
“Bize, arif olmanın yollarından birini söyler misin?” diye sorduk. Söyledi. Bu, odur.
“Ariflerin bütün ilgileri Mevlalarına adanmıştır, Mevlalarına dönüktür” demiştir bir güzel adam.
Bu şu demektir ki herkes kendi gözüyle baktığı için kendi gözüyle görür. Arifler ise kendi gözlerini kullanmazlar zira gözlerinin kendilerine ait olmadığını bilirler. Esasta onlar Hakk’ın kendilerine öğrettiği bir bakışla donanmışlardır ki bu bakış onları bir başka görme biçimine eriştirir.
Esasen arif, bir kez vuslata erdiğinde onun için artık o vuslattan dönüş yoktur. Bazen şevke gelip bazen tembellik etmek, bazen nefsinin yahut karşısındakinin rızasını gözetmek onun için olacak iş değildir. O bir kez gözlerini verip bakmayı satın almıştır ve onun için geriye kalan tek rıza biçimi Allah’ın rızasıdır.
Şurasını da düşün ki esasen seninle bir arifi birbirinden ayıran bir çizgi vardır. Sen halkla konuşurken halkla konuşursun. Arif ise halkla konuşurken de Hak ile konuşmaktadır.
Bunu şuradan anla ki Efendimiz (s.a.v.), adı kutlu Cebrail ile konuşurdu. Dışarıdan bakan Efendimiz (s.a.v.)’i, ashab-ı güzinden biriyle bir kenara çekilmiş de onunla konuşur zannederdi. Oysa esasta O (s.a.v.), o esnada adı kutlu Cebrail ile konuşuyor olurdu. Arifin konuşması da buna benzer. Sen onu seninle konuşur zannedersin ama o esasta seninle konuşmamakta, konuşmaya tek layık olanla konuşmaktadır. Anlayana ince meseledir. Yazan anlamaz. Anlayan yazmaz. Konuşan bilmez. Bilen konuşmaz.
Diyeceğim odur ki arifin alışverişi bildiğin matematiğin dışındadır. Arif olan almak için vermez. Vermek için de almaz. Verdiğinin karşılığında aldığı başkadır, aldığının karşısında verdiği başkadır. Ballar balını bulunca kovanının yağma olmasına izin verir arif.
Hatırla. Kur’an-ı Kerim “kalb-i selim”den söz etmektedir. Selamete erişmiş, karayı görmüş, kulaç atıp karaya çıkmış kalp. Olana razı, olmayana zaten razı kalp. Olanın olduğunu bilen, olacak olanın da olduğunu bilen kalp.
İyi düşün ki kalbi “selim” olan içinde başkasına kin, adavet, kibir, düşmanlık besleyemez. O kalpte kin de olabilemez, düşmanlık da.
Kalp “selim” olunca göz de görmeye başlar. İşte buna da “basiret” derler efendi. Baktığının önünü gördüğü gibi arkasını da, dışını gördüğü gibi içini de gören bir görüş.
Basiret arife eşyanın hakikatinin kapısını da açar. Maddi varlıkların, yani her biri fani olanların hakikati basiretle serilir arifin önüne.
Ayete daya kulağını: “Onlar ancak sizin ve atalarınızın verdiği isimlerdir.”
Arif bilir ki insanın eşyaya verdiği isim eşyanın hakikatine perde olmuştur. Müşrik diye Allah ile arasına eşyayı koyana derler efendi. Eşyayı bir kez Hak gözüyle, basiretle görse insan dediğin artık Allah’ı inkar edebilemez. Çünkü hakikatin sahibi tektir. Esasta hakikat da tektir.
Bak iyice kulak ver de dinle. İnsan güzeli Amiş Efendi dermiş ki “insan dağı dağ, taşı taş gördüğü sürece bir mürşide ihtiyaç duyar.”
Sen de zannediyorsun ki dağa bakınca dağı görmektir işin aslı. Dağa bakınca dağı gören gözdür efendi. Göz yanılır. Yanılmayan bakıştır.
Sen de zannediyorsun ki bir mürşide varınca dağa bakıp dağ görmeyeceksin de olağanüstü haller yaşayıp suyun üzerinde yürüyecek, havada uçacaksın. Hey yavrum hey. Sen mürşidi sirk eğitmeni, kendini de maymun mu sandın a şaşkın?
Mürşid diye sana bakmayı öğretene derler.
“Güzel düşünen güzel görür, güzel gören hayattan zevk alır” denilmiştir ya. Hah. “Safa” işte o.
Hoş safalarınız ola.
Allah. Eyvallah.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.