
“Bugün” gazetesinde okudum, sıradışı yaşamıyla tanınan manken Tuğba Özay, meşhur Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa''nın torunuymuş.
“Baba tarafım Karadenizli''dir. Trabzon''da köklü bir ailedir. Dedem, Soyadı Kanunu çıktıktan sonra Baltacıoğulları''nı değiştiriyor, Özay soyadını alıyor” demiş.
Ne yalan söyleyeyim, bu haberi fantastik bir öykü okumuşum gibi geldi bana.
Arkadaşımın söylediğine göre bu haberi okuduktan sonra, “tıpkı bir film gibi” demişim.
Tuğba Özay''ın hapse girmesi gibi bir başka talihsizliğin de Baltacı Mehmet Paşa''nın başından geçmiş olması bu fantastik öyküyü zenginleştiriyor.
Paşa''nın Rus Çariçesi Katerina ile birlikte şu meşhur çadırda halvete çekildiği iddiasından söz etmiyorum.
1711''de “Prut savaşı”nda Baltacı Paşamız Rus ordusunu tümüyle imha edecek durumdayken, Katerina''nın çadır rüşvetinin hatırına barış imzaladığı rivayet olunmuştur.
Hepimiz bu “tarihi zina” olayını dinleyerek büyüdük..
“Baltacı Mehmet Paşa ve Katerina” isimli romanında Murat Sertoğlu, Katerina''nın “ahlaksız teklif”ini detaylandırarak anlatır mesela.
Rus Çarı “Deli Petro” güya Paşa''yı barışa ikna etmesi eşi Katerina''ya bakın ne demiş:
“Katerina… Sen, hakikaten çok kıymetli bir kadınsın. Ordunun çelik süngüleriyle halledemediği bir işi, kadınlık sihrinle halledeceksin”.
Ama ciddi tarihçiler bu iddiayı yemin billah kabul etmezler, çünkü Paşamız Katerina ile hiçbir zaman karşılaşmamıştır.
Zaten Paşamız bu ahlaksız teklife “evet” diyecek tiynette değildir.
“Sicill-i Osmani” müellifi “Mehmet Süreyya Efendi''ye göre bazı tarihçiler Deli Petro''nun esarete düşmekten kurtulmasını Paşamızın İsveç Kralı''na duyduğu hiddete ve Ruslardan aldığı rüşvete bağladıklarını aktarır.
Ve yine ciddi tarihçilere göre Paşa, kendi komutası altındaki yeniçerilerin bozgunculuk emaresi gösterdiğinden ötürü barış yapmaya yanaşmıştır.
Günahı boynuna, Prut Savaşı''ndan sonra çıkan bazı dedikodular üzerine görevinden azledilen Paşa''nın mal varlığı da müsadere edilmiş.
Talihsizlik derken kastettiğim olay bu.
Önce “Midilli”ye, sonra “Limni” adasına sürgün edilmiş ve burada vefat etmiş Paşa.
Osmancık''ta doğan Paşa''nın “Pakce Müezzin” lakabıyla anıldığı da belirtilir Sicil-i Osmani''de.
Bu lakap Paşa''ya pek güzel şekilde ezan okuduğu için verilmiş..
Belki Tuğba Özay bilmiyor olabilir ama Baltacı Mehmet Paşa''nın mahdumu “Baltacı-zade Mustafa Paşa” Enderun''dan yetişmiş, en son Lübnan Sayda''da valilik yaparken emekli edilmiş bir devlet adamıdır.
Mustafa Paşa 1760''ların ilk yarısında şimdi Yunanistan''da olan Dimotoka''da vefat etmiş.
Yani Tuğba Özay''ın iki dedesinin-hâlâ duruyorsalar tabii-kabirleri Yunanistan''da.
Benden bu kadar, şecerenin gerisini Tuğba Özay getirecektir nasıl olsa..
