Tanrı Türkü niçin korusun?

00:0027/07/1999, Salı
G: 9/09/2019, Pazartesi
Dücane Cündioğlu

Bir zât 1932 inkilâbları sırasında Mustafa Kemal Atatürk''e hitaben bir mektup yazar ve der ki:- Sevgili Paşamız! Yüksek vasıflarını pek iyi bildiğiniz Türk milleti, İstiklâl Savaşı''nda ne istedinizse size verdi: para istedin, varını yoğunu bezletti; can istedin, en kıymetli evlâtlarını verdi; fedakârlık istedin, kadınlar omuzlarında cephane taşıdı. Bu millet, vatan uğrunda, istiklâl uğrunda herşeyi verdi. Gene verir. Ancak birşeyini veremez Paşam! O da göğsündeki imanıdır. Bu millet, bu imanla

Bir zât 1932 inkilâbları sırasında Mustafa Kemal Atatürk''e hitaben bir mektup yazar ve der ki:

- Sevgili Paşamız! Yüksek vasıflarını pek iyi bildiğiniz Türk milleti, İstiklâl Savaşı''nda ne istedinizse size verdi: para istedin, varını yoğunu bezletti; can istedin, en kıymetli evlâtlarını verdi; fedakârlık istedin, kadınlar omuzlarında cephane taşıdı. Bu millet, vatan uğrunda, istiklâl uğrunda herşeyi verdi. Gene verir. Ancak birşeyini veremez Paşam! O da göğsündeki imanıdır. Bu millet, bu imanla dünyaya meydan okudu. Dünyanın en muazzam orduları bu imanı yıkamadı.

Bir gece sofrasında keyifler yerinde olduğu bir sırada Atatürk bu mektubu orada hazır bulunanlardan birine verir, açıktan okutur. Orada hazır bulunanların hepsi korkarak lâl u ebkem kalırlar. Fakat Atatürk hiç çekinmeden, tereddüt etmeden ''Bu adamın yazdığı doğrudur'' der ve derhal emir verir:

- Milleti kendi haline bırakınız. Kur''anını Arapça okusun, ibadetini dininin, Kur''anının lisanıyla yapsın!"

Eşref Edib, ilk kez Türk-İslam Ansiklopedisi Mecmuası''nda ve sonra Sebilürreşad''da aktarmış olduğu bu metni, Yeni İstiklâl Gazetesi''nde devrin Başbakanı Süleyman Demirel''e hitaben yazdığı açık mektupta da nakleder. Ancak bu sefer, "milletin efradından ciğeri yanık bir zâtın yazdığı bu mektub"un muhatabı Mustafa Kemal Atatürk değil, Milli Şef İsmet İnönü''dür. Nitekim mektup, bu haliyle Eşref Edib''in Kara Kitab''ında yer almıştır. [sh. 110, İstanbul, 1967, 2. bas. Geniş bilgi için Türkçe Kur''an ve Cumhuriyet İdeolojisi (İstanbul-1998) ile Bir Siyasî Proje Olarak Türkçe İbadet İstanbul-1999) adlı eserlerimize bakılabilir.]

Bugün Cumhurbaşkanlığı makamında Süleyman Demirel, Başbakanlık makamında ise Bülent Ecevit bulunmaktadır. Hükümet''in tüm icraatlarından sorumlu büyük ortağı MHP''ye gelince, bu partinin riyasetini de Devlet Bahçeli üstlenmiş olup ne yazık ki o da devlet ile millet arasındaki uçurumu derinleştiren icraatların altına imza atmaktan çekinmemekte, seçilmiş bir siyaset adamı olarak temsil ettiği kitlenin hassasiyetlerini gözetmek yerine siyasî merkezin aldığı kararları harfiyyen uygulamayı tercih etmektedir.

"Milleti kendi haline bırakınız!"

Eşref Edib''in Mustafa Kemal Atatürk''ün ağzından aktardığı bu sözü söylemek o kadar mı zor? Evet, bu sözü söylemek; milleti rencide edenlerin, bir milleti millet yapan husûsiyetleri yok edip devlet adına millette huzur bırakmayanların, çocuklarımızın bed''-i besmelesine kastedenlerin, Kur''an''ı ağızlarından alıp onları Tarkan''ların şarkılarını terennüm etmeye zorlayanların, Anadolu''nun dindar insanlarının boyunlarını büküp göz pınarlarını kurutanların yanında yer almak kadar mı zor?!

Milletin milliyetini kendilerini şiâr edinen MHP, Babanzâde Ahmed Nâim''i haklı çıkarmak zorunda mıydı? O Babanzâde ki Türkçe''de ci-çi, cı-çı eklerinin -simitçi, sütçü gibi- birşeyleri satanlar için kullanıldığından bahisle "Türk, İslâm, Milliyet" kelimelerinde çü-çi erklerinin kullanılmasına karşı çıkıyor ve "Siz Türkü, Milleti satıyor musunuz?" diye sormaktan kendisini alamıyordu.

MHP''nin milletin değerlerine sahip çıkması, kulaklarına ezan okunarak isim alan millet çocuklarının Kur''an''ı küçük yaşlarda öğrenmelerine kastedenlerle işbirliği yapmaması gerekmez miydi?

Bir zamanlar, işkencede direnebilmek için ağzımızdan Allah''tan başka hiçbir söz çıkmayacağı husûsunda birbirimize söz verdiğimiz insanlar şimdi niçin susuyorlar? Niçin sırf "Rabbimiz Allah''tır" dedikleri için zulüm gören millet evlatlarının yanında yer almıyorlar? İşkence görürken bile kendilerine Allah demenin yasaklandığı insanlar, çocuklarına Allah demeyi öğretmek isteyen milletin yanında yer almamalarının hesabını o millete nasıl verecekler? Canlarını veren, sakat kalan, aklını yitiren, gençliklerini heba eden, istikbalinden olan ve "Kanımız aksa da zafer İslâm''ın!" diyen insanların huzuruna bundan böyle nasıl ve ne yüzle çıkacaklar?

Bu sloganı haykırarak bugünlere gelen bir partinin mensuplarının İslâm için, Kur''an için, millet için, milletin değerleri için kanını akıtması gerekmiyordu; parmaklarını milletin menfaatleri için kaldırması yeterliydi. Oysa bu kadarını bile yapamadılar: milletin boynunu büktüler ve bu arada elâlemi de kendilerine güldürdüler.

Tagor''un deyişiyle bir kuşun kanatlarını altınla kaplarsanız, o kuş artık göklerde yükselemezmiş. Sizlerin kanatlarınızı nelerle kapladıklarını bilmiyorum; işin doğrusu 80 sonrası MHP''lileri de pek tanımıyorum. Ancak şu anda milletvekili sıfatıyla dolaşan ve bir zamanlar lokmalarımızı değil, acılarımızı paylaştığımız insanlardan şu suâlime açıklıkla cevap vermelerini bekliyorum:

Tanrı Türkü niçin korusun?