Ramazan Kıraat ilminin Hızırı Mehmet Rüştü Aşıkkutlu
  • İMSAK 00:00
  • GÜNEŞ 00:00
  • ÖĞLE 00:00
  • İKİNDİ 00:00
  • AKŞAM 00:00
  • YATSI 00:00
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
İMSAKİYE 2021 - İSTANBUL

Kıraat ilminin Hızır’ı: Mehmet Rüştü Aşıkkutlu

Gönlünde asırları kuşanmış merhamet adlı bir çınar besleyen, Peygamber efendimiz’in (s.a.v) “Merhametlilere Rahman merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin!” hadisi şerifini en iyi şekilde idrak eden, bu merhameti rikkat dolu kalbinde coşkun akarsular gibi her dem yeniden tazeleyen, bütün yaratılmışlara merhamet nazarıyla bakmayı şiar edinen bir insandır Mehmet Rüştü Aşıkkutlu.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
Kıraat ilminin Hızır’ı: Mehmet Rüştü Aşıkkutlu
Mehmet Rüştü Aşıkkutlu, (ortadaki) merhamet abidesi olarak anılıyor.

“Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır”

Sezai Karakoç

Gönlünde asırları kuşanmış merhamet adlı bir çınar besleyen, Peygamber efendimiz’in (s.a.v) “Merhametlilere Rahman merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin!” (Tirmizi, Birr ve Sıla, 16; Buhârl, Edeb, 13) hadisi şerifini en iyi şekilde idrak eden, bu merhameti rikkat dolu kalbinde coşkun akarsular gibi her dem yeniden tazeleyen, bütün yaratılmışlara merhamet nazarıyla bakmayı şiar edinen bir insandır Mehmet Rüştü Aşıkkutlu.

Son devrin en büyük kıraat alimlerinden biri dünyaya geliyor...

Mehmet Rüştü Aşıkkutlu eski adı Çifaruksa olan Trabzon’un Of ilçesine bağlı Uğurlu kasabasında 1901 yılında Ahmed Cemaleddin Efendi ve Hanife Hanım’ın mahdumları olarak dünyaya gelir. İlk eğitimini öğretmen olan babası Ahmed Cemaleddin Aşıkkutlu’dan alır. Hafızlığını köyün hocalarından Hafız Tahir Efendi’den tamamlar.

Müderris Bakkalzade İsmail Efendi’den Arapça dersleri almaya başlar. İsmail Efendi’den Feraiz ilmini öğrenir. İlk beş yılını Tahir Efendi (Çalıkzade), son iki yılını ise Dursun Nuri Feyzi Güven’den olmak üzere Arapça tahsilini yedi yılda tamamlar. İmtihanla Çifaruksa Medresesi’nin dördüncü sınıfına kaydolur. 3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile birlikte medreseler lağvedilir. Medreselerin kapatılmasıyla bir müddet daha Dursun Feyzi Efendi’den ders okur.

İlim için hicret vakti

Artık Mehmet Rüştü Aşıkkutlu için ilim tahsili bulunduğu yer ve dönemin şartları itibariyle zor bir hale gelir. O zamanlar bölgede kıraat ilmi okuyabileceği bir hoca bulunmadığı için İstanbul’a gider. İstanbul’da reisülkurra Serezli Hacı Hafız Ahmet Şükrü Efendi’den kıraat dersleri almaya başlar. Eğitimini, hocasının vefatı üzerine İsmail Hakkı Bayrı’dan tamamlar.

Varnalızade Hafız Ahmed Efendi’den, yazıldığı andan günümüze kadar ilm-i kıraat alanında en önemli eserlerden biri olan, ilm-i kıraat hoca ve talebeleri tarafından büyük bir rağbetle okunup ezberlenen, kıraat ilminin zirve eseri olarak kabul edilen İbnü’l-Cezeri’nin Teyyibetü’n-neşr fi’l-kıraati’l-aşr adlı eserini okur. Bugün kayıtları İstanbul Yavuz Sultan Selim Camii’nde bulunan icazetnamelerini, imtihanlarını vererek almaya hak kazanır ve silsile-i hafızan’a dahil olur.