Belki de İtalyan eşiyle birlikte, dedelerinin kabirlerini arayıp bulmak için Limni ve Dimotoka''ya da yolunu düşürür.
“Tıpkı bir film gibi” değil mi arkadaşlar?
Kâbe''nin üzerinden kuşlar uçar mı uçmazlar mı tartışmasını izlemişsinizdir.
Rivayetler muhtelif, kimine göre uçar, kimine göre uçmaz.
Uçmaz diyenler, Kâbe''nin bir “manyetik alan” kapsamında olduğunu söylüyorlar.
Bu yüzden de kuşlar Kâbe''nin etrafında uçarlar ama manyetik dalga yaydığı için üzerinden uçamazlarmış..
Bildiğim bir tek şey var, o da Kâbe''yi yıkmak isteyen Yemen Kralı Ebrehe''nin ordusunun kuşların attığı küçücük taşlarla helak edilmesidir.
O kuşlar Kâbe''nin üzerinden uçmuşlar mıydı bilmiyorum ama “Mina” ile “Müzdelife” arasındaki bir vadide bu olayın gerçekleştiği rivayet edilir.
Peygamberimiz''in bu olayın meydana geldiği yıl doğduğu da söylenir.
İsteyen Kur''an-ı Kerim''de, bu olayı anlatan “Fil Sûresi”nin tefsirlerini okuyabilirler.
Kâbe''nin yakınlarında kuşları gösteren pekçok fotoğrafa rastladım ama bu türden bir tartışmaya daha önce şahit olmamıştım.
Durun, durun, şimdi hatırladım..
İnanamayacaksınız, gördüğüm bir resimde martılar uçuşuyordu Kâbe''nin üzerinde..
“Yahu Mekke''de deniz var mı ki martılar olsun” diyeceğinizi biliyorum.
Elbette Mekke''de deniz yoktu ama martıları Kâbe''ye getiren sanatçılarımız vardı.
Mistik temaları yoğun bir duygusallık ve soyut simgeci bir tarzla işleyen ressam Hülya Yazıcı Aktaş''ın enfes bir tablosundan söz ediyorum.
O tabloyu ilk gördüğümde bayılmıştım..
Kâbe''nin üzerinde martıları uçuşturarak bir sevgi denizinin kıyılarında gezdirmişti beni.
Sanki tablodan yüzüme doğru ılık bir sabah rüzgarı esiyor, bu rüzgar kalbime doğru yayılarak beni bir ferahlığa ulaştırıyordu.
Mevlana''nın şiirlerinden esinlenerek bestelenen “ben bir denizim kendi içinde taşan/ben bir denizim kıyısız hür bir deniz” şarkısını mırıldanmıştım o an.
Kâbe''de martıların uçuştuğu bu tablo hâlâ duruyor mu bilmiyorum.
Duruyorsa hiç kaçırmayın derim.
Tahran''daki seçim sonuçlarını protesto ederken rejim yanlısı milisler tarafından öldürüldüğü ileri sürülmüştü Nida Ağasultan''ın
Ama bütün dünya Nida Ağasultan''ı bir fotoğrafla tanıdı..
Şimdi ortaya çıktı ki bu fotoğraf aslında Nida Ağasultan''a değil, “Nida Sultani” adında bir başka genç kıza aitmiş.
İsimleri benzediği için Nida Sultani''nin fotoğrafı “facebook”dan alınmış.
Ajanslar da Nida Sultani''nin fotoğrafını Nida Ağasultan olarak servis etmişler.
Nida Sultani gazetelere, televizyonlara açıklamalar göndermiş göndermesine ama hiçbiri de yayımlayıp düzeltmemiş bu tekzibi.
Bu yanlışlık yüzünden Nida Sultani''nin başının belaya girmesi kimsenin umurunda değil.
Maksat üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğuna göre başkaca ne beklenebilir ki?
Çünkü çeşitli ülkelerde gerçekleştirilen protesto gösterilerinde hâlâ bu fotoğraf kullanılıyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.