Başbakan Davutoğlu'nun ev sahipliğinde bir kez daha bir araya gelen Akil İnsanlar Heyeti'nden Avukat Mehmet Uçum, toplantının nasıl bir anlam taşıdığını anlattı. Uçum, Kobani bahanesiyle çıkan olaylarda yapılmak istenenin 'bir Kürt iç savaşı çıkarmak' olduğunu, ama başarılamadığını, olaylarda dış öznelerin payının olduğunu söyledi.
Önemsediğim bir toplantı çağrısıydı. Çünkü bu davet, toplumun Çözüm Sürecine yeniden davet edilmesiydi. Akil İnsanlar Heyeti'ne hak ettiğinin üstünde bir anlam yüklediğim için değil, bu heyetin simgesel anlamından ötürü bu kanaatteyim. Bu heyet, dönemin Başbakanı olan Sayın Cumhurbaşkanı'nın davetiyle oluştuğu günden bu yana bir temsil ilişkisi oluşturdu. Bu temsil ilişkisi, devletle değil, toplumla kurulmuş bir ilişkiydi. Bu, toplumun devreye girmesi demek.
Herkesin mutabık kaldığı husus, sivil iradenin devam ettirilmesi oldu. Ayrıca, Öcalan'ın görüşme çeşitliliği, kamuoyuyla doğrudan temas edebilmesi önerilerden birisiydi. Yine, bir sivil yapının partilerle, Kandil ile, Avrupa ile görüşebilmesi önerildi. Silahlı unsurların yurtdışına çıkması ve geri dönüş süreçlerini izleyecek bir sivil izleme kurulunun kurulması da gündeme geldi. Üçüncü Gözün, yani sivil iradenin olabilmesi önerisi de gündemdeydi. Danışmanlık fonksiyonu olan bir arabuluculuk faaliyeti önerimiz oldu.
Başbakan Davutoğlu'nun genel anlamda tutumu pozitif. Başbakan şu an önceliğin kamu düzeni olduğunu, bu sağlandıktan sonra önerilerin ele alınabileceğini belirtti. 6-8 Ekim olayları, çatışma alanları olduğunu gösterdi. Siyasi ve hukuki olarak bu sürecin yürümesi için, düzen ve güvenin tesis edilmesi gerekiyor. Örneğin, örgütün gölge devlet otoritesi görüntüsü vermeyi bırakması gerekir.
Bu sürecin çeşitli aşamaları var. İlk aşama, kalıcı çatışmasızlıktı. 21 aydır bu çatışmasızlık hâli devam ediyor. İkinci aşama, silahlı unsurların sınır dışına çıkarılmasıydı. Bu konuda istenen düzeye gelinemedi. Ama 2015 baharında bunun tamamlanması mümkün. Bir diğer husus da, geri dönüşler. Yaklaşık 2 milyon insandan söz ediliyor. Herkes dönüp yerleşmeyebilir. Ama en azından dönüş şartlarını sağlamak, bu dönüşlerin hukukunu oluşturmak gerekir. Bir diğer başlık da, sürecin hukukî çerçevesinin oluşturulmasıydı. Bu yasal çerçeve de oluşturuldu. Böylece devlet, Çözüm Süreci'nin öznesi ve yürütücüsü oldu.
Projenin yerli olması, inisiyatifin bizde olduğu anlamına gelir. Bu sürecin başarılı olması, dış aktörlerin elinden bu sorunu alacaktır. O yüzden dış özneler, bu sorunun bitmesini istemeyecektir. Son Kobani olaylarında dış öznelerin de payı var. Bunun yanında, Kobani'deki olaylara dikkat çekmek isteyenlerin talebi ile süreci akamete uğratmak isteyenlerin çabası iç içe geçti.
Tamamen toplumsal çatışma, bir Kürt iç savaşı, Türk-Kürt kavgası yaratmaya dönük bir projeksiyon vardı. Bu başarılamadı.
Ağır tahrik, hukukta var olan bir şey. Fakat cezadan kurtulamazsınız. Üstelik burada ağır tahrik yoktur. Empati çağrısı yapanlar, o eylemleri yapanları hoş görmeye çağırıyorlar. Bu ne ahlaka, ne hukuka, ne de vicdana sığar.
Kürtler, geçen çatışmasız dönemde Çözüm Sürecinin olumlu yanlarını sindirerek yaşadı. İktisadî, sosyal ilerlemeler var. Türkiye toplumu, bu sürecin çıkarına olduğunu anladı. Buna Kürtler de dahil.
Bu siyasi karardır. Öncelikle yetki, Çözüm Süreci Kurulu bu işin çerçevesini belirlemeli. Muhatap olmaları bakımından Öcalan, Kandil gibi öznelerle bu hususlar ele alınmalı.
Sayın Başbakanda ben bu iradeyi gördüm.
Gezi, açıkça Çözüm Sürecini hedef almasa da, hedef bu süreçti. Orada, Öcalan'ın da sağlıklı yönlendirmesiyle BDP'liler bu olaydan uzak durdu. 6-8 Ekim olaylarında ise, Kobani ile Çözüm Süreci arasında bir bağ kurularak sürece zarar verilmek istendi. Gezi ile Kobani olayları arasında bir önemli fark da, Gezi olaylarının toplumsal tarafı olmasına rağmen Kobani olaylarında bunun olmamasıdır. Gezi, gerici bir olayken; Kobani olayları militandır.
Hayır, başaramadı. Süreç testten başarıyla geçti. Rojava üzerinden 'Ne mutlu PKK'li Kürdüm' diyen bir ulus yaratma hevesine giren bir grup oldu. Bu diğer Kürtleri dışlayan bir ideolojik görüştür ve gericidir. Halkta da karşılığı yoktur. 6-8 Ekim olaylarına katılanların sayısı 120 bin. HDP tabanı göz önüne alındığında katılım çok düşük.
PKK'da, KCK'da ve HDP'de farklı kökler var, Avrupa var ve elbette Öcalan var. Orada birden çok kanat var, fakat bu işin merkezi aklı Öcalan. O da, demokratik siyaseti tek ve meşru araç olarak gördüğünü ilan etti. Bunun gerçekleştirilmesinin tek yolu da, illegal eylemlerin son bulması. Devletin toplumsal düzen için tedbirler alması kaçınılmaz. Sayın Davutoğlu'nun bahsettiği de bu.
Türkiye'nin siyasi geleneği icabı, 'kamu düzeni' denilince, devlet otoritesinin güçlenmesi akla geliyor. Fakat Sayın Başbakan'ın sözünü ettiği durum, sürecin ilerlemesi için gereken bir zorunluluk. Kamu düzeninin varlığı, uygun adımların atılması için psikolojik zemini hazırlayacaktır. PKK'nin ikili devlet pratiği, sürece katkı sağlamaz.






