
Son günlerde bütün gazetelerde, bütün sütunlarda hain eller tarafından işlenmiş menfur bir cinayete dair yazılar okumaktasınız. Bu yazı da o yazılardan biri... Muhtemel ki konuya yeni bir açılım getirmeyecek, sıkılan ruhlara bir ferahlık bahşetmeyecek. Yazılmasa, yazmasam, her yanı saran sıkıntı halini çoğaltmasam olmaz mıydı o halde? Olmazdı. Bazen bilineni söylemek de bir mecburiyete dönüşebiliyor. Burada bulunmak, bu sütunun satırlarını işgal etmekle olan bitene sırtını dönebilme rahatlığını terk ediyorsun. Bunu en baştan yapıyorsun, her şeye başlamadan önce... Bu kadar ucu keskin bir meseleye, gözleri kapalı, kulakları tıkalı kalamazsın. Ne kadar uçlarda dolaşırsan dolaş, dümeni ne kadar yoldan, sokaktan, caddeden alıp arka bahçelere, boş arsalara, uçurtmalı tepelere kırarsan kır, yine de öyle kırılma noktaları oluyor ki hayatın, kaçacak delik kalmıyor. Gerçekle yüzleşmek, uçarılıkları ceplerine tıkıştırmak, en çıplak halinle ortada öylece kalmak dışında bir seçeneğin olmuyor. Varlığın kayganlığını, bedenin ele avuca sığmazlığını, ruhun dokunulmazlığını kaybediyor. Çünkü ortada vicdanları yaralayan bir şey var, bir olay, bir cürüm, bir haksızlık, bir acı, kayıp giden bir hayat...
Zaten ne kadar güneş birikiyor ki toplum denen şu koskoca zavallılığın avuçlarında. Zaten ne kadar ısınıyor ki parmak uçlarımız. Dayansın, dayanabilsin, bu hoyrat, bu kırıcı karanlıklara, ikide bir... Masumiyet her ucundan kemirilen bir somun ekmek artık. Üleşsek ne düşecek ki payımıza?
Üstünden kara bulutları hiç eksik olmayan şehirlerde geçiyor bizim hayatımız. Biraz huzur biriktirsek, biraz gönül rahatlığı, biraz iç serinliği, bir şimşek denkleştirip gönderiyor üstümüze o bulutlar... Hep gök gürültüsü var, yağmur yok hiç! Yağmursuzluk akıyor çok zamandır yağmur oluklarından.
Hangi kaldırım taşıyabilir ki hayatının tam ortasından vurulmuş bir adamı? Yarısı söylenmiş, diğer yarısı söylenemeden soğuyakalmış bir cümleyi? Hangi kaldırım affettirebilir ki durmadan gölgelerini çaldığı duvarlara kendini? Hangi kaldırım tütün basabilir sonra, kanamakta olan bir yaraya?
Zihnimizin hiç boş çekmecesi kalmadı ki, oraya doldurup kurtulalım çınlayan bütün sorulardan. Şimdi çınlayıp duracaklar beynimizin büyük küçük bütün odalarında uzun zaman. Sanki yetmezmiş gibi bu devirde insan olmanın olağan ruh uğultusu! Sanki yetmezmiş gibi vicdanların beklenmedik zamanlarda aniden seğirmeye başlayıvermesi!
Zor hayat, zor insanlık, zor ki zor... Özetledikçe kısalıyor yaşadığımız bu tuhaf devrin hikâyesi. Asıldığı ipte kirlenen çamaşırlar gibi kirleniyoruz sanki hepimiz. Biliyoruz her şey bizim dışımızda, bütün gücümüzle lanetliyoruz biz bütün bu kirli emelleri. İyi ama nasıl kurtulacağız kirletenin kirleneni olmaktan kendimizi. İyi ama her şey bizim dışımızdaysa bizim için hayat neresi?
Yine kaldırımlardan bir ceset kaldırmak zorundayız. Yine yıkamak her yeri, akıtmak geriye kalan kanı hiç görünmeyecek bir yere. Kanı yerde kalmayacak diyeceğiz birbirimize bakıp. Ama canı yerde kalacak, değil mi?
İçimiz bir uçtan bir uca kırılıyor, yüreğimiz cız ediyor, sızlıyor burun deliklerimiz, bu çaresizlik sıtmasını ilacı ne zaman bulunacak peki?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.