Yazarlar Bazı gitmeler

Bazı gitmeler

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Yaşlı adam, oturduğu bankta dünyaya sıkışmış gibi hissediyordu kendini. Aslında dünya değildi kendisini bir türlü ait hissedemediği... İçinde yaşadığı zaman dilimine alışamamamın sıkışmışlığı idi o büyük ihtimalle.

Çok eskiden “skor çağına geldik, oyunun ne olduğunu unuttuk” derdi sık sık. Kimse anlamazdı elbette bu cümlenin anlamını çünkü gerçekten herkes sadece skorun, sonucun, elde etmenin peşindeydi.

Zaten artık nicedir konuşmayı da azaltmıştı. Konuşunca değiştiremediği şeyler hakkında konuşmayı bırakma kararı almış; hiçbir şeyin değişmediğini görünce de neredeyse dilsiz birine dönüşmüştü.

Öyleydi. Konuşunca değişmiyordu hiçbir şey. Kimsenin durup incelikli şeyleri dinlemeye vakti yoktu ki hem. Herkesin hemencecik dünya pazarına çıktığını, tezgahtaki ilk fikri çok beğenip satın aldığını, üstelik dünyadaki tek gerçeğin satın aldığı o bayatlamış fikir olduğunu düşündüğünü… Dahası, herkesin kendine göre bir mutluluk simülasyonunda yaşadığını fark ettiğinde artırmıştı dilsizliğini…

Yaşlı adam bankta, eli cebindeki soğuk demirde, kendisini nasıl öylece ve nasıl orada bulduğunu düşünerek oturuyor, etraftaki apartmanların isimlerine bakıyordu. Az ilerde, on katı mukaddem Kanaat Apartmanı’nın nasıl küçük bir şaka olduğunu düşünüp gülümsedi. Biraz ilerde Deniz Apartmanı, sağında New Life Residence, tam karşısında ise... Tam karşısındaki apartmanın bir ismi olmadığını fark etti. Beyaz, uzun ve tahminince küçük küçük evlerden oluşan bu apartmana bir isim düşündü zihninde. “Nefes mi olsa?” diye düşündü ilkin. Sonra başka isimler sökün etti zihnine. “Anı Defteri”, “Kuru Gül”, “Özlem...”

Eskiden en çok insanların aşkı tarif etme ve gösterme biçimleri üzüyordu onu. İlişkiyi, tahakkümü, arkadaşlığı, iktidar biçimlerini aşk sayıp bir tek aşkı aşk olarak tanımlamayan, aşksızlıktan çöle dönmüş, sokakları banka dükkanlarıyla dolmuş insanları görmüş ve eski, çok eski bir dünyaya ağıt yakan bir saz şairine dönüştürmüştü onu hayat.

Yaşlı adam bankta, eli cebindeki soğuk demirde, zihnini binlerce metrelik bir uçurumdan aşağıya serbestçe bırakıvermiş gibi oturuyordu. “Peki niçin terk ettin onu?” diye sorduklarında “çünkü çok aşıktım ona” cevabını verdiği günler geldi aklına. Kimse, ama hiç kimse anlamamıştı ne demek istediğini. Dilini eline alıp anlatmaya çalışmış, günler geceler boyu izah için uğraşmış, sonunda vazgeçmişti bundan. Bir hattat arkadaşına “ah minel aşk” yazısı aşkettirip odasının duvarına asmakla yetinmişti sadece.

Bu yorgunluk ikindisi uzarken daha önce hiç görmediği genç ve güzel bir kadın geldi bankın önüne. “Yine mi haber vermeden buraya geldin, korkutuyorsun beni” dedi genç kadın. Yaşlı adam, iki bakımdan şaşırdı bu duruma ama yine de sesini çıkarmadı. Sesini çıkarmamış olmasından cesaret alan genç kadın, banka oturup koluna girdi yaşlı adamın. “Gidelim mi?” diye sordu. Yaşlı adam, ayağa kalktı zahmetsizce. Genç kadının kolunda, usul usul, itirazsız herhangi bir isim yazılı olmayan apartmandan içeri girdi.

Genç kadın asansörü çağırdı. Dokuzuncu katın düğmesine bastı. Asansör hareket ettiğinde yaşlı adam, yanındaki genç kadına dönüp “birden yüze kadar bir sayı tutar mısın aklından?” dedi. Genç kadın “yetmiş sekiz” diye cevap verdi. Yaşlı adam gülümsedi “tuttuğun sayının yetmiş sekiz olduğunu biliyordum” dedi. Dokuzuncu kata gelmişlerdi. Genç kadın yaşlı adamın koluna girip onu asansörden indirirken “börek yaptım sana, yanına da domatesle salatalık doğradım. Karnını iyice doyurmamız lazım baba” dedi. Yaşlı adam, bu genç hanımın kendisine niçin baba dediğini düşündü düşünmesine ama bir cevap bulamadı buna.

Usulca girdi evin aralık kapısından içeri… Salonda, bir masanın tam arkasında “ah minel aşk” yazdığına göre bu ismini bilmediği apartmanın, daha önce hiç çıkmadığı katının, daha önce hiç girmediği dairesinde oturan her kimse anlıyor olmalıydı kendisini.

Elini cebine attı yaşlı adam. Sert çelikten bir kalem çıkardı. Arkasında “ah minel aşk” yazan masaya oturdu. Orada bir kağıt buldu ve yazmaya başladı. Buraya, bu çok iyi bildiği ama daha önce hiç görmediği bu yere nasıl geldiğini hatırlamaya çalıştı. Bulamadı. Kağıda “zor bir günün ardından” yazdı. Yenice pişmiş böreğin kokusu geldi burnuna. Kalbi sızladı.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.