Mehmet Rüştü Aşıkkutlu ilim tahsiline karşı büyük bir iştiyak duymakla birlikte çok keskin bir zeka ve kavrayış yeteneğine sahiptir. Kıraat eğitimini bitirip icazet aldığı vakit hocası zeki ve çalışkanlığını izhar etmek üzere; “Mehmet Hoca’yı yolladık. Allah onun gibi talebeleri bize göndersin” der.

Dönemin önemli simalarından, kırk yıl boyunca kurduğu medresede yüzlerce öğrenci yetiştiren, asıl adı İbrahim Hakkı olmasına karşın Hacı Ferşat Efendi namıyla tatınan bu büyük ilim adamının Mehmet Rüştü Aşıkkutlu’nun zekasına nispetle söylediği şu söz ise onun ilme ne kadar yatkın olduğunu açıkça ifade eder; “eğer medreseler kapatılmasaydı Ahmet Cemalleddin’in büyük oğlu Mehmet Rüştü’nün önünde durulamazdı.

Memlekete avdet

Mehmet Rüştü Aşıkkutlu köyünde öğrendiği bilgileri ilmin başkenti İstanbul’da okuduğu dersler, aldığı eğitimlerle taçlandırdıktan sonra köyüne, Uğurlu’ya döner ve Kur’an eğitimleri vermeye başlar. İmam-hatiplik görevine resmi olarak 1932 yılında Uğurlu Kasabası Merkez Camii’nde başlar.

Resmi olarak imamet görevine devam ederken bir yandan da talebelere kıraat, fıkıh ve arapça okutur. Kur’an öğretmek için

Atatürk’ten alınan izin

Dönemin şartları gereği din eğitimi, Kur’an öğretimi ve eski ilmi faaliyetler çok kısıtlanmıştır. Öyle ki bu süreç içerisinde kıraat gibi bazı ilimlerimiz adeta unutulmanın, yok olmanın eşiğine gelmiştir. Bu konuyu Yaşar Akaslan “Türkiye’de Kıraat İlmi Eğitim-Öğretimi” başlıklı makalesinde şöyle aktarır;

“Ülkemizde kıraat eğitim-öğretimi, 3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile birlikte medreselerin ilgâsına kadar dâru’l-kurrâ denilen ihtisas merkezlerinde yapılırken, medreselerin kapanmasıyla resmî olarak kesintiye uğramıştır. Söz konusu tarih ve 429 sayılı kanunla Şer‘iyye ve Evkâf Vekâleti kaldırılarak yerine Diyanet İşleri Reisliği kurulmuştur. Dolayısıyla bu tarihten itibaren dâru’l-kurrâlar ve hâfızlık yapılan müesseseler işlevlerini,28 Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde, “yaygın din eğitimi” çerçevesinde ilgili eğitim kurumlarında yürütmeye devam etmektedir. Cumhuriyetin kuruluşundan 1968 yılına kadar kıraat ilmi, kurumsal seviyede tedris edilememiş ancak özverili üstâdların şahsî gayretleriyle okutulmuştur. Bu tarihe kadar kıraat ilmi eğitim-öğretiminin devlet eliyle yürütülmemesi ya da bu ilme ilgi duyanların teşvik edilmemesi gibi sebeplerle kıraat ilmini okuyup-okutanların sayısı gün geçtikçe azalarak neredeyse bu ilim yok olmaya yüz tutmuştur.”

Medreselerin kapatılmasıyla birlikte Türkiye’de Darulfünun’a bağlı 1 tane İlahiyat Fakültesi ve 29 adet İmam-Hatip okulu açılmıştır fakat sonraki yılarda bu okulların da öğrenci yetersizliği sebebiyle kapatılması üzerine din eğitiminin yürütüleceği resmi bir kurum kalmamıştır. O dönemde yalnızca Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde bulunan çok az sayıdaki Kur’an Kursu eğitim verebilmektedir.

