Şunu da çok iyi bilmekteyim ki onu bu ülkeye davet ederken kendisinin gerçekte kim olduğu,
,
,
ve nihayet
'larda Avrupa'ya kan kusturan
hakkında ne düşündüğü üzerine en küçük bir fikri bile olmayan düzinelerce anlı şanlı bürokrat, pek ilerici münevverler ve kültür-sanat insanları, gerçeği ancak yapılan o hararetli tartışmalar sırasında öğrenebildiler. Fakat, elbette ki
demek yürek isteyen bir iş. O yürek de
olarak ancak bizim gibi ince hesapları olmayan adamlarda bulunur; hata yaptığımızda hiç gocunmadan, rahatça
deriz. Buna karşılık,
olayı ise kesinlikle bir hata değil, tam aksine aklıma geldikçe o günlerdeki bireysel direnişimle, mücadelemle hâlâ gurur duyduğum çok net bir zaferdi. Bu sütunlardaki yazılardan başlayıp saygın yönetmen
'nun, oradan da Kültür Bakanı
'ın protestolarına uzanan tepki zinciri, bütün bunların sonucunda da mezkur kişinin ağzından köpükler saçarak, havalimanında önüne gelene hakaretler savurarak ülkemden defolup gitmesi,
'yi -sanatçı kimlikli soytarılara kucak açmayan kararlı tavrıyla- yeryüzünün en itibarlı ülkelerinden birine dönüştürmüştür. Bu noktada, Fransız sinemacılarının
'ya ayılıp bayılması ve onu zırt pırt çeşitli jürilere başkan yapması ne herhangi bir anlam taşır, ne de saygıya değer bir tutumdur.
Fransızlar'ın tarihin hangi döneminde “adalet”in yanında yer aldıkları görülmüş ki Kusturica'ya da gereken karşılığı versinler?