Gericilik tehlikesi

00:002/05/2007, Çarşamba
G: 28/08/2019, Çarşamba
Hüseyin Hatemi

İnsan; bir değerler dizgesi olan canlıdır. İç güdüleri düzeyinde kalan, üstelik iç güdülerini de saptıran “insan” olmaktan önceki “beşer” çağına dönen “konuşan canlılar” kronolojik bakımdan insandırlar, Âdem sonrası insanına Tabiî Hukuk ilâhî bir emir ile eşit “insanlık onuru” tanır. Bu varsayım insanları aslında “beşer”dirler, postsuz ve iki ayak üzerinde yürüyen, ikiyüz kelimelik dağarcığından ancak sövmeye gelince yeni buluş becerisini gösteren canlılardırlar.Bu varsayım insanlarının ortak özelliği,

İnsan; bir değerler dizgesi olan canlıdır. İç güdüleri düzeyinde kalan, üstelik iç güdülerini de saptıran “insan” olmaktan önceki “beşer” çağına dönen “konuşan canlılar” kronolojik bakımdan insandırlar, Âdem sonrası insanına Tabiî Hukuk ilâhî bir emir ile eşit “insanlık onuru” tanır. Bu varsayım insanları aslında “beşer”dirler, postsuz ve iki ayak üzerinde yürüyen, ikiyüz kelimelik dağarcığından ancak sövmeye gelince yeni buluş becerisini gösteren canlılardırlar.

Bu varsayım insanlarının ortak özelliği, Sevgi''nin Rabbi''ne teslim olmaktan kaçınmalarıdır. Beşerlikten varsayım insanlığına değil gerçek insanlığa geçmiş, medenîleşmiş insanlar; sevgi erleridir. Sevgi erlerinin görevi beşeri insana çağırmaktır.

Gericilik tehlikesi; medeniyetten cahiliyye''ye dönüş tehlikesidir. Cahiliyye''ye dönmüş gericilerin en azılıları da bazılarının zannettiği gibi mutlaka sarık, cüppe vs. ile değil, çok “çağdaş” giysilerle de ortaya çıkarlar ve bir zamanlar emîn bir harem konumunda olan Kerbelâ''yı kan gölüne çevirirler. Irak''ı mahveden bu canavarlar şimdi de gözlerini İmam Aliyyur-Rıza''nın Meşhed''ine dikmişlerdir. İnşaallah ya akıllarını başlarına toplarlar, yahut başlarına ilâhî ceza iner.

Bilinçli ve azılı gericiler; halk topluluklarının bilinçlenmesini önlemek için bir tarafdan ilâhî dîni, bir tarafdan da dinsizliği karşılıklı düşman olarak gösterip halkları biribirine düşürürler. Irak''da olduğu gibi, bazı yörelerde de aynı dinin mezheblerini biribirine düşürmeyi başarırlar. Bunların ağına düşen akıntı çağanozları; tedennîyi terakkî sanırlar. Gerçek insan olamayıp beşer kalmakta direnenlerin bu tutumunu Merhum Ferîd (Kam) Bey şöyle özetler: Bu terakkî devam ederse eğer/Beşeriyyet belâsını bulacak!

Buradaki “belâ”, nihaî değildir, dünya savaşları gibi belâlardır, sonuçta Mesih ve Mehdî işbirliğinin feyzi vardır. Bu Kutlu Devir''den önce, bilinçli ve bilinçsiz varsayım insanlarının elinden çok çeken insanlar, nihaî kurtarıcı ümidiyle bazı kimselere bağlanmışlardır. Hazret-i Mesih''in gelişi ile kurtulduklarını sanan Mustaz''afların ümidlerini ve bağlılıklarını arttırmak ve sürdürmek için, Mesih''in sadece Mesih değil, “Zibh-i Azîm” (Tanrı kuzusu) ve “Tanrıoğlu” olduğu inancına bağlananlar da çoktur.

İran-İslâm Devrimi''nden sonra önemli bir Alman ilâhiyatçı, Rudolf Frieling; Şia''da önemli ve dikkate değer bir manevî akım görüyordu. Demek istediği şu idi: Yunus''un “eri hak bilmek” dediği şey, Hristiyan mistisizmine tekabül ediyordu. 1901 doğumlu Frieling (80) yaşında yayımladığı kitapta (Christentum und Islam) son söz olarak şunu söylüyordu: İslam''ı ve onun Şi''î dalını müşahede etme, Hristiyanlara, Hristiyanlıklarının temellerinin bilincine yeniden ulaşma ve Johannes''in sözünü gitgide daha derinden kavrama şevkini sağlayabilir: Kim oğula sahip ise, hayata sahiptir. (1. Johannes, 5, 12)

Bizim inancımızda bu sözlerin mukaabili şudur: Muhabbet''den Muhammed oldu hâsıl/Muhammed siz muhabbetten ne hâsıl?

Papa; Frieling''in kitabından (26) yıl sonra, Frieling''in arzusuna cevap olarak çok seviyeli bir kitap yazıyor. Biz ne yapıyoruz? Pazartesi günü (30 Nisan) Kürşat Bumin Bey, Alevîler''in de “hiç mi hiç homojen olmayan cumhuriyet mitingçileri” arasına niçin katıldıklarını araştırıyordu.

Devamlı tekrar etmek zorunda kalıyorum: “Toplumlar, lâyık oldukları yönetimi bulurlar”. Montesquieu bu hikmeti herhalde “Kemâ tekûnû yuvellâ aleykum” hadisinde bulmuştur. 28 Şubat''dan sonra geçen on yıl içinde bir arpa boyu demokrasi mesafesi alamamış isek, bir on yıl sonra da “e-muhtıra” yerine cep telefonu ile gönderilen “mesaj-muhtıra” ile de karşılaşabiliriz. (GMS-Muhtıra) Yoksa hiç değilse zevâhiri kurtarmak için Anayasa''ya şöyle bir kural koymalı mıyız?: -Demokratik yönetim her on yılda bir zamanaşımına uğrar. Bu zamanaşımı def''i her on yılda bir derin devletin Tandoğan ve Çağlayan''da tertip edeceği birer miting ile ileri sürülür.

Bu gidişin sonu sağduyulu uzlaşma ve sevgide birleşme olmaz, neûzubillâh, Saddam sonrası Irak''ına benzeyebilir: Sirişk-i çeşmimin hiç farkı olmaz çağlayanlardan!

Dost acı söyler: Ey millet uyan, cehline kurban gidiyorsun!