Türkiye dini ilimler noktasında böylesine zorlu bir süreçten geçerken Mehmet Rüştü Aşıkkutlu, Kur’ani ilimlerine adeta can suyu olmuştur. Mehmet Rüştü Hoca köyünde imamlık yaparken talebelere Kur’an okutmaya da başlar ama devlet baskısından dolayı eğitimlerin yürümeyeceğini anlar. Hazırlık yapar, yolculuk Ankara’yadır. Mehmet Rüştü Hoca, zeki olduğu kadar üstün bir ikna kabiliyetini de haizdir. Kur’an hizmeti için çıktığı yolda kapılar ardına kadar açılır ve Mehmet Rüştü Aşıkkutlu Atatürk ile görüşme imkanı bulur. Mehmet Rüştü Hoca bu görüşmeden bizzat Atatürk tarafından verilmiş şifahi bir izinle çıkar. Mehmet Rüştü Aşıkkutlu memleketine döner ve 1932 yılında Kur’an Kursu’nu açar.

Koca bir Kur’an kursu haline gelen kasaba: Uğurlu

Mehmet Rüştü Aşıkkutlu’nun emek ve gayretlerine şahit olan köy halkı da ona destek olur ve bir talebenin daha yetişebilmesi için topyekün bir mücadele başlar. Uğurlu beldesinde sekiz tane camii bulunur. Cihan harbinden çıkmış Türkiye, yeni yeni toparlanmaya çalışan halk yoklukla mücadele etmektedir. Dönemin imkansızlıkları bütün bir Uğurlu kasabasının tek yürek olmasıyla aşılmıştır. Kur’an öğrenmek için, hafızlık, kıraat, arapça, fıkıh dersleri almak için Uğurlu kasabasına gelen öğrencilerin başlıca problemi barınmadır. Talebelerin bir kısmı kasabada bulunan sekiz caminin her birinde üçer, beşer kişilik gruplar halinde kalırlar. Mehmet Rüştü hocanın evinde üç-beş talebe kalır, geri kalan öğrencilerse köylünün evinde ikişer, üçer kişi misafir edilir.. Mehmet Rüştü Aşıkkutlu’nun Kur’an aşkı bütün köylüye tesir etmiştir. Bütün talebeleri bağırlarına basarak, onların barınma, yeme içme vesair ihtiyaçlarını seve seve karşılarlar.

Zorlanmasaydın iki çuval gelecekti...

İkinici Dünya Savaşı zamanlarında bütün Türkiye’de ciddi bir kıtlık baş gösterir. Uğurlu kasabası de bu kıtlıktan etkilenmiş Mehmet Rüştü Aşıkkutlu bazı talebelerini kıtlıktan dolayı evlerine göndermiştir. Çok zeki olan bazı öğrencilerini ise barınma ve yeme-içmelerini bizzat karşılamak üzere göndermemiş, köyde eğitimlerine devam etmiştir. Bütün bir ülke sathında yaşanan o zor günlerden birinde öğrencilerden bir tanesi mutadları olduğu halde hocanın evine öğlen yemeğini alıp arkadaşlarıyla beraberce yemek üzere almaya gelir. Hocanın komşularından bir kadın talebenin yemek almak için geldiğini görünce öğrencinin ardından gelir ve Aşıkkutlu’ya “Benim çocuklarım evde açken sen mahalleden yemek çıkaramazsın” diye çıkışır. Hoca bu hareket üzerine biraz düşünceye daldıktan sonra hanımına seslenerek un çuvalını getirmesini ve komşuya vermesini söyler. Hanımı kıtlık günlerinde başka yiyecekleri olmadığı için verme taraftarı değildir fakat hocanın ricasıyla çuvalda kalan unun yarısını komşuya verir. Unu alan komşunun evden çıkmasıyla birlikte kapıda biri belirir ve hocaya bir kağıt uzatır. Kağıtta, Bafra’dan bir öğrencisinin kendisine 1 çuval un gönderdiği, unun Kağıt Taşhanpazarı’ndaki Mustafa Bayram isimli zatın dükkanında bulunduğu, dilediği zaman alabileceği yazmaktadır. Kağıdı okuduktan sonra Mehmet Rüştü Hoca hanımına; “vermekte biraz zorlandın bir çuval geldi. Eğer zorlanmasaydın belki de iki çuval gelecekti” der.

