Yazarlar Sosyal medya aşısı

Sosyal medya aşısı

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Önce yargımı belirteyim: Aşı olmamak, tıpkı aşı olmak gibi en temel insan haklarından biridir. Kişi hem kendisi hem de sorumlu olduğu çoluk çocuğu için aşı olmama hakkını sonuna kadar kullanabilir. Herhangi bir yapı yahut devlet, kişiye aşı olmayı dayatamayacağı gibi aşı olmamayı da dayatamaz. Fıkıhtan bir tabir alarak söyleyecek olursam aşı meselesi “ibaha” alanının konusudur ve bütünüyle aşıya muhatap olan kişinin keyfine bağlıdır.

Bu, aynı zamanda “tedavi almama hakkı”na da benzer. Kişinin bir hastalıkla ilgili tedavi almama hakkı sonuna kadar bakidir. Örneğin anlatınlar doğruysa bir Rastafari olan Bob Marley, kendisine bir uzvunun kesildiğinde iyileşeceğine dair bir teklifle gelindiğinde bu teklifi dini inancı bakımından reddetmiştir.

Diğer yandan ülkeleri yöneten hükümetlerin asli vazifelerinden biri “kamu düzenini tesis”tir. Hükümetler, kamu düzenini “azami memnuniyeti sağlamak” ilkesiyle tesis ederler.

Bireysel haklar ve kamu düzeninin çatıştığı alanlar vardır, olmuştur, olmaya da devam edecektir. Örneğin müzik dinlemek bireysel hakkınızdır tabii ama müziğinizi komşularınızı rahatsız edecek şekilde dinlemek kamu düzeni ile çatışmanız sonucunu doğurur.

Dahasını da söyleyeyim. Bir grup aşı karşıtı insanın aşı karşıtlığını bir propaganda kampanyasına çevirmesi de, aşı karşıtlığının yaygınlaşması için uğraşmaları da son derece doğaldır.

Kendimce bazı tanımlamalar yaptığıma göre derdimi anlatacağım yere geldim sanırım. Bu malum virüs, kendiliğinden mi ortaya çıktı, bir laboratuvarda mı üretildi, bilemem. Bu malum virüsü dünyada güç ve iktidar sahibi bir takım odaklar dünyayı rahatça sevk ve idare edebilmek için mi kullanıyorlar, onu da bilemem.

Bildiğim şudur: Bu malum virüs yüzünden çok sayıda insan öldü.

Bildiğim başka bir şey de şudur: Bu malum virüsten kaçınmanın, kaçınabilmenin yollarından biri olarak “aşı” gösteriliyor bize. Aşının bu hastalık üzerindeki etkisini görmek içinse yoğun bakımda yatan hastaların, entübe durumda olanların ve hayatını kaybedenlerin aşısızlara oranına bakmaktan başka bir çare yok elimizde. Yok, çünkü çiçek aşısının 12 yıl süren bir araştırma döneminin ardından “stabil” hale geldiğini biliyoruz. Bu aşıların 2 yıl gibi kısa bir zamanda stabil olmalarının imkanı ve ihtimali olmadığını da biliyoruz doğal olarak. Ne var ki rakamlar ortada, hikaye ortada, mesele ortada. Laboratuvar virüsüyse de ortada, Bill Gates tarafından “dünyayı dizayn etmek için” kullanıyorsa da ortada.

Ona rağmen tekrar söylemeliyim ki “aşı olmayacağım kardeşim” diyene büyük saygı duyuyorum. Tercihidir ve kendi tercihini kullanmaktadır. Fakat iş “kamu düzeninin tesisi” meselesine gelince orada hep birlikte bir durmamız gerekir. Kamu düzeni sana “öğretmenliğe devam edeceksen ya aşı olacaksın ya PCR testi yaptıracaksın” dediğinde buna da itiraz edersen öğretmenlik yapmayacaksın. Uçağa binmeyeceksin. Toplantıya katılmayacaksın.

Çünkü bu başka bir şeye benzemiyor. Aşı yaptırmadığın zaman o virüsü bana bulaştırma ihtimalin arşa çıkıyor. Doğrudan hakkıma tecavüz ediyorsun. Daha doğrusu “kamu düzeni” bunu veri olarak böylece kabul ediyor. “Hem karnım doysun hem pastam dursun” tavrıyla olmuyor, olmaz.

Gelelim bir başka yere. Dilipak’ın “koronadan korur” diye önerdiği “bağışıklık sıvısı” 1.200 lira kardeşim. Nereden bileyim “aşı karşıtı lobi”nin finansmanını “bağışıklık artırıcı ilaçlar lobisi”nin sağlamadığını? Komplonun sonu da yok, ucu bucağı da gördüğünüz gibi. İş, aşı karşıtı mitingde dağıtılan lokumların içerisinde korona virüsü olduğu komplosuna kadar geldi dayandı. Hani korona yoktu ve siz onun için miting yapıyordunuz yahu? Lokumda, varlığına inanmadığınız korona virüs mü varmış yani? Zihin komplo çöplüğüne dönünce oluyor galiba böyle şeyler.

Aşı yaptırmazsan yaptırma ve fakat kamu düzenine uy. Mesele bu kadar basit. Bu basit meseleyi daha da zorlaştırma ki pandeminin ilk anından bu yana canhıraş şekilde çalışan sağlık çalışanlarımızın moralini bozma.

Pandeminin ilk anından beri bütün bildiklerini kamuoyu ile aracısız, teklifsiz, samimiyetle paylaşan Fahrettin Koca’dan utanır insan yahu. Tabiri caizse “hayatını ortaya koydu” hem Fahrettin Koca hem de bütün sağlık çalışanlarımız. Üstelik “aşı yaptırmak zaruri” denmedi topluma. Aşının bu hastalıkla mücadelede bilinen tek yöntem olmasına rağmen senin aşı yaptırmama kararına saygı duyuldu. Sen de bizim hayatta kalmak için, ülkemizi ayakta tutmak için, çocuklarımızın okula gitmesini devam ettirebilmek için uğraşmamıza biraz olsun saygı duy. Dünyanın merkezi sen değilsin. Dünyadaki tek bilgi senin sosyal medyadan devşirdiğin bilgiler değil. Kendi aklını sev ama ne olur aklımıza hakaret etmekten vazgeç.

Türkovac yakın zamanda tamam gibi duruyor. Sadece Türkiye’nin değil, dünyadaki tüm ötekilerin umudu ve şifası olmasını diliyorum aşımızın. Allah, bu melun hastalıktan tez vakitte kurtarsın bizi.

Bir de “sosyal medya ve komplolar aşısı” bulursak tamamdır bu iş.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.