nice dergive kitabı orada bulmak kabildi. Araştırma düşkünü hocalar, bir kitap veya dergi bulunmadığı zaman, muhataplarına: “Hakkı Tarık Us’a baktın mı?” diye sorarlar ve bir de oraya bakılmasını salık verirlerdi. İşte içinde o türden nadide eserlerin yer aldığı o kütüphanenin sahibi ile, üzerinde duracağımız Kitap ve Kitapçılık dergisinin yayıncısı aynı kişi! Önemli bir gazeteci o, aynı zamanda da büyük bir kitap yayıncısı. Kitap ve Kitapçılık dergisini çıkarırken, hemen yanı başında duran kişi de, Mehmet Akif’in damadı Ömer Rıza Doğrul’dan başkası değil.1930’ların ve 1940’ların en velûd kalemlerinden biridir Ömer Rıza Doğrul. Fakat derginin asıl yükünü taşıyan kişinin, 1930’ların genç şairi Refik Ahmet Sevengil olduğunu da kaydetmemiz gerekir.Ne var ki Hakkı Tarık Us için söylenmesi gereken daha bazı hususlar var. O, dönemin meşhur gazetelerinden biri olan Vakit’in sahibi. Vakitkitaplarının yanı sıra, Dün ve Yarın adı altında yüz ciltlik bir külliyat yayınlamakla tanınıyor. Yerli ve tercüme eserlerden oluşan çok önemli bir külliyat o. İşte bu yayıncı tarafının dışında Hakkı Tarık, büyük bir dergi ve kitap koleksiyoneri. Sözünü ettiğimiz Hakkı Tarık Us Kütüphanesi, hemen tamamıyla onun şahsi kitaplarından oluşuyor. Yani kendi kitap ve dergilerini bağışlayarak oluşturmuş kütüphaneyi.

HAKKI TARIK US

Sanırım bu yazdıklarım, Hakkı Tarık’ın Kitap ve Kitapçılık gibi bir dergiyi çıkarmasının altında yatan sebebi açıklamaya yeterlidir. O kitap ve dergi kadar, yayın alanının bütününe ilgi duyuyor. Dönemin bütün yayınlarının takip edilebildiği, tanıtılmak bir yana eleştirildiği geniş bir platform oluşturmak istiyor. Kitabın, yayının, türlü periyodiklerin izlenebildiği daha üst bir katman oluşturmak onun düşüncesi. Fakat kendi gazetesinde günlük fıkralar yazdığı halde, ilgili dergide imzasına hiç rastlamıyoruz.

DERGİNİN İÇİNDE NELER VAR

Kitap ve Kitapçılık’ta Hakkı Tarık’ın kendi yazılarına tesadüf edemesek bile, dergi sayfalarında onun gölgesi hemen hissediliyor. 1936 ve1937 yıllarının meşhur kitap yayıncıları ile yapılan görüşmelerden bunu çıkarabildiğimiz gibi, ilgili yılların kıyıda köşede kalmış, kendi inzivalarına çekilmiş yaşlı kitap düşkünlerini bilmek, tanımak da gene onun marifetine bağlı olmalıdır. Muallim Cevdet’ten tutun da, Edremit’te sükûn içinde yaşayan Tahir Harimî Balcıoğlu’na kadar!.. Yoksa dönemin genç gazetecilerinin o tür kişileri, bu yanları ile ne duyması ne de tanıması mümkün olabilirdi. Bütün bunlara bakarak kimi Abdülhamit, kimi Mütareke döneminden kalma, fakat hepsi münzevi ve hayattan bir beklentisi bulunmayan sınıflara karşı, Hakkı Tarık’ın gösterdiği bu vefalı tavır doğrusu insanın rikkatine dokunuyor. Hele bunlar arasında 1934 reformu sırasında üniversitedeki görevine son verilen İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nu derginin bir sunuşu var ki şaşıp kalıyorsunuz: “Profesörlükten Bahçıvanlığa” (nr.8 15 Nisan 1936) Eleştiri mi, ironi mi neye sayarsanız sayın!

Kitap ve Kitapçılık’ta, yayın eleştirilerinin yanı sıra Anadolu Kitapçıları, Vilayetlerde Kitap ve Yayıncılık, Kitapçılık Âleminde, Yeni Eserler, Mesleğe Hizmet Edenler, Meslek Kitapları, Edebiyat Âleminde, Faydalı Bilgiler gibi, düzenli olmasa bile sayısız köşeler bulunuyor. Bu tür bölümlerin hemen hepsi zevkle okunuyor.