Merhamet abidesi bir hoca

Mehmet Rüştü Aşıkkutlu, birinci mısraı Yahya Kemal’e, ikinci mısraı ise Süleyman Nazif’e ait olan şu beyitte ifade edildiği gibi “Hezâr gıbta o devr-i kadîm efendisine, Ne kendi kimseye benzer ne kimse kendisine” benzersiz bir zattır. Öğrencilerine daima şefkatle yaklaşır, kimsenin gönlünü kırmaz. Her talebenin durumuna, seviyesine, algılama biçimine göre ayrı yöntemler uygular, her birinin en iyi öğrenebileceği şekliyle eğitimlerini ferdi olarak verir. Ders vermekten, talebe dinlemekten bir an olsun usanmaz, yorulmaz bilakis öğrenci dinlemediği günleri fuzuli geçirilmiş addeder. Anlamadığı için hiçbir öğrencisine darılmaz, rencide etmez. Mehmet Rüştü Hoca, yoksul talebelerine harçlık verir, ihtiyaçlarını giderir, bir baba gibi her şeylerini gözetir.

Kendisinden henüz ders okumaya başlayan talebesine ilgi, alaka, yakınlık gösterir ortama ve kendisine alışması için elinden geleni yapar. Her talebeyi bir ay süren bir deneme sürecinden geçirir hafızlık yapabilecek durumda olanları alır okutur. Her ne iş yaparsa yapsın, küçücük bir öğrencisiyle bile konuşurken asla tahkir edici, kırıcı cümleler sarfetmez daima incelik gösterir. Zarafeti ile her şeyi, kırmadan, dökmeden, incitmeden halleder. Mehmet Rüştü Aşıkkutlu, Eğitim konusunda başarılı olamayacağına kani olduğu çocuğun velisine lisanı münasip ile mektup yazar ve çocuğun eğitim değil de bir iş sahasında değerlendirilmesinin kendisi için daha faydalı olabileceğini ifade ederek veliye bu noktada rehberlik eder, yol gösterir.

Öğrencilerini asla dövmez, onlara hakaret etmez bir hata yaptıklarında yalnızca vicdanlarıyla başbaşa kalmalarını ister. Yaramazlık yapan, dersine çalışmayan öğrencilerine “bak seni memleketine gönderirim, hareketlerine dikkat et” dediği zaman öğrenci utancından sanki yer yarılır da içine girer. Kavga edenler olduğu zaman “siz Kur’an okuyorsunuz bu size yakışır mı? Haydi sarılın birbirinize” diyerek öğrencilerini barıştırırken kalkar kendisi de onlara sarılır. Çalışmayan talebeye “baban seni okutmam için gönderdi ama sen tembellik yapıyorsun” dediği zaman aslında ona en büyük cezayı vermektedir.

Artık hoca olan eski talebeleri kendisine “hocam biz dayak atmadan bu işi beceremiyoruz. Siz nasıl yapıyorsunuz?” diye sorduklarında “Size gelen öğrenci babasının zoruyla geliyor. Halbuki bize gelen talebe kendi isteğiyle geliyor. Onun için problem olmuyor.” cevabını verir.

Mehmet Rüştü Aşıkkutlu’nun merhametini ifade sadedinde Nurettin Yıldız’ın aktardığı şu hadise çok mühimdir;

“Mehmet Rüştü Aşıkkutlu’nun talebelerinden İhsan Efendi’den bizzat, oturmuş Harem-i Şerif’te yatsı namazını beklerken muhabbetimiz esnasında dinledim. Ona medreselerimiz, Kur’an kurslarımız üzerine bir takım sorular sordum. Aşıkkutlu’da hangi yaşlarda okudunuz dedim. “Ben 17 yaşındaydım” dedi. Kaç sene okudun dedim şu kadar sene dedi 20 küsur yaşlarına kadar okumuş evlilik çağında adam. Sizi dövdü mü hiç diye sordum. “Bu ne biçim soru” dedi. 5 sene yanında kalmışsın dövdü mü seni diye soruyorum. Durdu, durdu “burada hocama bir hatim okuyacağına söz ver sana bir hikaye anlatıyım” dedi. On hatim de okurum Mekke’de oturuyorum zaten dedim.

“Bir Ramazan günü hocaefendi bir ağacın altında iftarı bekliyor. Biz de gençler olarak iftarı bekliyoruz. Ahmet Vanlıoğlu ile ağaçtan ağaca sıçrama oyunu oynuyoruz...”

