Şimdi yasak, ama bundan bir süre öncesine kadar elimize geçen bütün kamuoyu yoklamaları aynı noktaya işaret ediyordu: Kararsız seçmenlerin kalabalık bir grup teşkil ettiği... Siyasi gözlemciler, genellikle son haftaya girildiğinde kararlı hale gelen kararsız seçmenin şu sıralarda hâlâ kafa karışıklığını sürdürdüğü görüşündeler.
Kararsızların fazla olmasını doğuran sebep bir başka gerçekle de irtibatlı: Vatandaşlar partilerden memnun değiller... Partilerin en fanatik taraftarları bile, bu seçimde, eskisi kadar coşkulu görünmüyorlar. Seçmenin genel olarak seçime ilgisizliğini zaten herkes görüyor, ancak biz bundan daha öte bir şey söylüyoruz: Kararsız seçmen sandık başına gitmeyebilir; sandık başına gideceklerin çoğu da oylarını ''kerhen'' kullanacaklar... Çevrenize bakın aynı tespiti siz de yapacaksınız: Seçmenler, bu defa, partilerine gönül rahatlığı içerisinde oy vermeyecekler...
Oyların daha çok ''kerhen'' kullanılacağı gönülsüz bir seçime, hatırlayabildiğimiz kadarıyla, ilk defa gidiliyor. Son 40 yıl içerisinde yaşanan üç askeri müdahale sonrasında, normalleşmeyi oylarıyla sağlayacağı bilinci içinde güle oynaya sandık başına gitmişti seçmen. Müdahalesiz her seçim de, partililer tarafından, kendi eğilimlerini iktidara taşıma amacıyla bir fırsat olarak değerlendirildi. Her defasında, siyasi rekabet seçimlere coşku kattı.
Bu defa öyle değil. Bunda en büyük pay hiçbir partinin seçmene umut aşılayamaması... İnsanlar ciddi ekonomik sıkıntılarla boğuşmak zorunda. Toplumsal çözülmenin kendisini ve ailesinin geleceğini yakından ilgilendirdiğini biliyor insanlar; içte ve dışta yaşanan köklü altüst oluşlardan endişe duyuyorlar. Ancak, siyasetin beklenen açılımı yapmayacağının, iktidarların birikmiş ve potansiyel sorunları çözemeyeceğinin de farkında.
Peki de, partiler kendi seçmen tabanlarına neden umut aşılayamıyor?
Bu soru, hem her parti için özel bir sebeple irtibatlı, hem de Türk siyasi hayatının içinde debelendiği bir genel durumla yakından ilgili. DSP''nin lideri yaşlı, hasta olduğu yolunda söylentilere muhatap; buna karşılık DSP''de onun misyonunu devam ettirecek ikinci bir isim ortalıkta gözükmüyor... ANAP her seçimden yenilerek ve desteği azalarak çıkmış bir parti, yönetimi geçtiğimiz dönem yolsuzluk ve çetelerle ilişki ithamlarına mâruz kaldı; buna rağmen aynı kadronun güdümünde seçime giriyor. FP kapatılma tehdidi altında. DYP''nin lideri ise egemen odaklar tarafından sevilmiyor... Partilerin dinamizmden yoksun oldukları için mi, yoksa dayatmacı ortamın etkisiyle mi çözüm üretemediklerini seçmen nereden bilecek?
Sandıktan en fazla oy alarak çıkacak dört partiyle ilgili bu değerlendirme bile sorunun nerede yattığının ipuçlarını içinde taşıyor. Parti tabanlarının temsilcilerini belirlemede devre dışı kalması, başarısızlığın cezalandırılamaması önemli birer sebep. Bir başka sebep de, sistem üzerinde etkili odakların sözlerinin seçmenden fazla geçmesi. Haftalardır kapımızı çalan yabancı gazeteciler, iki partinin adını vererek, "Sandıktan bu iki parti en çok oyu alarak çıksalar bile iktidar olabilirler mi" diye soruyorlarsa, aynı soruyu seçmen de sormuyor mudur? Ülkenin en büyük partisinin liderinin, "En çok oyu aldığımız halde iktidarı kim bize vermeyecekmiş?" demek zorunda kaldığı bir ülke Türkiye. Seçmenin tercihinin son söz sayılmadığı bir sistemde sandığın çözüm olacağına inanç kalır mı? İnançsızlık aşkı ve iştahı da kaçırıyor...
Zaten, seçmenin partisine oyunu ''kerhen'' verecek olmasının altında da siyaset dışı güçlerin ön plana çıkıp siyaset kurumuna güvenin azalması yatıyor. "Seçmeni kendi haline bırakırsan, ya davulcuya ya zurnacıya varıyor" görüşüne sahip olanlar açısından ilk bakışta olumlu gibi görünebilecek bu durum, bir süre sonra, dayatmalarla bu durumu zorlayanları bile rahatsız edecek yan etkilere yol açacaktır. Türkiye için gerçek tehlike ise öyle bir umutsuz ortamdır işte.
Çözümü yine de sandık belirleyecek. O yüzden, herkes gönül rahatlığı içerisinde sandık başına gitmeli ve hiçbir yanlış etkinin altında kalmadan oyunu kullanmalıdır. Sistem içi ve dışı odaklar da, sandıktan çıkacak sonucu sineye çekmeye şimdiden kendilerini alıştırmalılar.
Başlıklar :

