İ'tikâf

Prof. Dr. Ali Erbaş
00:003/09/2010, Cuma
G: 2/09/2010, Perşembe
Yeni Şafak
İ'tikâf
İ'tikâf

Ramazan ayının son on gününü yaşadığımız bu günlerin cehennem azabından kurtulma günleri olduğunu Efendimiz'in hadislerinden öğrenmekteyiz. Bu sebeple bu günlerde biraz daha tevbe ve istiğfara yönelip, günahlarımız için göz yaşı dökmemiz gerekmektedir. Zira Hz. Aişe validemizin anlattığına göre, Rasulullah (sav) Ramazan ayında, diğer aylarda görülmeyen bir gayrete girerdi. Ramazan'ın son on gününde ise daha çok çaba gösterirdi. Son on günde geceyi ihya eder, ailesini de (gecenin ihyası için) uyandırırdı (Müslim, î'tikâf 8). Yine Hz. Aişe validemizin anlattığına göre Rasûlullah (sav) vefat edinceye kadar Ramazan'ın son on gününde i'tikâfa girer ve "Kadir Gecesi'ni Ramazan'ın son on gününde arayın" derdi (Buhârî, İtikâf 1).

Bu iki haberden i'tikâf'ın Allah Rasulü'nün hayatında önemli bir yerinin olduğu ortaya çıkmaktadır. Önce i'tikafın ne olduğunu kısaca izah etmeye çalışalım: Sözlükte, "ibadet veya başka bir gaye için bir yerde kendini tutmak, kalmak; insanlardan tenha bir yerde kalmak, bir şeye bağlanmak" gibi anlamlara gelen i'tikâf, dini bir kavram olarak ibadet niyetiyle ve kurallarına uyarak inzivaya çekilmek demektir. Özellikle Ramazan ayında itikafa girmek sünnettir. İtikafın makbul olması için itikafa girenin niyet etmesi, oruçlu olması, beş vakit namaz kılınan camide yapması gerekir. Kadınlar camide değil, evlerinde uygun bir odada itikafa girerler; ancak hayız ve nifas halinde olmamalılar. İtikafa giren kimse camide yer, içer uyur. Bunlar için camiden dışarı çıkamaz, çıkarsa itikafı bozulur. Tuvalete gitmek, abdest almak ve gerektiğinde gusletmek için camiden dışarı çıkabilir. İtikafa giren kimse bu süre içerisinde kendisini dünya işlerinden ayırarak Allah'a yönelir, ibadetle meşgul olur, Kur'an okur, tefekkür eder, zikir yapar, tevbe ve istiğfarda bulunur. İtikafta iken cinsi münasebette bulunmak itikafı bozar. Fakat rüyada ihtilam olmak itikafa mani değildir (bkz. İbrahim Paçacı, Dini kavramlar Sözlüğü, İstanbul 2009).

Allah Teala insanı en güzel surette yarattığını bildirmektedir (Tîn, 4). En güzel surette yaratılan bir varlığın, bu güzelliği koruması gerekir. İbadetlerle birlikte her türlü amel-i salihânın emredilmesinin ve bütün fahşâ ve münkerin nehyedilmesinin hikmetlerinden birisi, insanın bu güzelliğini korumasına destek sağlamaktır. Aksi takdirde o güzeller güzeli varlığın "aşağıların aşağısına çevrilme" (Tîn, 5) tehlikesi vardır ve bu tehlike her an kapıda hazır vaziyette beklemektedir. Bu sebeple Kur'an ve Sünnet insanı her an bu tehlikeye karşı uyarmış, nasıl tedbir alacağının da yollarını göstermiştir. Allah Rasulü'nün (sav) hayatı zaten bunun en büyük örneğidir. Ramazan ayının manevi atmosferi içerisinde oruçla, Kur'an tilavetiyle, beş vakit namaza ilaveten teravih namazıyla, zekatla, fitreyle, hayır hasenatla iyice kıvama getirilmiş olan Müslüman, adeta "i'tikaf"a girerek yaratılış güzelliğini muhafaza etme niyet ve fiilini zirveye taşımaktadır. Modernizmin çirkinleştirdiği ve köleleştirdiği insan büyük paralar vererek güzellik salonlarında iç dünyalarını hiç hesaba katmadan dış dünyalarını güzelleştirmeye çalışa dursunlar, i'tikafa giren Müslüman, dünyaya kölelikten Rabbine kulluğa koşmakta, Yaradan'ın verdiği dış görünüşünden razı, iç dünyasının güzelliğini muhafaza etme ve daha da güzelleştirme gayreti içerisine girmektedir vesselam.