Ahmet Vanlıoğlu, İhsan Efendi’yi ağaçların üzerinde kovalıyor. Ahmet Vanlıoğlu geliyor diye İhsan Hoca ağaca tam tutunamamış, tutunamayınca ağacın en tepesinden aşağı kadar dalları kıra kıra düşmüş yere. 17 yaşında 50-60 kiloluk bir yük. Ağaçtan düşmüş. Hocaefendinin aşağıda tespih çektiği ağaçmış meğer. Hoca efendinin üzerine düşmüş. Hoca da İhsan Efendi de bayılmış. “Hoca öldü” diye bağırmış biri. Köylüler gelmiş su dökmüşler falan iftarı bekleyeme başlamışlar. İhsan Efendi de ayılmış göz ucuyla bakmış ki Hocaefendi kan revan içinde. Dedim ki içimden diyor “ya rabbi bu köylülerden biri sinirlensin beni tabancasını çıkarıp vursun kurtulayım şimdi.” Hocaefendi dövecek, köylüler dövecek ilk kurşunla öleyim kurtulayım diye düşünmüş. Bayıldı numarası yapıp bekliyormuş orada. Ezan okunup iftar edince Hocaefendi “ne oldu bana” demiş. Demişler ki “İhsan ağaçtan üzerine düştü.” Dönmüş bakmış ve “İhsan, şamarı hakettin” demiş. “Yüzlerce talebesi içinde hayatı boyunca en ağır hakareti işitmiş olan talebesi oldum böylece” dedi... “Tokat vurmadı ama ölümcül bir sözdü bu.” Ben İhsan Efendi’ye; “ben dayak sordum sana” dedim “bu kadar hatırlıyorum. Hocamız Kur’an merhametiyle dolu bir hocaydı evinde pişirir bizi doyururdu, hastamızla ilgilenirdi...” daha sonra İhsan Hocaefendi beni rahat dedi ve o günlerini hatırladığı için gitti öyle tavafta kayboldu.”

Kendisine öğrencilerine neden hiç dayak atmadığını soranlara, “ben dayak hocası değilim. Allah benim sinir damarlarımı almıştır.” diye cevap verir. Mehmet Rüştü Aşıkkutlu yaptığı her işi son derece ciddi, özverili ve gönülden yapar. Bunun en büyük delillerinden biri Dönemin Of ilçe müftüsü Celal Şişman’ın hazırladığı şu rapordur;

1. “Kurs güzel çalışmaktta ve talebelerin her çeşit ihtiyacı mahallen tedarik edilmektedir.

2. Kurs öğretmeni Mehmet Rüştü, talebelerin ayro ayro durumlarını tetkit etmekte olduğunu memnuniyetle gördüm.

3. Titizlikle talebe kayıtları üzerinde yapılan incelemeler neticesinde ilköğretim çağındaki çocukların talebe arasında mevcudunun bulunmamış olduğunu.

4. Öğretmen Mehmet Rüştü Aşıkkutlu talebelerin okumasından başka bir işle iştigal etmeyerek daima camisinin kapısını açık tutmakta ve mesaisini bu yolda sarf etmekte olduğunu da memnuniyetle müşahade ettim.”

Yüzlerce öğrenci yetiştiren koca bir çınar

Mehmet Rüştü Aşıkkutu anısına düzenlenen 2. Kur’an ve Kıraati Sempozyumu’nda Halk Nezdinde Mehmet Rüştü Aşıkkutlu başlığıyla sunduğu tebliğinde Mehmet Günaydın şunları söylüyor;

İsmail Cömert’in Aşıkkutlu hocanın ahlakı" ile iligi anısını aktarmayı gerekli görüyoruz.

“1974 yılında Diyanet İşleri Başkanlıkca açılan aşere-takrip kursunda Aşıkkutlu hocanın öğrencisi olmuştuk. Türkiye’nin her tarafından hocayı ziyaret etmeye gelenler olurdu. Özellikle Karadeniz’den gelenler çok olurdu. Ziyaretine gelen bir Karadenizli bana şunları söyledi: “Cenab-ı Allah altı kilogram ahlak yarattı. Bu ahlakın üç kilogramını verdi Aşıkkutlu hocaya. Geri kalan üç kilogram ahlakı da dağıttı bütün karadenizlilere.” Bu sözüyle hocanın ahlak yapısının üstün olduğunu beyan etmek istiyordu. Hakikaten Hoca, üstün bir ahlak sahibi idi. Sanki Kur’an ahlakı ile mütehallik idi.

