Muhbir vatandaşlar cumhuriyeti..

00:0016/03/2010, Salı
G: 3/09/2019, Salı
Abdullah Muradoğlu

Erzincan''da yürütülen “Ergenekon” davasına ilişkin dosyanın eklerinde 329 adet sivil muhbirin açık kimlikleri yer almış.Listede neredeyse her meslekten muhbir var.Şaşırmadım, muhbirler arasında muhabirler de varmış.Zaten “muhbir” ile “muhabir” arasında görev benzerliği olduğunu düşünen meslektaşlarımız da var.Bunlardan bazıları arasında “sen maaş alıyorsun, ben gönüllü yapıyorum, ne haaberrr” kabilinden tartışmalar bile yaşanmış.Türkiye''de muhbir kullanan sadece jandarma değil..Sadece Erzincan

Erzincan''da yürütülen “Ergenekon” davasına ilişkin dosyanın eklerinde 329 adet sivil muhbirin açık kimlikleri yer almış.

Listede neredeyse her meslekten muhbir var.

Şaşırmadım, muhbirler arasında muhabirler de varmış.

Zaten “muhbir” ile “muhabir” arasında görev benzerliği olduğunu düşünen meslektaşlarımız da var.

Bunlardan bazıları arasında “sen maaş alıyorsun, ben gönüllü yapıyorum, ne haaberrr” kabilinden tartışmalar bile yaşanmış.

Türkiye''de muhbir kullanan sadece jandarma değil..

Sadece Erzincan gibi küçük bir ilimizde ve sadece Jandarmaya bilgi veren “329 muhbir” bulunduğuna göre, ülkemizdeki sivil muhbir vatandaşlarımızın onbinlerce mi, yüzbinlerce mi olduğunu artık siz hesap edin.

Neyin içinde yaşıyormuşuz da haberimiz yokmuş ey dostlar.

Tabii bu değerli muhbirlerimizin her zaman doğru bilgi verdiklerini düşünmek yanlış olur.

Mesela 1930''larda Sabahattin Ali''nin bir dost meclisinde okuduğu bir şiirin yine bir gazeteci tarafından allanarak pullanarak ihbar edilmesi yüzünden ne ezalar ne cefalar çektiğini genç kuşaklar bilmezler.

Sabahattin Ali önce öğretmenlik mesleğinden çıkarılır, iki yıl da hapis cezası alır.

Zaten bir daha da belini doğrultamamış Sabahattin Ali ve 1947''de katledilmesine doğru emin adımlarla ilerlemiş.

***

Örnekler o kadar çok ki, hangisini anlatacaksın.

En iyisi ben size yakın zamanlarda bir meslektaşının ispiyonladığı gazeteci bir dostumun başına gelenleri anlatayım.

Muhabirlerden biri polise, arkadaşımızın kara parayı akladığını ihbar etmiş.

Polis de arkadaşımızı her yönden takibe almış ama elde ettikleri bilgiler aksi yönde çıkmış.

Adamcağız faturalarını bile zar zor savuşturuyormuş.

Polis, muhbirinden verdiği bilgileri tekrar araştırmasını isteyince gerçek ortaya çıkıveriyor.

Muhbir gazeteci ihbar ettiği gazetecinin aynı adı taşıyan bir başka kişi olduğunu bildiriyor.

Polis, oraya soruyor, buraya soruyor ama tabii olan-bitenlerden zavallı arkadaşımızın haberi yoktur.

Asıl kişinin Türkiye''de değil bir başka ülkede yaşadığını ve yazılarını da internet aracılığıyla gönderdiğini de öğreniyor polis.

Bizim arkadaşın dosyası böylece kapanıyor.

Aradan aylar geçiyor ve bir vesileyle arkadaşımız ihbarı öğreniyor.

Araştırma yapan memurlardan birine, “Yahu, kara para aklamaktan değil de parayı neden bulamadığımı araştırsaydınız keşke” diyerek kahkahayı patlatıyor.

Kazasız belasız atlatılmış bir muhbirlik örneğidir bu.

Ya atlatılamayanlar?

Ya salak bir muhbirin beyinsizliğinin ürünü olan mağduriyetlere ne diyeceğiz?

***

Bir de tabii, meslektaşlarını karalamakla görevli gazeteciler de var.

Bunlara “ajan gazeteciler” diyorlar.

Sabah''ın eski genel yayın yönetmeni Ergun Babahan, Taraf''tan Neşe Düzel''in “Bu ajan gazeteciler ne yaparlar” sorusuna şöyle cevap vermiş:

“Karakter suikastı yaparlar. İstihbarat kurumları, onlara şu adamı yıpratın der ve onlar da yıpratırlar. Suçlayıcı ve çarpıtma haberleri ve yazılarıyla yıpratırlar.”

Onun da örnekleri çok biliyorsunuz..

Öyle bir şey söyle ki inandırıcı olsun!

CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, Erzurum''daki Başsavcı İlhan Cihaner davasının gizli tanığı “Munzur” ile yanında para dolu çantayla buluştuğu iddialarına verdiği yanıtı dinlediğimde bir an kendimi aptal gibi hissettim.

CNN TÜRK''e konuşan Ersin, “Konuştuğum o kişinin gizli tanık olduğunu bilmiyordum. Çantada da para değil pijama ve tıraş takımım vardı” demişti.

Evrak çantasında her zaman önemli dosyalar, para falan olacak diye bir kural yok bildiğim kadarıyla.

Pekala, çantada pijama da olabilir, traş takımı da, kime ne!

O çantada 80 milyar lira olduğu ve bu paranın “munzur” kod adlı gizli tanığa verildiği öne sürülüyor.

Burası yargıyı ilgilendiren bir konu, ona girmeyeceğim.

“80 bin TL iddiası nereden çıktı bilmiyorum. Benim Ziraat Bankası''na 20 bin TL borcum var. Dolayısıyla 80 bin TL parayı nereden bulayım” diye konuşmasına ise takmış durumdayım..

İşte kendimi aptal gibi hissettiğim sahne de tam bu noktada cerayan etti sevgili okurlar..

Sözkonusu buluşmanın hukuku ilgilendiren tarafları ayrı bir husus, ona girmeyeceğim.

Verdi, vermedi bilemem ama kimse Ahmet Ersin''in parayı cebinden ödediğini iddia etmiyor ki?

Ersin''in verdiği cevap, izleyenleri aptal yerine koymaktan başka bir sonuç doğurmuyor.

Keşke daha tatmin edici bir cevap verseydi..

Belki de o anda bundan daha tatmin edici bir cevap bulamamıştır.