
Yıllar önce, bir polis memurunun hatıralarında, Mısırlı bir İslâm âliminin sîretiyle ilgili çok önemli bilgilerle karşılaşmıştım. Zira o polis memuru, İngilizlerin baskısıyla Türkiye''den sınırdışı edilen bu âlime bindirildiği gemide refakat etmekle görevlendirilmişti. Anlattıkları emsâlsizdi ki hâlâ da öyledir.
Bu polis memurunun Meşrutiyet devrinde görev yaptığı dikkate alınırsa, sanırım hatıratın önemi daha iyi kavranır.
Mısırlı âlimin adı ise Abdülaziz Çaviş''tir (öl. 1929). Oxford''da Arap Edebiyatı Profesörlüğü yapmıştır. Aynı zamanda Kur''an müfessiridir. (“Esrar''ul-Kur''an” adlı tefsirinin ilk cildi Mehmed Akif tarafından Türkçe''ye çevrilmiştir.)
1912''de Mısır''dan İstanbul''la zorunlu göçe mecbur tutulmuş ve I. Dünya Harbi sırasında ve sonrasında Teşkilât-ı Mahsusa''nın Arap dünyasına yönelik İngiliz-karşıtı propaganda faaliyetlerinde büyük rol oynamıştır.
Çeşitli Avrupa ülkelerinde bulunan Mısırlı öğrencilerin İstanbul''a gelip Teşkilat-ı Mahsusa tarafından —İngilizlere karşı çarpışabilmeleri amacıyla— askerî eğitim almalarını sağlamıştır. (Enver Paşa''nın sırf mektuplarını gözden geçirmek bile o yıllarda bu zata gösterilen hürmeti anlamak için yeterlidir.)
Mondros mütarekesi sürerken İstanbul''dan ayrılan son Alman gemisine binenler arasında Abdülaziz Çaviş de vardır.
Mütareke yıllarını İsviçre''de geçiren Çaviş, Ekim 1922''de Ankara''ya gelmiş ve burada Şer''iyye Vekâletine bağlı olarak kurulan Tedkikat ve telifat-ı İslamiye Heyeti''nin Reisliğine getirilmiş, Ankara''da 13 ay kaldıktan sonra Mısır''a dönmüştür (Kasım 1923''de). 1929''da da memleketinde vefat etmiştir.
***
İmdi soru şu:
Dinî ilimlerle ilgilenen bir ilâhiyatçı, tefsiriyle meşgul olduğu bir âlimin hayatındaki önemli bir safhanın bir polis memurunun hatıratı sayesinde aydınlanacağına hiç ihtimal verir mi?
Enver Paşa''nın hanımı Naciye Sultan''a yazdığı mektupları okuyan ve önemseyen bir tarihçinin Abdülaziz Çaviş''in tefsirini, bilhassa Akif''in tercümesini gözardı etmesi bugün bize ne kadar tabii görünüyorsa, aynı şekilde bir ilâhiyatçının da bir polis memurunun hatıratını ıskalaması o denli tabii görünüyor olmalı.
Oysa her hatırat önemli ve değerlidir.
***
Bir hatıratın önemi ve kıymeti başkalarınca tahmin ve tayin edilemez; okumayanlar tarafından değil sadece, okuyanlar tarafından da tahmin ve tayin edilemez. Çünkü bir hatıratın kimin kulağına neyi ne zaman fısıldayacağı kestirilemez.
Demek ki,
1) Kişi okumadığı bir hatıratı şunun veya bunun mülâhazasıyla dikkat sahasının dışına çıkarmamalıdır.
Sürprizlere daima hazır ol!
2) Kişi okuduğu hatıratı sadece kendi ilgi ve dikkat ölçülerine nisbetle değerlendirmelidir. Çünkü bulamayan, göremeyen kendisidir. Bu, başkalarının da bulamayacağı/göremeyeceği mânâsına gelmez.
Umut tecrübeden evlâdır.
3) Okunan bir hatırat ileride pekâlâ bir daha okunabilir. Kişi belki şimdi görememiştir ve fakat ileride görebilir.
Göreceklerin, makam ve mertebenin sana izin verdiği kadarıyla sınırlıdır. Ne fazlasını bekle, ne de eksiklikten şikayet et! Tencere yuvarlanır kapağını bulur. (Gün gelir kapağın dar gelirse yeniden yuvarlanmaya başla! Artık büyümüşsün demektir.)
Sonuç:
Elmalılı Hamdi Yazır''ın tefsirini bir hatırat gibi, Ali Ulvi Kurucu''nun hatıralarını bir günlük gibi okuyabilirseniz, Pensilvanya Günlüğü''nü de pekâlâ bir mektup gibi bağrınıza basabilirsiniz.
Not: Taksim Atatürk Kitaplığı''nın tadilatta olması nedeniyle, 23 Ekim 2007 Salı günü “Metafizik Soruşturmalar”, Cağaloğlu''nda Yazarlar Birliği salonunda (Kızlarağası Medresesi) başlayacaktır. Duyurulur.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.