Küskünlerin girişimi ve Fazilet Partisi''nin desteğiyle dün toplanan Meclis''in çalışmalarına yönelik iki beklenti var: Biri, Siyasi Partiler Yasası''nın 95. ve Türk Ceza Yasası''nın 312. maddelerinde değişiklik öngören bir dizi demokratikleşme çalışmasının gerçekleştirilmesi (Abdullah Öcalan''ın yakalanmasının dayattığı zorunluluklar olarak bir Pişmanlık Yasası çıkarıp DGM''lerdeki askeri üye sorununun çözülmesi de bu ilk beklentiye eklenebilir).
Diğer beklenti ise, genel seçimin ertelenmesidir... FP, yolun başında, "Seçim ertelenmeyecek" diyor ama, eğer -en iyimser tahminle- olaylar beklenti istikametinde gelişirse, FP, değişikliklerle aday olabilecek duruma gelen Necmetin Erbakan''ı Meclis''e sokabilmek için, seçimin ertelenmesinden yana tavır almak zorunda kalacaktır...
Görüldüğü gibi, açılan Meclis''in bundan sonraki bütün mesaisi, tamamen teknik ayrıntılar üzerinde yoğunlaşarak, önce belli yasaların çıkartılması, sonra da yine bir yasayla seçimin ertelenmesi çalışmalarına dönük olacak.
Küskünlerin FP''yi ilgilendiren konularda kötü niyetli davranabileceği gibi önemli, ama şu andaki tartışmamız bakımından fazla önem taşımayan bir noktayı göz ardı edersek, sormamız gereken soru şudur: "Acaba Meclis, teknik olarak, bu iki beklentiye uygun bir sonuca doğru yönlendirilebilir mi?"
Meclis''in çalışma düzenini bilenler açısından bu soruya olumlu bir cevap vermek mümkün değil. İçtüzük, Meclis çalışmalarında hükümete üstünlük sağlıyor; hükümet isterse Meclis çalışmalarını kilitleme imkânına sahip. Komisyonu ve hükümeti yanına almadan Meclis''ten yasa çıkartabilmek imkânsız. Meclis başkanı ile CHP''li komisyon başkan ve üyelerinin vermesi beklenen desteklerin, ya da anayasa uzmanı Mümtaz Sosyal''ın bulacağı sihirli formüllerin, hükümetin koyacağı engelleri aşmak için yeterli olacağını sanmıyoruz.
Meclis''i bazı yasaları çıkarıp seçimi ertelemek gibi beklentilerle toplayanların, bu yüzden, ikinci bir adım daha atmaları gerekecek: Hükümetin düşürülmesi... Nitekim, hükümetin bazı icraatlarına yönelik gensoru önergesi hazırlıklarının sürdüğü biliniyor. 56. Hükümetin düşürülmesini getirebilecek gensoru önergesi muhtemelen çarşamba günü Meclis başkanlığına verilecek...
Ancak, gensoru, yine Meclis çalışmalarının teknik özellikleri yüzünden, hükümeti düşürmek için önemli fakat epey zaman alıcı bir yöntem. Araya girecek bayram tatilini de hesaba katarsanız, gensoru oylamasıyla hükümet düşürmeyi başarmak en azından gelecek ay başına kadar mümkün görünmüyor. Hükümeti düşürmek için gerekli 276 oy bulunsa bile (bunun ne kadar zor olduğunu görmek için dört işlem bilmek yeterli), zaman alıcı bir süreç söz konusu. Yeni hükümetin kurulması, komisyonların oluşması, ardından seçimi erteletmek için hazırlanan yasanın görüşülmesi... Bütün bunları 18 nisan tarihine kadar tamamlamak takvim açısından mümkün değil.
Bizim, küskünler hareketinin başından itibaren devamlı uyardığımız, sürecin kaosa yol açacağı ihtimali her geçen gün biraz daha kendini belli ediyor. DSP azınlık hükümetinin düşürülmesi, ardından daha çok küskünlere dayalı yeni bir hükümetin oluşması, kamuoyunun bugünkü hassasiyetleri ve gelişmenin meydana getireceği yan etkiler sebebiyle, kolayca gerçekleşmeyecektir. Bütün bu kargaşaya rağmen, seçim takviminin durdurulamaması, ortalığı iyice karıştıracaktır. Böyle bir ortamda gidilecek seçimin kime ne yarar sağlayacağını anlamakta doğrusu çok zorlanıyoruz.
Meclis''in toplanmasıyla başlayan süreçte, girişimde ön planda görünenlerin uğrayacakları zarar hesabında bir eşitsizlik var. ''Küskünler'', tanımları gereği, partileri tarafından dışlanmış, seçim ertelenmezse milletvekili sıfatından mahrum kalacak kişiler; girişim başarısız olsa bile, ''küskünler''in Meclis''i zorlamakla kaybedecekleri hiçbir şey yok. Buna karşılık, destekçi görünen FP, girişimin akamete uğraması halinde, büyük bir siyasi darbe alacaktır. Sadece şu kadarını söyleyelim: Kendisine bu seçimin en kârlı çıkacak partisi gözüyle bakılan FP, kargaşaya omuz vermesi yüzünden sadece birkaç puan bile kaybetse, bunun milletvekili sayısı olarak sandığa yansıması ihmal edilemeyecek bir boyutta olacaktır.
Keşke sonunda sorulacak "Değer miydi?" sorusu "Değer mi?" biçiminde dün sorulsaydı. Yine de uyaralım: Zararın neresinden dönülse kârdır.
Başlıklar :