"Köylüsü Cevat Yalçınkaya’nın Aşıkkutlu ile ilgili şu sözlerini anlamlı buluyoruz:

“Çocukluğumda bana hiçbir büyüğüm hocaya saygı göster diye bir telkinde bulunmamıştır. Uzaktan geldiğini gördüğümüzde hemen ayağa kalkardık. Bizzat kendisi bize selam verirdi. Bir komutanın karşısında asker nasıl duruyorsa biz de öyle dururduk. Ama bu ona olan saygıdan mı yoksa onun imanından mı kaynaklanıyordu onu siz takdir edin.”

Mehmet Rüştü Aşıkkutlu siyasetle hiç ilgilenmez. Hiç kimse onun hangi partiye oy verdiğini bilmez. Köylü Hoca’nın kardeşine defalarca sormalarına karşın “ben bilsem ben de o partiye oy vereceğim ama bana da söylemiyor.” cevabını alır. Her grup hocayı kendisinden sayar, kendi siyasi görüşünden zanneder. Mehmet Rüştü hocanın hiç şüphesiz siyasetle arasına bu kadar keskin bir çizgi koymasının sebebi insanlarla arasında kamplaşma olmasın, hafızlar, Kur’an eğitimleri zarar görmesin içindir. Onun tek derdi Kur’an’a hizmet etmektir. Makam, mevki, para, pul hiçbir şeyde gözü yoktur. Kendisine millet vekilliği teklif edenlere “Burada çocukları okutmak ve eğitmek ondan daha iyidir” şeklinde cevap verir.

Köyünde herkesin derdiyle dertlenir, ihtilaflı toprak bölüşmesi konularında toplumun güvendiği ve hakem bildiği insanlardan biri haline gelir. Toplum yararına yapılacak işlerde en ön safta canla başla çalışır. Kimseyi boş çevirmez, kötü söz söylemez. Kanunlara uyulması gerektiğini söyler, vefat edenlerin cenaze namazlarına mümkün mertebe katılır, cenaze namazını kıldırır ve Kur’an-ı Kerim okur bu işlerden asla maddi bir karşılık almaz. Aşıkkutlu toplumun ziyadesiyle itibar ettiği, sözüne güvenilen, hürmet ve tazimde kusur edilmeyen, bir şey yapmak istediğinde ise sonuna kadar desteklenen bir insandır.

Kur’an ve Kıraat ilminin büyük hizmetkarına veda

Mehmet Rüştü Aşıkkutlu 1976 yılında vaizlikten emekli olduktan sonra da ilmi çalışmalarını hiç bırakmaz ve kıraat alanında dersler vermeye devam eder. Aşıkkutlu’nun henüz basılmamış, vârislerinin elinde bulunan kıraat konusunda Aşere Kaideleri, Takrîb Kaideleri, Tayyibe Tercümesi ve Tayyibe Şerhi adlı dört eseri vardır.

Büyük Kur’an hizmetkarı, ilm-i kıraatin unutulmaya yüz tuttuğu bir zamanda, hızır gibi yetişip Türkiye’nin en önemli kurrahafızlarını yetiştiren Mehmet Rüştü Aşıkkutlu, 1980 yılında rahatsızlanır ve tedavi için Trabzon’dan İstanbul’a giderken 28 Ağustos’ta uçakta hakkın rahmetine kavuşur. Cenaze namazını Mahmud Ustaosmanoğlu kıldırır. Uğurlu Kasabası Merkez Camii yanına defnedilir.

Vefatının ardından M. Ruhi Şirin şu şiiri kaleme alır;

Güllerin Seferinde

H. M. Rüştü Aşıkkutlu’ya

Bir beyaz gündüzden beyaz geceye
Mavi kundağında son seferindi.
Bir yıldız süzüldü çok uzaklara
Aşkının ırmağı sessizce dindi.
İkinci doğumlar bir yeni dünya
Böyle vedalaşmak hakkı senindi.
Durmadan çalışır dünyanın kalbi
Aşkınla korlaşan yürek serindi.
Bir yeşil çiçektir büyür kabrinde
Gölgesinde kalan toprak sevindi.
Bir söz vardı bitmek tükenmez bir söz
Aramızda kalan çiçeklerindi.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.