Genelde 16 sayfa, zaman zaman da 32 veya 48 sayfalık bir hacimle çıkan Kitap ve Kitapçılık dergisi, ikinci yılından itibaren kolayca fark edilebilen bir zayıflama dönemine giriyor. Derginin bu döneminde kitaba ayrılan sayfalar gittikçe azalırken, onun boşluğunu pul ve pulculuk köşeleri doldurmaya başlıyor. Buradan da anlıyoruz ki 1930’ların ikinci yarısında pul koleksiyonerliği, dışarıdan ve içeriden pul temini, büyük bir ticarete dönüşmüş bulunmaktadır.

1930’LARDA YABANCI YAYIN DOPİNGİ

Derginin sayfalarını çevirirken dikkatimizi çeken bir husus daha var. İlgili yayının ikinci yarısının, neredeyse yarıdan fazlasının yabancı yayınlara tahsis edilmesi. En çok da Fransızca, Almanca ve üçüncü sırada da İngilizce kitapların reklam ve tanıtımı. Batı ülkelerinde çıkmış yayınların bu derecede yakından takibi, doğrusu insanı şaşırtıyor. Dahası buna bir mana vermekte de zorlanıyoruz.

Bu işin o kadar haddi aştığı anlaşılıyor ki, Anadolulu kitapçıların verdiği ilanlarda bile “yabancı kitap temin edilir, en kısa zamanda talepleriniz yerine getirilir” gibi ifadeler göze çarpıyor. Dolayısıyla bu atmosfer içinde Kitap ve Kitapçılık dergisi de, yabancı yayınların satışına dair stantlar açıyor, o tür kitapların tanıtımı ve ticaretine büyük bir önem veriyor.

Dahası da var: Dergi sayfalarından takip edebildiğimiz kadarıyla yabancı ülke yayınevleri İstanbul’da, çoğu da İstiklâl Caddesi’nde olmak üzere sayısız kitabevi açmışlar. Yani yabancı yayınların İstanbul’da büyük bir pazarı oluşmuş. Bu yayınevleri geniş maddi imkânları ile Türkiye kamuoyunu adeta reklam bombardımanına tutuyor. Onlar arasında Liberi Haşet, Alman kitapçı Erich Kalis, Cohen Kitabevi, Raymond Kitabevi bilhassa dikkat çekmektedir. Bu tür yayınevleri Anadolu kitapçıları ile de bağlantı kurarak, onları bir nevi acente konumuna indirgememişler mi?

İşte bu tür bir tazyik ve talep karşısında Hakkı Tarık Us’un dergisi fazla direnemiyor ve yabancı yayın ticaretine kendisi de başlamak durumunda kalıyor. Aynı zamanda da derginin sayfaları, yabancı yayın ve reklam tanıtımlarından geçilmez hale geliyor. Buna bir de pulculuk hastalığını ekleyin isterseniz. Ne oluyor o zaman? İster istemez dergi, yerli yayınlara gereken önemi veremez hale geliyor. Sonuçta da Kitap ve Kitapçılık,asıl yayın amacından sapmış oluyor.

Nitekim derginin içine düştüğü bu açmaz, dönemin Cumhuriyet Gazetesi tarafından ağır bir eleştiriye tabi tutuluyor. Burada hemen şunu hatırlatalım: O dönemin Türkiyesinde kâğıt temini ve reklam tekeli tamamen Musevi çevrelerin eline geçmiş olup, bundan en çok zarara uğrayanlar da Yunus Nadi’nin Cumhuriyet’i ile Hakkı Tarık’ın gazetelerinden başkası olmuyor. Bu durumu Yılların İçinden adlı hatırlarında Abidin Nesimi çok iyi anlatır.

Bütün bunlara bakarak Türkiye’de, 1930’ların ikinci yarısında kamucu ekonomi politikaları uygulanırken, kültür politikalarında aksine bir tutum takınıldığı ve yabancı yayınların önünün ardına kadar açıldığı söylenebilir gözükmektedir. İşte yukarıda işaret ettiğimiz Cumhuriyet’in ağır eleştirisinin ardından Kitap ve Kitapçılık dergisi biraz olsun silkinir gibi oluyor. Fakat ne yapsa nafile!.. Yabancı yayın dopingine dayanamıyor ve kapanıp gidiyor.

Bu noktada imzasız bir Hakkı Tarık yazısı karşımıza çıkıyor. O yerli yayıncıların yeteri derecede reklâm veremediklerini, buna güçlerinin yetmediğini, mevcut dengesizliğin de oradan kaynaklandığını vurgulamak durumunda kalıyor.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.