
İstanbul Ticaret Odası Meclis Başkanı Erhan Erken, Erhan Erken, İstanbul’un köklü tarihine ışık tutan açıklamalarında, Yedikule Hisarı’nın adının kökenini ve tarihsel dönüşümünü anlattı.
ALTIN KAPI’DAN YEDİKULE’YE UZANAN HİKAYE
Bu kapı, yalnızca bir giriş noktası değil, aynı zamanda Roma’ya uzanan Via Egnatia’nın başlangıcıydı. Şehre girildiğinde ise yol, kentin ana hattı olan Mese üzerinden Ayasofya önlerine kadar ulaşıyordu.
FETİHLE BİRLİKTE YEDİ KULEYE TAMAMLANDI
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethinin ardından yapıya üç kule daha ekleterek hisarı yedi kuleye tamamladı. Surlarla güçlendirilen yapı, Osmanlı döneminde garnizon olarak kullanıldı ve Hazine-i Hümayun buraya taşındı.
ZAFERİN VE HÜZNÜN BULUŞTUĞU YER
Yedikule Hisarı, yalnızca askeri bir yapı olarak değil, aynı zamanda fethin ruhunu taşıyan bir mekân olarak öne çıktı. İçindeki Fetih Mescidi ve benzer yapılar, İstanbul’un yeni kimliğinin simgeleri arasında yer aldı. Zamanla işlevi değişen hisar, bir dönem devlet adamları ve elçilerin tutulduğu bir hapishaneye dönüştü. En çarpıcı olaylardan biri ise 1622 yılında II. Osman’ın burada şehit edilmesi oldu.
GÜNÜMÜZE UZANAN TARİHİ MİRAS
Sonraki yıllarda baruthane olarak kullanılan ve içine yerleşim alanları kurulan Yedikule, Cumhuriyet döneminde müze statüsü kazandı. Günümüzde ise yapılan restorasyon çalışmalarıyla tarihi dokusu yeniden ayağa kaldırılmaya çalışılıyor. Yedikule, Bizans’tan Osmanlı’ya, oradan günümüze uzanan hikâyesiyle İstanbul’un hafızasında zaferi, hüznü ve yeniden doğuşu bir arada barındıran sessiz bir tanık olarak varlığını sürdürüyor.






