Yazarlar Kılıç hakkıdır o beyefendi, başka savunma bul

“Kılıç hakkı”dır o beyefendi, başka savunma bul!

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı

“Osmanlı’dan kalan kültürel önemi haiz vakıf mülklerinin amacına uygun olarak kullanılması”na yönelik ilk kanun 1969 yılında düzenlenmiş. Bu tarihten itibaren, amacının dışında kullanılan, bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tutmuş kültürel değeri haiz mülkler Vakıflar Genel Müdürlüğü uhdesine alınmaya başlamış.

Kanunun amacı doğal olarak Osmanlı vakıflarından kalma kültürel miras özelliği gösteren binaların kaybolmasını önlemek olarak belirlenmiş. Bu kanunla “Osmanlı modernleşmesi”nin ilk yılları diyebileceğimiz 1820’lerden tek partili Cumhuriyet idaresinin son yıllarına, yani 1950’lere kadar kimi maarif vekaletine, kimi orduya, kimi belediyelere, kimi başka kurumlara geçmiş ve amacının dışında kullanılan kimi binalar “devlete” geri dönmüş.

2008 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla bu kanunun kapsamı genişlemiş. Köken itibariyle “vakıflara ait olan” kültürel mirası Kültür Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü eliyle uhdesine almaya başlamış. 2008 yılından bu yana 1.000 civarında bina kamu kurum ve kuruluşlarından bu yöntemle devralınmış…

2019 Nisan’ında, Kültür Bakanlığı bu kanun kapsamında İstanbul’un sembol yapılarından biri olan Galata Kulesi’ni de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden devirle Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün uhdesine almış. Dikkat isterim: Henüz İBB Başkanı’nın kim olacağı belli değildir. Seçim yenilenme kararı alınmıştır.

Bu burada bir dursun.

Kulenin son 30 yıllık serencamını şöyle böyle bilirim. Vaktiyle özel bir girişime 50 yıllığına kiralanmıştı. İçkili bir lokanta işletiliyordu burada. Yanılmıyorsam Kadir Topbaş’ın belediye başkanlığı döneminde bu 50 yıllık kontrat bitti. Hatta yine yanılmıyorsam Kadir Topbaş, kontratın bitmesinden birkaç yıl evvel bu “içkili lokanta” işine bir son verdirdi. Kontrat bitiminde İBB bir yenileme yapmadı ve kulede bu kez Beltur bir kafe-lokanta işletmeye başladı. Ayrıca kule halkın kolayca ziyaret edebileceği bir düzeneğe de kavuşmuş oldu.

Her iki biçiminin kullanımı da yanlıştı bana kalırsa. İçkili ya da içkisiz. Böylesi bir anıtsal yapıda lokantanın kafenin işi olmamalı.

Galata Kulesi’ne yakışan müze olmaktır.

Bu da burada bir dursun.

Belki muttali olanlarınız vardır. Kültür Bakanlığı, ilan ettiği “kültür yolu projesi”nde Galata Kulesi’ni müzeleştirme işinin de yer aldığını duyurdu geçenlerde. Bence iyi proje.

Ve yine geçenlerde İBB, Kültür Bakanlığı’nı mahkemeye vererek Galata Kulesi’nin tekrar İBB’ye verilmesini talep etti. İBB, Galata Kulesi’ni geri almaları durumunda orada bir “panoramik müze” yapacaklarını ilan ettiler. Bence bu da iyi proje.

Mahkeme safahatı devam ediyor bildiğim kadarıyla…

Galata Kulesi, Fatih Sultan Mehmet Han’ın kurduğu “Kule-i Zemin Vakfı”nın kayıtlı malı. Kültür Bakanlığı, Galata Kulesi’ni bu vakfın vakfiyesine istinaden ve mevcut yasalara göre devralmış zaten.

Hatırlayanlarınız olacaktır. Geçen hafta İBB Başkanı İmamoğlu, Kültür Bakanı’na bir açık mektup yazarak “yapılanın yanlış olduğunu, bu yanlıştan dönülmesi gerektiğini, kulenin İBB’ye devrinin temin edilmesini” talep etmişti.

Gelelim meselenin ek yerine. Normalde “standart bir politik itişme” deyip geçeceğim bir meseleyi niçin köşeme taşıdığım sorusunun cevabına yani.

İBB Kültür Varlıkları Daire Başkanı Mahir Polat, Karar Gazetesi’ne verdiği ve İBB’nin bu konudaki tezlerini anlattığı söyleşisinde noktası noktasına şunları söylüyor: “Biz, 6. yüzyılda Bizans döneminde yapılmış, Cenevizliler tarafından onarılmış, İstanbul’un mütemmim cüzlerinden bir yapının vakıf kültür varlığı olmadığını anlatmaya çalışıyoruz.”

Bence çok temiz anlatmış derdini Mahir Polat. Fethedilen bir şehrin herhangi bir yapısının vakıf malı olamayacağını, Fatih Sultan Mehmet’in Galata Kulesi’ni, Bizans surlarını, su kemerlerini, Ayasofya’yı yahut “kılıç hakkı” olarak devletin uhdesine geçen hiçbir yapıyı “vakıf malı” haline getiremeyeceğini söylüyor.

Muazzam bir tez bu. Kendilerini Cenevizlilerin, Roma’nın, Bizans’ın devamcısı sayanlar bayılırlar bu teze. Veriverelim o zaman Dikilitaş’ı, Sahn-ı Seman’ı, Ayasofyaları, surları falan “gerçek” sahiplerine… Üzülmesinler biz İstanbul’u aldık diye.

Benim “bu galiba standart bir politik itişme değil” dediğim yer tam burası. Mahkeme Galata Kulesi’ni İBB’ye verir mi bilmem, bilemem.

Ama bildiğim şudur: Galata Kulesi de bilcümle İstanbul toprağı da dedemiz Fatih’in bileğinin hakkıyla aldığı, kılıcıyla hak ettiği yerlerdir. Bu konudaki ayarımızla oynamak ise kimsenin hak ettiği bir şey değildir. Bu çirkinliği yapmamak lazım gelir.

“Fatih Galata’yı kılıçla almadı ki?” diyeceklere bir not: Doğru. İstanbul’u alınca Galata teslim oldu kendiliğinden. Galata, İstanbul’un yüzgörümlüğü yani bir bakıma.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.